Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bartholomeos’un kaç tümeni var?

Pentagon’un Orta Çağ artığı manevi temsilcilerinin etkisini hafife almamak gerekiyor. Ancak etki alanlarının tümen sahiplerini harekete geçirmek üzerine kurgulandığını unutmamak koşuluyla…

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 31.10.2025 , 00:29 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 23:00

İkinci Dünya Savaşı döneminde antikomünist cephenin başat aktörleri arasında etkin bir yer tutan Vatikan’ın Sovyet karşıtı kışkırtıcı tutumuna dair Stalin’in ünlü değerlendirmesi biliniyor: “Papa’nın kaç tümeni var?” 

Stalin’in bu sözü hangi bağlamda kullandığı bilinmesine rağmen, burjuva tarihçileri arasında genelde “Stalin’in cahilliği”ne gönderme yapılır. İspata ihtiyaç duymayacak kadar yüksek kalibreli Stalin, bu ifade ile Papalığın siyasi gücünü hafife almıyor, yalnızca siyasette güç ilişkilerinin son sözü belirlemesine atıfta bulunan somut gerçeği dile getiriyordu.

Nihayetinde Roosevelt’in Sovyetler Birliği ile Hitler karşıtlığı başlığında yakınlaşması en fazla dönemin Papası XII.Pius’u rahatsız etmişti. Roosevelt, 1941 Eylül ayında özel temsilcisi Myron C. Taylor’ı Vatikan’a göndermişti. Roosevelt, özel temsilcisi Taylor ile Papa’ya gönderdiği mesajında, deyim yerinde ise, Papa’nın histerik anti-komünizmine gem vurmak istercesine, Papa’nın Sovyetler Birliği’ne karşı izlediği “Haçlı Seferi Doktiri”ninden vazgeçmesini talep etmişti! Fakat bu ileti Vatikan’da öfke ile karşılandı. Papa’nın sağ kolu ve sağcılıkta faşizan ekole en yakın isim Başkardinal Tardini, Roosevelt’in talebini reddederek, öfkesini şu sözlerle ifade etmişti: “(...) Aziz Makam Bolşevizme dair yeni bir açıklamaya ihtiyacı bulunmuyor. Kendi payıma, komünizmin yok olmasından mutluluk duyarım.”1

Tümeni olmayan Papa, tümeni olan gücü komünizme karşı kışkırtmaya çalışıyordu. Bu tarihsel arka planın da referans verdiği gibi, Pentagon’un Orta Çağ artığı manevi temsilcilerinin etkisini hafife almamak gerekiyor. Ancak etki alanlarının tümen sahiplerini harekete geçirmek üzerine kurgulandığını unutmamak koşuluyla…

Yunanistan Ortodoks Kilisesi’nin Amerikan bağları

Yunan Ortodoks Kilisesi, Yunanistan iç savaşı yıllarında ABD’nin Atina Büyükelçiliği üzerinden yönetilirdi. Liberal tarihçi Andreas Sterigou, 1952 yılı itibariyle Yunanistan’da üç merkezli anti-komünist odak betimler: Birinci anti-komünist odak, kraliyet sarayıdır. İkinci odak, “Parakratos” yani Yunan kontrgerillası. Üçüncü odak, “ve belki de en önemlisi ise” diye kaydeder, “ABD Atina Büyükelçiliği” ... Ve şu değerlendirmede bulunur: “ABD Atina Büyükelçiliği’nin Yunan iç siyasetine müdahaleleri sayesinde Yunanistan’ın “özgür dünya”yla bağları güvence altına alındı.”2

