Breadcrumb
Bahçeli’nin çıkışları ve Erdoğan: Danışıklı dövüş mü, kriz mi?
Yayın Tarihi: 06.05.2026 , 12:10
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, uzun süredir düzenin siyasi rotasını belirlemede “özgün” bir yer tutuyor.
Özellikle 15 Temmuz sonrası AKP ile tam boy ortaklık görüntüsü içine giren, düzen adına Erdoğan’ı tartışmasız lider ilan eden Bahçeli, Cumhurbaşkanı’nın geçtiğimiz yılki Beyaz Saray ziyaretinden bu yana üst üste ilginç çıkışlara imza atıyor.
Bu çıkışların AKP kulislerinde zaman zaman “çarpıntı” yarattığı basının da gündemine girerken, bu adımlar “danışıklı dövüş” olarak damgalanıp geçiliyor.
Oysa tablo “danışıklı dövüş” sınırlarının ötesine geçmiş durumda.
Gelin Bahçeli’nin son dönemki hamlelerine yakından bakalım…
TRÇ ile başladı ve devam etti
Erdoğan’ın büyük beklenti yaratılan Beyaz Saray ziyaretinden sadece bir hafta önce Bahçeli gündeme “bomba” gibi düşen bir açıklama yapmıştı:
Dünyaya meydan okuyan ABD-İsrail şer koalisyonuna karşı akla, diplomasiye, siyasetin ruhuna, coğrafi şartlara ve yeni yüzyılın stratejik ortamına en uygun seçenek 'TRÇ' ittifakının inşa ve ihya edilmesidir. TRÇ ittifakının da; Türkiye, Rusya ve Çin’den müteşekkil olması arzu ve önerimizdir. Çaresizlik, ümitsizlik ve çözümsüzlük kuraklıktır, durgunluktur, eylem ve düşünce boyutuyla içe kapanmaktır.
Tıpkı çözüm süreci başlığında ilk adımı attığı sırada olduğu gibi Bahçeli yine İsrail tehdidini masaya koyuyor, bu tehdit tarifine karşı iç ve dış cephede tahkimat öneriyordu.
Türkiye’de düzenin geleneksel olarak Amerikancı, Batıcı çizgisi, genel başkanlığını yaptığı partinin kuruluşundaki Amerikan harcına karşın Bahçeli’nin yaptığı bu çıkış büyük tartışma yarattı.
İddialardan biri, Bahçeli’nin Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyareti öncesi el güçlendirme adına bu hamleyi yaptığıydı.
Ancak her şey bu basitlikte değildi. Bu nedenle de bu çıkışı Bahçeli’nin geçtiğimiz ay Rusya’ya gönderdiği bir parti yöneticisi takip etti.
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Prof. Dr. İlyas Topsakal, Rusya'nın başkenti Moskova'da bir dizi ziyaret gerçekleştirirken, “Türkiye’nin Rusya ve Çin ile ittifak kurması gerektiğine ilişkin öneriyi iletmek amacıyla, partimizin lideri Devlet Bahçeli bana Moskova’ya bu ziyareti gerçekleştirme ve siyasi partiler, bürokratlar ve entelektüellerle görüşmeler yaparak girişimin içeriğini ayrıntılı şekilde anlatma görevini verdi" diyordu.
Bu konuda Rus gazetelerine mülakat veren Topsakal, çok çarpıcı bir bilgi de veriyordu:
MHP Genel Başkan Yardımcısı'na göre, partisinin 2028 seçimlerinde Erdoğan'ın partisiyle koalisyon halinde kalmasının örtülü şartı, iddiaya göre 'bakanlık görevleri' değil, 'Rusya ve Çin ile işbirliği programı'nın benimsenmesidir.
Peki, gerçekten ne oluyordu?
Öcalan’a statü talebi ve çözüm sürecinde Bahçeli
Şimdi hem biraz daha güncele hem de biraz daha geriye gideceğiz.
Suriye’de HTŞ lideri Şara’nın iktidara getirildiği sürecin taşları döşenmeye başladığı anda, Ekim 2024’te Bahçeli, çözüm sürecinin işaret fişeğini vermişti:
Şayet terörist başının tecridi kaldırılırsa gelsin TBMM'de DEM Parti grup toplantısında konuşsun. Terörün tamamen bittiğini ve örgütün lağvedildiğini açıklasın. Bu dirayet ve kararlılığı gösterirse umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenleme yapılması ve bundan yararlanmasının önü de ardına kadar açılsın. Ne Kandil ne Edirne, adres İmralı'dan DEM'e uzansın, bu ağır ve tarihi terör sorunu ülke gündeminden tamamen çıkarılsın. Hodri meydan, buna varız.
