Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Baş aşağı asılan Mondrian

Bu noktadan itibaren sadece resimsel öğelerle değerlendirme kısmını da bir kenara bırakıp, marka ve pazarlama ile resmin değeri arasındaki ilişkiyi anlamamız gerekiyor.

Fide Lale Durak

Yayın Tarihi: 06.11.2022 , 09:19 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Geçtiğimiz hafta çıkan ve bir arkadaşımın benimle paylaştığı haberde özetle şöyle yazıyordu: “Piet Mondrian’ın 1941’de yaptığı ‘New York 1’ adlı resmin 75 yıldır ters sergilendiği ortaya çıktı. Durumu fark eden sanat tarihçi, 1944 tarihli Mondrian’ın bir gazete fotoğrafından yola çıkarak, yıllardır çeşitli müzelerde sergilenen halinin yanlış olduğunu söyledi. Ancak, resmi sergileyecek olan Sanat Vakfı Müzesi, resim yıllardır ters sergilendiğinden değer kaybına uğramaması için ters sergilemeye devam edeceklerini belirtti.

Piet Mondrian, 1941, “New York 1”. (Solda: ters; sağda: düz)

Mondrian’ın resminin tersinin düzünün anlaşılması zor. Renkli bantlar kullanılarak geometrik şekillerle oluşturulan resim, bir soyut resim. Soyut olduğu için anlaşılmaz değil elbette. Resim farklı boyutlarda ve renklerde karelerin üst üste bindirilerek ve birbirini kesecek şekilde yerleştirilmesiyle oluşuyor. Sonsuzluğa uzanan mavi, kırmızı, sarı renk kareler uzayda bir örüntü oluşturuyor ve bu uzay örnekleminden tuval boyutunda bir kare kesit seçiliyor. Bir taraftan, geometrik şekil olarak kare, dört yüzünden de kare olarak görüneceği için tersi düzü yok ama kareler üst üste binen şekillerden bir resme dönüşebildiği noktada, diğer resimsel öğeler gibi tersi düzü de önemli hale geliyor. Tabii, David Fincher’ın Se7en filminde olduğu gibi katil, ters asılmış bir resimle bir sonraki kurbanı hakkında ip ucu bırakmıyorsa… Uzayda tasarlanmış bir kompozisyondan hangi küçük kare kesitin resimsel değer ifade ettiğini ise sanatçı belirliyor. Bu noktada duygusal olarak etki etme, anlatmak isteneni daha iyi anlatmanın yollarını aramak gibi gayeler yok. Tamamen “resimsel öğelerin resim için yeterli olması” belirleyen. 

Soyut resmin ne olduğu ile ilgili basit bir Google aramasında bile sayısız tanım çıkıyor. Bu tanımların ortak noktası ise, figürün ve gerçekçi elemanların resimden dışlanmış olması, renk ve şekillerle bir tür ifade biçimi olması yönünde.  Bu şekilde tanımlamak fazlasıyla eksik ve soyut resim için genel bir tanım yapmanın her zaman bırakacağı boşluklar olacaktır. Mondrian’ın soyut resmini anlamak için biraz daha derinleştiğimizde sanatçının amacına, felsefesine ve tarihsel izlerine bakmak gerekiyor ve bu her sanatçı için değişkenlik gösterdiğinden (belli bir akım çerçevesinde üretim yapanlar için dahi geçerli) genellemelerle anlaşılması oldukça zor. 

Mondrian 1872 Hollanda doğumlu, Kraliyet Akademisi’nde sanat eğitimi alıyor. Dönemin her iddialı sanatçısı gibi bir süre sonra Paris’e taşınıyor ve 1911 civarında Picasso’dan etkileniyor. Kendine özgü bir resimsel dil oluşturabilmek için 1912 – 1917 yılları arasında kuramsal ve plastik araştırmalara eğiliyor ve bu dönemin sonunda adına Neo Plastisizm diyeceği yeni bir akıma ulaşıyor. Neo Plastisizmin ana belirleyeni ilkel renkler ve geometrik şekiller arasındaki ilişkisellik. Bu açıdan modern sanatın önemli taşlarından kübizm ve fovizmden ilham alıyor. Felsefi açıdan ise, kendisini rasyonalizme dayandırıyor. Duyguların, insanın odaklanması önünde engel olduğunu ve bu yüzden duygular yerine mekanik olarak birbirini tekrar eden monotonluğun insanı düşünsel olarak yücelteceğini söylüyor. 

“New York 1” resminde -neo plastisizm ile yapılan diğer resimlerde de- izleyen duygusal bir bağlam oluşturamadığı için resim ile kurulması gereken ilişki resimsel öğeler ile sınırlı kalıyor. Diğer taraftan, en teknik resimle bile duygusal bağ kurarız, çünkü sadece rengin kendisi insanda duygu oluşturan bir etkiye sahiptir. Sadece sanatçının neyi düşünerek yaptığı değil, eğitimli bir gözün resimden ne anladığı da önemlidir. Bu yüzden, sanatçı eseri tamamlayıp paylaşıma açtığı andan itibaren sanatçının ve izleyenin algısındaki resim arasında doğal bir açı oluşur.  

Sanatçının tercihinden yola çıkarak resmi, resimsel öğeleri ile değerlendirmek istediğimizde; sıcak-soğuk renk dengesi, boşluk-doluluğu (espas), kompozisyonun dengesi ve sadece fotoğrafından anlayamayacağımız plastik gibi değerleri öne çıkmak zorunda. Dolayısıyla resmin teknik ve düşünsel yönü göz önünde bulundurulmalı. Burada oluşturulması gereken en güçlü bağlam sanatçının felsefesinde düğümleniyor. “Şeylerin özüne” varmaya çalışan bir anlayışla hareket eden Mondrian, tıpkı soyut resmin önemli ismi Kandisky gibi mistik biri. Doğadaki şeylerin, salt renkler ve şekiller ile ifadesinde asıl kalıcı olan “gerçeğe” ulaşma çabası var. Dolayısıyla sanatçının düşüncesi, Platon ile başlatabileceğimiz izleğin en ileri ucu olarak en fazla Hegel’e varabiliyor. İyi resim olmasıyla sanat tarihçilerin hakkını verdiği, kişisel olarak da etkili bulduğum, Mondrian’ın tuvallerindeki sonsuzluk kesitleri kendinden sonrası için de ilham verici oldu. Özellikle mimari üzerindeki etkisi sarsıcıdır. Ancak, idealize edilen sanatsal öz, idealizmin kadük ucunu elinde tutuyor. Marx’ın, Hegel’in idealizmini ayakları üzerine basar hale getirdiği gibi sanatsal olarak da ileri olanı zorlamak gerekiyor.  

Haberde yer alan ve asıl üzerinde durulması gereken konu ise, resmin değer kaybetmemesi için ters asılmaya devam edeceği. Bu noktadan itibaren sadece resimsel öğelerle değerlendirme kısmını da bir kenara bırakıp, marka ve pazarlama ile resmin değeri arasındaki ilişkiyi anlamamız gerekiyor. Bu anlama çabası ise ancak sezdiğimiz saçmalığı değiştirmek istediğimizde bir anlam kazanacaktır. Tıpkı Mondrian’ın resminin neden iyi resim olduğunu anlamamızın, aynı zamanda onu ayakları üzerine dikebilme fırsatını veriyor olması gibi.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.