Yunan büyük sermayesinin yönetme aygıtını tanımlayan İkinci Dünya Savaşı sonrasının “kutsal üçlü”sü yani kraliyet – hükümet/kontrgerilla – ordu sac ayağı, Amerikalı büyükelçinin de pişkinlikle yinelediği “Kutsal Üçlü”ydü.   Aslında bu üçlünün dördüncü ayağı da vardı ve Yunan Ortodoks Kilisesi, Rus Ortodoks Kilisesi’nden farklı olarak istisnasız düzeyde egemen siyaset lehine tutum almıştı ve bir kilise formatının çok ötesinde ileri derecede Amerikancı bir eksende hareket ediyordu... Halk ile temas halinde olan alt düzey papazlar tenzih edilmek koşulu ile, bir bütün olarak Yunan Ortodoks Kilisesi hem iç savaş sürecinde hem de Soğuk Savaş döneminde ABD Büyükelçisinin ve Yunan kralının sözünden çıkmamış, komünizm düşmanlığı konusunda kesintisiz propaganda ve koordinasyon faaliyeti yürütmüştür. Bugün açısından da durum değişmemiş, Yunan Ortodoks Kilisesi Yunan gericiliğinin kurmay ekibi içinde olmaya devam etmektedir.

ABD’nin Fener Patrikliği merakı

ABD teopolitiğinde öteden beri Fener Patrikliği’nin özel bir yeri var. Fener’i temsilen patrik Bartholomeos’un geleneksel “eşitler arasında birinci” olma durumunun ABD din siyaseti açısından önemi Trump ile başlamadı. Zaten ABD’de siyasete başkanlar yön vermez, tekelci sermayenin öncelikleri yön verir. Dolayısıyla ABD emperyalizminde Demokratlar ya da Cumhuriyetçiler ayrımı tüm diğer başlıklar gibi din siyasetinde de tekelci sermayenin çıkar ve önceliklerine göre belirlenen bir eksende gelişir. Eskiden Sovyetler Birliği’ne dönük siyasal girdilerle şekillenen ABD’nin Ortodoks Kilisesi din siyaseti (çünkü Ortodoks Kilisesi’nin kitlesinin büyük çoğunluğu reel sosyalist ülkelerde yaşıyordu), sonrasında Rusya ve diğer Ortodoks dünyasına dair güncellemelerle şekil almıştır.

Soğuk Savaş döneminin Fener Ortodoks Patrikliği ABD açısından o kadar önemliydi ki Truman, özel uçağıyla yeni seçilen ABD vatandaşı Athinagoras’ı 26 Ocak 1949’da New York’tan Yeşilköy Havalimanı’na yolcu ediyordu. Alman Tarihçi Friedrich – Wilhelm Fernau, Truman ile Athinagoras’ın “özel dostluğu”na dikkat çekerek şu cümleye yer veriyordu: “Athinagoras’ın Ökümen Patriklik seçimini kazandığı bilgisi kendisine ulaştırıldı. Başkan Truman’ın özel uçağıyla yeni Patrik Atlantik üzerinden Haliç’e ulaştırıldı."3 Dönemin Türkiye Cumhuriyeti hükümeti, ABD’nin emrini yıldırım hızıyla yerine getirerek patrik ilan edilip, paraşütle koltuğuna yerleştirilen ABD vatandaşı Athinagoras’a T.C. vatandaşlığı veriyordu.

Fener’e ökümenik vatikanlaşma, Diyanet’e hilafet görevi

ABD tarafından seçilip Türkiye’ye ihraç edilen Athinagoras, Fener Patrikliğini ABD yardımıyla ulusal sınırların ötesine taşıması ile ün yaptı. Athinagoras ile Fener Patrikliği Lozan Antlaşması’nın sınırları dışına çıkarak, simgesel anlamının ötesinde misyonlar üstlendi. Bizzat Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından karşılanıp kollanan yeni patrik, Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde batı ekseninde tutulmasında da önemli görevler üstlendi. “Athinagoras’a kadar, Cumhuriyetin 25 yılı boyunca Yunanistan’ın patrikhaneye belirli bir sahip çıkma tavrı vardır. Athinagoras ile patrikhane ‘uluslararasılaşmış’ ve devreye ABD girmiştir. Bu dönem artık ABD’nin patrikhane ile doğrudan ilgilenmeye başladığı dönemdir.”4 İnönü ya da Menderes-Bayar ikilisi… Anti-Sovyet cephede tam boy Amerikancılıkta kutlu yarışa angaje olmakta ellerini hiç korkak alıştırmadılar.

