Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

'Batı demokrasisi' palavrası: Venezuela haydutluğu Avrupa'yı anında hizaya getirdi

Trump’ın Venezuela’ya yönelik açık egemenlik ihlali karşısında Avrupa başkentleri net bir tavır almaktan kaçındı. Kimi ülkeler müdahaleyi açıkça desteklerken, kimileri belirsiz bir “hukuk” söylemiyle ABD'ye örtülü bir destek sundu. "Avrupa demokrasisi" yalanı bir kez daha ortaya saçıldı.

Dış Haberler

Yayın Tarihi: 05.01.2026 , 15:52

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, iki gün önce Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu haydutça alıkoyarak, uluslararası hukuk açısından açık bir egemenlik ihlalinde bulundu. ABD, Maduro’yu kaçırırken yalnızca bir hükümeti kendince gayrimeşru ilan etmekle kalmadı; Venezuela’yı fiilen yöneteceğini ve petrol endüstrisini kontrol altına alacağını duyurdu.

Bir ülkenin liderinin başka bir devlet tarafından zorla tasfiye edilmesi, “demokrasi” ya da “insan hakları” başlığı altında meşrulaştırılamayacak bir haydutluk örneği olarak kayda geçti.

Avrupa’nın sessizliği tam da bu noktada belirleyici oldu. AB ülkeleri, bu müdahaleye karşı net bir siyasi tavır almak bir yana, ya suskun kaldı ya da süreci dolaylı biçimde meşrulaştırdı.

Maduro karşıtı söylemlerle ABD'ye örtülü kalkan 

Avrupa başkentleri, ABD'nin haydutluğuna dikkat çekmek bir yana, Haziran 2024’te yapılan ve hileli olduğunu iddia ettikleri seçimlerden bu yana Maduro’yu Venezuela’nın meşru lideri olarak tanımadıklarını hatırlatmakla yetindi. Bunun ötesinde bir tavır takınmayan Avrupa ülkeleri, bulanık bir "uluslararası hukuka saygı" çağrısı yaptı.

Avrupa bir yandan da, Nobel ödüllü Batı kuklası muhalefet lideri María Corina Machado’yu, "Maduro'nun yerine gelmesi gereken isim" olarak savundu. ABD Başkanı ise, Avrupa'nın bu çağrısını reddetti.

Trump’ın Machado’yu açıkça reddetmesi bile Avrupa'nın bir tavır almasına yetmedi. Trump, Machado’nun Venezuela’da hiçbir karşılığı olmadığını savunurken, Avrupalı liderler onu “iktidara layık muhalefetin” temsilcisi olarak benimsedi. ABD’nin aynı figürü tasfiye etmesine ve Trump'ın Venezuela'yı kendilerinin yöneteceğine dair beyanlarına ise sessiz kalındı.

Ülke ülke Avrupa: Laf geveleme var, itiraz yok

Kıtada bazı ülkeler açıkça Trump'ın operasyonuna destek verirken, bazıları ise ABD'ye karşı çıkmamak için adeta kıvrandı.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Maduro’yu “acımasız bir diktatör” ilan ederken, ABD’nin eylemlerinin yasallığını tartışmanın “zamanı olmadığını” söyledi. Hukukun tam da böyle anlarda askıya alınması, Avrupa’nın gerçek önceliklerini açığa çıkardı.

İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ise ABD müdahalesini doğrudan “savunma operasyonu” olarak nitelendirdi. Böylece Avrupa’nın bir bölümü yalnızca sessiz kalmakla yetinmedi, Washington’un çizgisine açık destek verdi.

Diğer ülkeler ve AB yetkilileri ise bu kadar açık olmasa da ABD'nin bu emperyalist müdahalesine utangaç bir şekilde destek verdi.

AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas “BM Şartı’na saygı” vurgusu yaparken, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen tartışmayı geleceğe havale etti. Almanya “hukuki değerlendirme karmaşık” dedi. Fransa Dışişleri "temkinli" konuşurken, Cumhurbaşkanı Emmanuele Macron, Maduro'nun düşmesi "her türlü iyi" olduğunu iddia etti. İngiltere Başbakanı Keir Starmer ise uluslararası hukukun önemini hatırlatmakla yetindi.

AB devletleri, ABD'ye gizli veya açık bir şekilde destek verirken, Avrupa halkları, Venezuela'yla dayanışmasını gösterdi. Belçika’nın başkenti Brüksel’de ABD Büyükelçiliği önünde toplanan yüzlerce kişi, ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini protesto etti. "Venezuela'da savaşa hayır", "Venezuela petrolleri Venezuela'nındır" yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, ABD'nin Venezuela'ya saldırısına son vermesini istedi.

Trump karşıtlığı NATO sınırına kadarmış

Avrupa, Ukrayna savaşı boyunca “Rus tehdidi” söylemi üzerinden Trump’ın NATO’ya mesafeli tutumuna karşı yüksek sesle itiraz etmişti. NATO’nun geleceği, Avrupa güvenliği ve transatlantik bağlar konusunda feryat eden başkentler, Trump’ın Venezuela’daki haydutluğu karşısında hızla hizaya girdi.

Trump'ın NATO üyesi Avrupa ülkeleriyle atışması, büyük bir kesim tarafından "Trump-Avrupa gerilimi derinleşiyor" şeklinde yorumlanıyordu.

ABD’nin açık egemenlik ihlali karşısında Avrupa’nın sergilediği bu tutum, Trump karşıtlığının da sınırını ortaya koydu: Öz çıkarlar söz konusuysa itiraz, ABD’nin emperyal müdahaleleri söz konusuysa sessizlik var.

Avrupa’nın 'demokrasi' sicili zaten kabarıktı

Venezuela, Avrupa’nın demokrasi iddiasının çöktüğü ilk örnek değil. Daha önce Rusya konusunda alınan kararlar, bu söylemin hiçbir karşılığı olmadığını açıkça göstermişti. Rus spor takımlarının, sporcuların, sanatçıların ve kültürel etkinliklerin hedef alınması; bir halkın kolektif olarak cezalandırılması, Avrupa’nın “ifade özgürlüğü” ve “bireysel sorumluluk” ilkelerinin ikiyüzlülüğünü ortaya koymuştu.

Özellikle Almanya’da devlet eliyle yürütülen baskılar bu tabloyu tamamladı. Gazze’ye yönelik İsrail saldırılarını eleştiren gazeteciler, sanatçılar ve akademisyenler susturuldu; etkinlikler iptal edildi; fonlar kesildi. Avrupa’nın en büyük ekonomisinde ifade özgürlüğü, devlet politikasıyla sınırlandırıldı.

Venezuela’da yaşananlar, Avrupa’nın demokrasi ve hukuk iddialarının bir kez daha içinin boş olduğunu gösterdi. Egemen bir ülkenin liderine yönelik ABD müdahalesi açık ya da örtük biçimde onaylandı; uluslararası hukuk askıya alındı; “değerler” söylemi rafa kaldırıldı.

Avrupa, Trump’a veya demokrasiye dönük yalnızca kendi çıkarları izin verdiği ölçüde konuşuyor. Bunun ötesinde, "Avrupa demokrasidir" diyen herkes, artık açık bir yalanı tekrar ediyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.