Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

'Barış elçisi' yine iş başında: Trump'ın mineral arzusu KDC-Ruanda gerilimini bitirebilecek mi?

"Barış elçiliğine" soyunan ABD Başkanı Trump'tan nadir toprak elementlerine yönelik Çin hegemonyasını kırmak için yeni bir hamle geldi. 30 yılı aşkın süredir Kongo Demokratik Cumhuriyeti ve Ruanda arasında devam eden gerilim, Trump'ın öncülüğünde imzalanan barış anlaşmasıyla son bulabilir mi?

Yalçın Cuğ

Yayın Tarihi: 06.12.2025 , 00:26 Güncelleme Tarihi: 06.12.2025 , 11:34

Zengin maden rezervlerine sahip olan Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Ruanda İç Savaşı’ndan bu yana çatışmalarla gündeme geliyor.

30 yılı aşkın süredir çeşitli silahlı grupların iktidar mücadelesine sahne olan Orta Afrika ülkesinde binlerce insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan yerinden edildi.

Özellikle silahlı 23 Mart Hareketi’nin (M23) faaliyetlerini hızlandırması, ülkedeki istikrarsızlığı giderek derinleştirdi. M23’ün komşu ülke Ruanda tarafından desteklendiğine yönelik iddialar da halihazırda iki ülke arasında yaşanan gerilimin daha da artmasına neden oldu.

Nadir toprak elementlerine yönelik Çin hegemonyasını kırmak isteyen ve bunun için bir süredir farklı coğrafyalarda adımlar atan ABD ise “fırsatı” kaçırmadı. İkinci başkanlık döneminde “barış elçiliğine” soyunan Donald Trump, bu krize de müdahale ederek yeni tavizler kopartmanın peşine düştü.

Bir süredir devam eden görüşmeler dün ilk meyvesini verdi. Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda, Trump’ın Washington’da ev sahipliğini yaptığı seremonide barış anlaşmasına imza attı.

Ancak çatışmalar durulacak gibi gözükmüyor.

Peki her şey nasıl başlamıştı?

Ruanda İç Savaşı'na dayanan gerilim

Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Milletler Cemiyeti'nin manda bölgesi olarak Belçika'ya bağlanan Ruanda'da uzun yıllar boyunca etnik sınıflandırmayı derinleştiren bir politika izlendi. Böylece nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan Tutsiler ve Hutular arasındaki gerilim körüklendi.

Bu gerilim 1959 yılının sonlarına doğru patlak verdi ve daha çok tarımla uğraşan Hutular, Belçika himayesinde yönetilen krallığın idarecisi olan Tutsilere karşı ayaklandı. Yaklaşık iki yıl boyunca süren gerilim ve çatışmalar sonucunda Tutsi Kralı Kigeri tahttan indirildi, tüm krallık kurumları tasfiye edildi ve cumhuriyet ilan edilerek Hutuların önderliğinde yeni bir hükümet kuruldu.

Yeni hükümetin kurulmasıyla birlikte 1962 yılında Belçika mandasına son verildi, ancak Hutular ve Tutsiler arasındaki gerilim devam etti. Bir yıl sonra Tutsilerin yönetimi yeniden devralmak için başlattığı ayaklanma bastırıldı ve 300 binden fazla Tutsi komşu ülkelere sığınmak zorunda kaldı.

Uganda’ya sığınan Tutsilerin bir kısmı, Ruanda Vatansever Cephesi’ni kurdu ve 1990 yılında Ruanda’ya harekât başlattı. Böylece Ruanda İç Savaşı da başlamış oldu. Yaklaşık dört yıl süren iç savaş, büyük çoğunluğu Tutsilerden oluşan yaklaşık 800 bin kişinin Hutular tarafından katledilmesi ve katliamın ardından Ruanda Vatansever Cephesi’nin iktidarı ele geçirmesiyle sona erdi.

Her ne kadar iç savaş bitmiş olsa da gerilim yine son bulmadı, aksine komşu ülke Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) de bu gerilimin bir parçası haline geldi. Çünkü iç savaşın ardından yaklaşık 1 milyon Hutu sınırı geçerek KDC’ye yerleşmişti. Ağırlıklı olarak sınır kesiminde konumlanan Hutular, burada kendi silahlı örgütlerini kurdu.