Dün anti-Sovyet cephede Amerikan levazımatçılığı yapan Türkiye hâkim sınıflarının benzer içerikli farklı renkleri, bugün NATO’nun Rusya’yı kuşatma siyasetinde Kiev Ortodoks Kilisesi’ne iltimas geçen “eşitler arası birinci” Bartholomeos’un Amerikancı din siyaseti ile uyum içindedirler. Mesele üç-dört bin kişilik Fener Ortodoks patrikliğinin etki alanının çok ötesine taşmıştır. Ortodoksluk teolojik fıtratı gereği Vatikan tipi bir örgütlenmeye uygun olmamakla beraber, Bartholomeos’un ökümen olup olmaması ABD teopolitiği açısından son derece önemlidir.  Bu önem, patrikliğinin Ortodoks dünyasında yönlendirici bir konuma ulaştırılması ile doğrudan ilgilidir. ABD, bunu şiddetle istemektedir, çünkü ökümen patriği yöneten, tamamını olmasa da Ortodoks Kilisesi’nin irice bir bölümünü de yönetebilecektir. Birinci neden budur.

Türkiye ilericiliğinin yanıtı ne olacak?

İkinci neden ise doğrudan Türkiye ile ilgilidir. Sömürge valisi Barrack’ın alıştıra alıştıra söylediği üzere, Osmanlı millet sistemi için laikliğin tasfiyesi gerekmektedir. Türkiye dinci gericiliğinin AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın büyük hoşgörüyle karşıladığı bu yeni millet sistemi paketi içinde laikliğin bir bütün olarak tasfiye edilmesi zorunluluktur. Ortaya çıkacak olası tablo, Ortodoksluk için Türkiye içinde nasıl ekümenik üzerinden bir tür vatikanlaşma öngörülüyorsa siyasal İslam için de hilafet çığırtkanlığına zemin sunan uygun bir planlama düşünülmektedir.

Bartholomeos’un kaç tümeni var sorusunun yanıtı, Türkiye ilericiliğinin ulusal ve uluslararası siyasal gericiliğe vereceği örgütlü yanıt ile okunduğunda anlamlı bir bütün olabilecektir. Fener’in Osmanlı millet sistemi içindeki statüsü tartışması, laikliğin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tasfiyesi tartışmasıyla birlikte okunmalıdır. Uluslararası haydutluğun amiral gemisi ABD ve onun yerel işbirlikçileri Bartholomeos ve AKP iktidarının neleri tasarladığı yeterince deşifre olmuştur. Şimdi yanıtlanması gereken soru şudur: Türkiye ilericiliğinin, Türkiye devrimciliğinin örgütlü gücü, Bartholomeosgillerin taburlarına karşı ne kadar direniş taburları örgütleyebilecektir?

  • 1

    Stehle, Hansjakob, Geheimdiplomatie im Vatikan- Die Päpste und Die Kommunisten, BENZİGER Verlag, Zürich 1993, s. 199

  • 2

    Historische Kommunismusforschung, Jahrbuch 11, im Auftrag der Bundesstiftung zur Aufarbeitung der SED – Diktatur, Aufbau Verlag 2011, Der Antikommunismus in Griechenland, Andreas Stergiou s. 109

  • 3

    Fernau, Friedrich – Wilhelm, Patriarchen am Goldenen Horn – Gegenwart und Tradition des orthodoxen Orients -, C.W.Leske Verlag Opladen, 1967, s. 11

  • 4

    Benlisoy, Yorgo-Macar, Elçin, Fener Patrikhanesi, Ayraç Yayınevi, Birinci Baskı 1996, Ankara, s. 54

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.