Sayfa yolu
Basın emekçileri anlatıyor: Hakkımızı istemek lütuf değil ama patronlar böyle davranıyor
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 20.11.2025 , 14:58 Güncelleme Tarihi: 20.11.2025 , 15:02
Türkiye’de gazetecilik her geçen yıl daha fazla baskı, daha az özgürlük ve daha kötü çalışma koşullarıyla anılıyor. Medyada giderek derinleşen ücret adaletsizliği, uzun çalışma saatleri, kurumsal baskılar ve iktidarın sistematik müdahaleleri, mesleği yapanların da umudunu aşındırıyor.
İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı'ndan Hazal Güven ve Sena Sarıvaz, sektörde çalışan iki gazeteciyle hem ekonomik koşulları hem de siyasal baskıyı konuştu. Patronların Ensesindeyiz web sitesinde yayımlanan bu söyleyişi soL okurlarıyla paylaşıyoruz.
Gazetecilik pek çok anlamda yapılması imkânsızlaşan bir yola gidiyor. Sizce durum ne?
Y.İ. bu soruya “Eskiden de çok kolay değildi” diyerek başlıyor. Ona göre Türkiye’de gazetecilik tarihsel olarak hiçbir zaman özgür bir alan olmadı:
“Bu ülkede gazetecilik, Osmanlı sarayından holding patronlarına uzanan bir gelenek içinde hep bir sermaye gücünün elinde şekillendi. Dolayısıyla ‘rahat gazetecilik’ diye bir şey yoktu. Bugün ise sektör daralmış, nitelikli gazeteci sayısı dramatik biçimde azalmış durumda. Ucuz işgücü mantığı mesleği felç etti; herkes gazeteci, herkes içerikçi…”
A.G. de benzer bir çerçeve çiziyor:
“Emeğin karşılığıyla alınan ücret arasındaki uçurum akıl almaz. Bir haberi doğrulamak, yazmak, görselleştirmek, SEO’ya uyarlamak saatler sürüyor ama sonunda aldığın para çoğu zaman bir kira bile etmiyor. Dijital medya patronlarının ‘haberi hızlı gir, detay sonra’ baskısı, gazeteciliğin özünü yok etti. Artık doğruluk değil trafik önemli.”
'Bu mesleği şu an para için yapan yok'
Türkiye’de milyonların yaşadığı ekonomik sıkışma medya sektörünü nasıl etkiliyor? Siz neler yaşıyorsunuz?
Uzun yıllardır editörlük yaptığını belirten A.G. şöyle anlatıyor:
“Tecrübeme rağmen asgari ücretin bir tık üstünü alıyorum. Bu sektörde tanınmış ya da torpilli değilseniz maaşınız değişmez. Ekonomik olarak çok zorlanıyoruz. Bu mesleği şu an para için yapan yok. Daha çok ‘madem bu işe bu kadar vakit ayırıyorum, bari üç beş lira karşılığı olsun’ duygusuyla sürüyor insanlar.”
Siyasi baskı, sansür ve iktidarın medya üzerindeki kontrolü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gazetecilere göre bu meslek, artık yalnızca parası olanın yapabildiği bir iş haline gelmiş durumda. En büyük tehditse sansüre alışma hali:
“Ben bu ülkede sansürsüz bir medya kuruluşu görmedim. Tırnak içinde ‘muhalif’ olanlarda bile sansür var. Reklam baskısı, sermaye baskısı… Gazetecilik artık parası olanın yapabildiği bir iş. Baskı artık sadece yasaklarla değil, alışkanlıkla işliyor. Sansür bazen RTÜK’ten değil editöründen geliyor. Bazen de maaş bordrosundan. Tele1 örneği gibi karartmalar, reklam yasakları, yıldırma taktikleri… Bunlar artık vaka-i adiyeden.”
Gazetecilik gibi yoğun ve riskli bir meslekte asgari ücret teklif edilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Yanıt net ve ortak:
“Komik. Hem de acı bir şekilde komik.”
A.G. şöyle açıklıyor:
“Bir muhabir gece yarısı yangına koşuyor, sabaha kadar dava dosyası okuyor, linç edilme ihtimaliyle bir paylaşım yapıyor ama aldığı maaş faturalarını bile zor ödüyor. Bu sadece gazeteciye değil, hakikatin kendisine biçilen değerdir.”
'Ölmeyecek kadar yaşayın mantığı'
Birçok gazeteci 212 olarak bilinen basın sigortası yerine ‘büro çalışanı’ olarak sigortalanıyor. Bu durum haklarınızı nasıl etkiliyor?
“Yaklaşık 10 yıldır basından sigortalıyım ama biz azınlığız. İşverenler prim yüksek diye 212 istemiyor. Ulaşım indirimi dışında eskisi gibi avantajı da kalmadı. Gazeteciyi büro çalışanı gibi göstermek, aslında mesleğin gerçek niteliğini yok saymak demek. Gazetecinin haklarını kırpmak için kullanılan bir yöntem.”
Medya kurumları neden ağırlıklı olarak asgari ücrete yöneliyor?
Her iki gazetecinin yanıtı aynı yere çıkıyor:
“Çünkü işveren için haber etik bir sorumluluk değil, trafik verisi.”
A.G. ekliyor:
“Adı üstünde, ‘ölmeyecek kadar yaşayın’ mantığı. Gazetecinin tiyatroya gidecek, kitap alacak, kendini besleyecek geliri yok. Fakat fikir üretmek için zihinsel beslenmeye ihtiyacımız var.”
Gazeteciliğin yeniden saygın ve güvenceli bir meslek hâline gelmesi için neler değişmeli?
Y.İ. şöyle anlatıyor:
“Gazeteciliğin ne olduğu yeniden hatırlatılmalı. Toplum da biz de mesleğe inancımızı kaybettik. ‘Gazetecilik nedir, ne değildir?’ sorusu yeniden sorulmalı. Haklarımızı istemek lütuf değil ama patronlar böyle davranıyor.”
İki gazeteci de aynı noktada buluşuyor: Bu mesleği ayakta tutan tek şey hâlâ gerçeği yazma isteği. Ama bu istek her geçen gün daha fazla baskıyla, daha fazla yoksullukla ve daha fazla umutsuzlukla sınanıyor.
Peki, karşı karşıya olduğumuz bu karanlık tablo, mesleğimizin fıtratı mıdır? Ya da değişmez bir kader midir? Bizlere dayatılan bu çaresizliği kabullenmeyi reddediyor; gücümüzü biliyor ve yeniden hatırlıyoruz:
Omuzlarımıza yüklenen sorunlar karşısında bir arada olmanın önemini biliyoruz. Mesleğimizi yaparken; ağır koşullar altında ezilmek, sömürülmek, baskılanmak ve yalnızlaşmak zorunda değiliz, biliyoruz. Bizler de birer emekçi, birer işçiyiz ve o yüzden de ancak bir araya geldiğimizde güçlüyüz, biliyoruz.
Patronların Ensesindeyiz İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı, onurlu ve insanca bir yaşam için tüm emekçi arkadaşlarımızı mücadeleye çağırıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.