Soykırımdan sorumlu olanlara karşı harekete geçen Ruanda ordusu ise bahse konu Hutu örgütlerini gerekçe göstererek iki defa Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ni işgal etti.

Böylece Kongo Demokratik Cumhuriyeti ile Ruanda arasındaki gerilim başlamış oldu.

Ruanda İç Savaşı başladığında Hutu hükümetinin en yakın müttefiki Fransa'ydı. Devriye atan Fransız askerleri, Tutsilere yönelik katliamı başlatan Hutu militanlarının yanında geçiyor.

Tutsi-Hutu çatışması KDC'ye sıçradı

Hutular tarafından KDC’de kurulan silahlı gruplar, 2000 yılında birleşerek Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler (FDLR) isimli isyancı grubu kurdu. Altı yıl sonra KDC’de yaşayan Tutsiler de Halkın Savunması İçin Ulusal Kongre (CNDP) isminde paramiliter bir örgütün kuruluşunu ilan etti. Örgüt, Ruanda tarafından doğrudan desteklendi.

Yıllarca süren çatışmalar sonunda CNDP ile KDC hükümeti anlaşmaya vardı. Anlaşma kapsamında CNDP’nin siyasi partiye dönüşerek hükümette kimi roller alması ve silah bırakan örgütün orduya entegre edilmesi kararlaştırıldı. 2009 yılında yürürlüğe giren anlaşma, CNDP’nin daha öncesinde gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerine yönelik muhalefet nedeniyle tam olarak uygulanamadı.

Bunun üzerine isyan eden bir grup eski CNDP militanı, 2012 yılında yeni bir örgüt kurdu. Örgütün adı CNDP’nin hükümetle anlaşmaya vararak kendini feshettiği tarihe atıfla 23 Mart Hareketi (M23) koyuldu.

M23’ün ilanıyla yeni bir istikrarsızlık dönemi başlarken, iki komşu ülke arasındaki gerilim de yeniden tırmanışa geçti. KDC’nin doğusunda hızla ilerlemeye başlayan M23, 2013 yılında Birleşmiş Milletler’in de katıldığı çatışmalar sonucunda durduruldu.

Birleşmiş Milletler Örgütü'nün Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki İstikrar Misyonu (MONUSCO), 2012 yılında M23 milislerine karşı savaşmak için KDC'ye giriş yaparken.

M23 harekete geçti, önemli maden rezervlerini kontrol altına aldı

Fakat yeniden güç toplayan M23, 2025 yılına hızlı bir giriş yaptı.

M23 önce Ocak ayının sonuna doğru Ruanda sınırında bulunan ve bir milyondan fazla nüfusa sahip olan Kuzey Kivu eyaletinin en önemli şehri Goma’yı ele geçirdi. Ardından Şubat ayında Güney Kivu eyaletinin başkenti Bukavu'da kontrolü sağladı.

Ele geçirilen bölgelerin Ruanda sınırına yakın olmasının yanı sıra bir başka özelliği daha var. Bu bölgelerde günümüz teknolojisi için hayati öneme sahip maden rezervleri...

Örneğin tantal elementinin küresel arzının yaklaşık yüzde 40'ı KDC tarafından karşılanıyor, ancak tantal rezervlerinin önemli bir kısmı M23'ün kontrol altına aldığı bölgelerde bulunuyor. Yalnızca bununla da sınırlı değil; bilgisayarlar, elektrikli araçlar, cep telefonları, rüzgar türbinleri ve askeri donanımlarda kullanılan elektronik bileşenlerin yapımında ihtiyaç duyulan temel bileşenlerden kobalt, bakır, lityum ve manganez madenlerinin ciddi bir kısmı da M23’ün kontrolünde.

Madenler üzerinde kontrolü sağlayan M23, savaşmak için gereken finansmanın büyük kısmını buradan sağlıyor.

Güvencesiz ve ilkel koşullardan yürütülen madencilik, her ne kadar gayrı resmi şekilde sürdürülse de M23 adeta büyük bir maden patronu haline geldi.

Maden işçileri ve maden tüccarlarıyla anlaşmalara varan örgüt, rezervlere erişim izni doğrultusunda ücret anlaşmalarına varıyor, çıkartılan madenlerin türüne göre kilogram başına vergi alıyor.