Bahçeli bu hamleyi yaparken düzenin hem bir tehdit hem de bir olanak gördüğünü soL’da aktarmıştık.
… Türkiye uzun bir süredir Moskova ve Vaşington arasında oluşan manevra alanını terk etmeye ve daha Amerikancı bir çizgiye yerleşmeye başlamıştır. Bir açıdan 2009’a geri dönüyoruz. Yeni-Osmanlıcılığın ikinci sürümüdür bu. Piyasacı, Amerikancı, dinci bir yönelimi 'yerli ve milli' diye yutturmayı deneyecekler. Türkiye’de ekonominin yeniden yapılandırılması adı altında bütün yükü emekçilerin çektiği ağır bir dönemi 'iç cepheyi güçlendiriyoruz'la geçiştirecekler. Evet, Türkiye’de barış olsun, kardeşlik olsun. Ama hangi zeminde? Bizi ilgilendiren budur.
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’ın bu değerlendirmesiyle Bahçeli’nin Ekim 2024’teki çıkışı aynı güne denk geliyordu.
Tablo çok netti.
Bahçeli o günden bugüne bu başlıkta, çözüm süreci gündeminde AKP’nin hep bir adım önünde, zorlayıcı ortak pozisyonunda.
Öcalan’a kurucu önder diye seslenmesi, Ahmet Türk’e yönelik kayyım kararının kaldırılması isteği, Demirtaş’ın özgürlüğüne kavuşması çağrısı ve son olarak Öcalan’a statü talebi…
AKP’nin ağırdan aldığı ve daha garanti adımlar atmak istediği, riski azaltmayı umduğu her uğrakta Bahçeli el yükseltmeye devam etti.
Bunun son halkası ise dünkü Öcalan’a statü talebi oldu.
Ancak Bahçeli, daha önceki açıklamalarında olduğu gibi bu kritik çıkışında da Erdoğan’dan ya da AKP yetkililerinden tek bir yanıt alabilmiş değil.
Öte yandan Bahçeli’nin bu hamleleri bir yanıt almaktan ziyade bir noktaya çekme uğraşıyla ilgili gibi duruyor…
Yeni Osmanlı ama nasıl?
Sadece TRÇ ve çözüm süreci başlıklarında değil birçok başlıkta AKP ile MHP sert şekilde karşı karşıya geliyor.
Emniyet ve vali atamalarından bürokrasinin yeniden yapılandırılmasına, İmamoğlu ve CHP davalarından Bilal Erdoğan’ın yeni dönem lider olarak hazırlanmasına kadar birçok başlıkta Bahçeli’nin AKP ile mesafesinin açıldığı ortada.
Burada bir kopuş emaresi henüz belirginlik kazanmasa da ciddi bir enerji biriktiği açık.
Tam da bu noktada baştaki soruya geri dönelim.
Neler oluyor?
Yeni Osmanlıcı perspektif şu anda düzenin tüm aktörlerinin ortaklaştığı ana zemini oluşturuyor, bu açık.
Ancak bu zeminin hangi kanaldan inşa edilebileceğine ilişkin düzen içinde ciddi bir tartışma yaşanıyor. Bahçeli’nin bu çıkışları, Erdoğan’ı bu tartışmalarda kendi rotasına çekmeye yönelik. Bu yer de bir süredir Bahçeli tarafından bir düzeyde, kapalı da olsa ilan ediliyor. Burada düzenin Amerikancı hattan tümden kopması, bağımsızlık ve egemenlik gibi kaygıların belirleyici olmadığı da ortada. Emperyal hedeflere hangi kanallardan ulaşılacağına dair düzen içi farklı kanaatler yarışıyor, Bahçeli de burada aldığı pozisyonu güçlendirmek adına hamle yapıyor.
Bu hamlelerin bir sonuç vermesi de bu zorlamaların düzen adına bir kırılmaya yol açması da tek başına bu aktörlerin istekleriyle ilgili değil kuşkusuz. Yeni Osmanlıcı Türkiye hayallerinin en çok üstüne yıkılacağı emekçilerin bu bütünlüklü saldırıya vereceği yanıt, kuşkusuz tüm denklem ve hesapları altüst etme potansiyelini barındırıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.