Örgütün sadece Rubaya bölgesindeki koltan madeninden kazandığı aylık verginin 800 bin dolara yakın olduğu tahmin ediliyor.

Rubaya bölgesinde koltan madenciliği.

Ruanda M23'ü destekliyor mu?

M23’ü desteklemekle suçlanan Ruanda’nın ise çıkartılan madenlerin uluslararası dolaşıma sokulmasında rol oynadığı iddia ediliyor.

Birleşmiş Milletler’in iddiasına göre M23’ün kontrol ettiği bölgeden çıkartılan madenler, kamyonlar aracılığıyla karmaşık bir rota üzerinden Ruanda’ya geçiriliyor. Kaçak şekilde çıkarılan bu madenler sonrasında Ruanda’da çıkartılan madenler arasına karıştırılarak dünyaya pazarlanıyor.

Özellikle M23’ün bölgeyi ele geçirmesinden sonra Ruanda’daki koltan ihracatının bir yılda yüzde 50 oranında büyümesi iddiaları daha da güçlendirdi.

Öte yandan iddialar bir anda yükselişe geçen ihracat verileriyle de sınırlı değil.

Birleşmiş Milletler uzmanları tarafından hazırlanan raporlarda, M23 saflarında savaşan 4 bine yakın Ruanda askerine dair kanıtlara yer verildi. Ayrıca raporlarda, M23’ün gerçekleştirdiği askeri harekatların fiilen Ruanda tarafından yürütüldüğü öne sürüldü.

Söz konusu iddia Birleşmiş Milletler’le sınırlı değil, ABD, İngiltere ve Fransa da M23’ün Ruanda tarafından desteklendiğini belirten açıklamalar yayımladı.

M23’ün askeri şefi Sultani Makenga’nın daha öncesinde Ruanda ordusunda savaşmış Kongolu bir Tutsi olması da dikkat çekilenler arasında.

Ancak Ruanda hükümeti tüm bu iddiaları reddederek, yalnızca kendi topraklarını korumak için savunma önlemleri aldığını savunuyor.

KDC ile M23 arasındaki çatışmalar nedeniyle milyonlarca insan yerinden edildi.

KDC çözümü ABD'de, ABD madeni KDC'de buldu

Tüm bu iddialar bir yana M23’ün faaliyetlerine hız verdiği 2025 yılında 10 bini aşkın insanın hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.

Özellikle ülkenin doğusundan kaçarak merkeze göç eden yüz binlerce kişi ve maden rezervleri dolayısıyla kaybedilen milyonlarca dolar, KDC hükümetini de derin bir krize soktu.

Bu krize çare üretemeyen KDC hükümeti ise soluğu ABD’nin kapısında aldı. Plan basitti: KDC kaybettiği bölgeyi, ABD ise uzun süredir peşinde olduğu maden rezervlerini elde edecekti. 

Sonuçta ABD, dünya çapında 110 milyon ton olarak tahmin edilen nadir toprak minerali rezervleri içinde büyük payı Çin’in elinde bulundurmasını ulusal güvenlik riski olarak görüyor muydu? Veya ABD’nin Ukrayna’ya destek verme şartlarından biri de değerli madenlere yönelik taahhüt değil miydi? Bu madenler KDC’de de vardı…

Önce ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'ya bir mektup yazıldı ve KDC'nin kullanılamayan kaynaklarına yatırım yapması için ABD'ye davette bulunuldu. Ardından heyetler arası görüşmeler başladı.

Görüşmeler birkaç ay içinde olgunlaştı ve 27 Haziran’da KDC ile Ruanda, ABD'nin öncülüğünde barış anlaşması imzaladı. İki Afrika ülkesinin dışişleri bakanları, Rubio’nun eşliğinde anlaşmaya vardı.

Anlaşma toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, düşmanlıkların sona erdirilmesi, silahlı devlet dışı grupların çatışma alanlarından çekilerek silahsızlandırılması, ortak bir güvenlik koordinasyon mekanizması kurulması, mültecilerin geri dönüşünün sağlanması, insani yardımların ulaştırılması ve bölgesel ekonomik iş birliğinin kolaylaştırılması gibi taahhütleri içerdi.

Ancak Trump’ın anlaşma imzalanmadan hemen önce yaptığı açıklama, ABD’nin niyetini açıkça ortaya koyuyordu:

Yıllardır, hem de pala kullanarak bu savaşı sürdürüyorlar. Bu, bugüne kadar görülmüş en kötü savaşlardan biri. Kongo'dan Amerika Birleşik Devletleri adına birçok maden hakkı alıyoruz. Burada olmaktan çok onur duyuyorlar. Buraya geleceklerini hiç düşünmemişlerdi.

İmza töreninden sonra iki ülkenin dışişleri bakanlarını makamına çağıran Trump’ın, anlaşmanın ihlal edilmesi halinde "çok ağır mali ve diğer cezalar" uygulanacağı tehdidinde bulunması da dikkat çekti.

KDC ve Ruanda dışişleri bakanları, İlkeler Beyannamesi'ni imzaladıktan sonra Beyaz Saray'da Trump tarafından kabul edildi.

M23 görüşmelere dahil edilmedi, planlamalar istendiği gibi gitmedi

İki ülke arasında beyanname imzalandı fakat bu görüşmelere M23 dahil edilmedi.

Beyannamede M23'ün ele geçirdiği toprakları teslim edeceği belirtilse de örgüt, Katar'ın arabuluculuğundaki görüşmelerde kontrolündeki topraklardan ayrılmayacağını bildirdi.

Bu nedenle anlaşmanın üzerinden beş ayı aşkın bir süre geçmesine karşın M23’ün bölgedeki kontrolü devam ediyor.

Hatta geçtiğimiz hafta M23 ile KDC arasında yeni çatışmalar yaşandı. KDC tarafından yapılan açıklamaya göre, M23 Güney Kivu eyaletinde bulunan yerleşim yerlerine yeni bir saldırı dalgası başlattı. Bunun üzerine KDC ve bir süredir ülkeye binlerce askerini konuşlandıran Burundi, M23’e hava ve kara saldırıları düzenledi.

KDC şiddetlenen çatışmaları gerekçe göstererek Ruanda’yı “barış sürecini sabote etmekle” suçladı. Ruanda ise her ne kadar eski kuvveti kalmasa da KDC’de varlık gösteren Hutu örgütü Ruanda'nın Kurtuluşu için Demokratik Güçler’inin (FDLR) silahsızlandırılacağına dair taahhüdün yerine getirilmediğini hatırlattı.

Goma sınırında bekleyen M23 militanları.

Gerilimlerin ortasında imzalanan 'barış' anlaşması

Fakat tüm bu gerilime rağmen dün KDC ile Ruanda, çatışmayı bitirmek ve kalıcı barış sağlamak iddiasıyla bir araya geldi.

Washington’da gerçekleştirilen seremonide konuşan Trump, onlarca yıldır süren bir savaşı sona erdirmekten “büyük mutluluk duyduğunu” söyledi. Trump, "ABD Barış Enstitüsü'nde bu çatışmaları sona erdirecek tarihi bir anlaşmayı imzalamak için bir araya geldik. Bugün, onlarca yıllık şiddeti ve kan dökülmesini durdurmayı ve KDC ile Ruanda arasında yeni bir uyum ve iş birliği dönemini başlatmayı taahhüt ediyoruz" ifadelerini kullandı.

Trump’ın gündemlerinden biri de madenler oldu. ABD'nin "en büyük ve en önemli şirketlerinden bazılarını iki ülkeye göndereceğini" söyleyen Trump, “Nadir toprak elementlerini çıkaracağız ve ödeme yapacağız. Herkes çok para kazanacak” diye konuştu.

KDC Cumhurbaşkanı Felix Tshisekedi ile Ruanda Cumhurbaşkanı Paul Kagame de “çabalarından” dolayı Trump’a teşekkür etti, karşı tarafa güvendiklerini dile getirdi.

Konuşmaların ardından barış anlaşması metni imzalandı. Anlaşma metnine Kagame ve Tshisekedi'nin yanı sıra Trump da imza attı.

Her ne kadar iki devlet anlaşmaya varmış olsa da M23'ün nasıl bir pozisyon alacağı henüz bilinmiyor. 

Dün imzalanan barış anlaşması.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.