Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bahçelievler Katliamı'nın 43. yılı: 'Ölmeyeceksiniz/bizim sevgili ölülerimiz'

Yağmanın, zulmün ve sömürünün hesabının sorulacağı günlerin mücadelesi “ölmeyecek bizim sevgili ölülerimiz”e saygıyla devam ediyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız, gelecek kuşaklar da unutturmayacak.

Ali Rıza Aydın

Yayın Tarihi: 08.10.2021 , 09:37 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

“LATİF, EFRAİM, NURİ, HÜRCAN, SALİH, FARUK, SERDAR

(…)

kardeşler

ne söylenir şimdi

nasıl anlatılır

var mıdır

sizi anlatacak

bir söz ustası

kalbimize saplanmış yedi hançerle

ne yapabiliriz ki

bir dağ gibi

dikilip yürümekten başka

kanlarınızla ağaran tanyerine doğru

(…)”

Başlıktaki ve yukarıdaki dizeler Mesut (Odman) Odabaşı’nın 8 Ekim 1978 Bahçelievler katliamının ardından yazdığı şiirden. Katliamla ilgili önemli kaynaklardan biri Ozan Özgür’ün Gecenin Kapıları” romanı.*

Belgesel ve roman karışımının etkin örneklerinden birini veren, yalnızca katliama değil, planlayıcılarından gerçekleştirenlere, aramızdan vahşice ayırdıkları yedi dirençli fidana, dönemin siyasal ve toplumsal ilişkilerine kadar birçok alana baktırıp, görülmesi gereken gerçekleri gösteren roman 2019 Halit Çelenk Hukuk Ödülleri içinde Seçici Kurul ödülüne de değer görüldü. HÇHÖ’de edebiyatın “roman” kategorisinde yer alan bir eser ödül kapsamına alınırken, 1978 yılında Bahçelievler’de yedi genç Türkiye İşçi Partili arkadaşımızın yaşamlarına vahşice son verilmesinin tarihini anlatmasıyla, unutmamak ve unutturmamak adına “benzersiz bir kaynak” olarak değerlendirildi.

Başkent Ankara’nın merkezinde yapılan bu katliam, ideoloji ve siyasetle birlikte yedi genç yurttaşını koruyamayan, katliamı çözüp suçlularını cezalandıramamak bir yana kollanıp korunmasına yol açan devletin, onun içinde yargının ve düzen adına cezasızlık ikliminin ve düşman ceza politikasının yolunu açan hukukun içinde bulunduğu durumu göstermesi yönünden örneklerle dolu. Katliamla ilgili önemli bir kaynak da iddianameleri ve savunma belgeleriyle dava dosyaları. Çeşitli zamanlarda toplantı bildirileri, açıklamalar ve basında yer alan bilgi ve belgelerle parça parça kamuoyuna sunulan bu kaynak derlenip topluma sunulmasını bekliyor.

Öyle bir katliam ki, hem ideolojik ve siyasi yapıları bilinen gençlerin faşist katillerce hunharca yok edilmesini, hem 1970’li yılların ikinci yarısında tırmandırılan ve 12 Eylül 1980 askeri darbesine giden cinayetlerle dolu karanlığı, hem bu dönemdeki siyasal durumu ve devlet yönetimini, hem Ankara’nın göbeğinden halka salınmak istenen tehdit ve korkuyu, hem de toplumcu ve elbette sınıfsal mücadelenin üzerine kalın bir beton örtme isteğini gözler önüne seriyor.

Dönem, faili meçhul seri cinayetlerine faili bilinen ama cezalandırılmayan cinayetler silsilesinin eklenmesiyle ceza hukuku ve ceza yargılamasına geniş bir bölümün açılmasını sağlıyor. Bu bölümün uzantısını 1980’lerden, 90’lardan, 2000’lerden bu yana artan örnekleriyle görüyoruz. Bölümün içine eklenen siyasi davaları da unutmuyoruz.

Halit Çelenk’ten Erşen Sansal’a birçok yurtsever, gerçekçi, aydın, devrimci avukatın yaşamı bu cinayetleri, katliamları çözmekle ve davalarla geçti. Katledilenler arasındaki Serdar Alten’in ölüm yatağında anlattıkları olaya ve davalara ışık tuttu. Katliamı gerçekleştirenlerden Haluk Kırcı yaptıklarını açıkça anlattı, sonra da “katliam değil intikamdı” eklemesini unutmadı. Yargı basit adli vaka gibi yaklaştı davaya, ceza hukukunun bile gereğini yerine getirmedi. Çatlı, Çiftçi ve bu katliamdaki birçok ismin birçok katliamla bağlantısı basında ve dava dosyalarında yer aldı. Hukuksuzluğun tavana vurduğu örnekler, katliamcıların koruyuculuğu ile katliamcılara karşı toplumsal savunma mücadelesinin bir arada görülebileceği belge ve delillerle dolu.

Bahçelievler katliamı, sonuçlanmamış bir toplumsal olay ve dava olarak, Ozan Özgür’ün deyişiyle “tarihsel bir ayna” olarak duruyor. Mesut Odman bu durumu “Gecenin Kapıları” romanı üzerinden, “katliamı gerçekleştirenlerin bile çarpık ve yanıltıcı olduğunu iddia edemeyecekleri bir ayna tutma ve görülmesi gerekenleri açığa çıkarma” olarak açıklıyor. Nitekim dava dosyalarındaki belge ve bilgiler de katliamı açık ve net gösteriyor.

Türkiye'de etkisi artarak yükselen yurtsever, özgürlükçü, eşitlikçi, aydınlanmacı, ilerici, sosyalist hareketlere karşı ağır darbeler vurmak için kullanılıyor seri katliamlar. Bahçelievler katliamı toplumsal ve siyasal dönemi, karar verilmesi,  planlanması, uygulandığı mahalle ve sokak, uygulanış şekli, katledilenleri, onların geleceği ve siyasi mücadelesi, tanıkları, sanıkları, davalarıyla ve sonuçlanmamış haliyle tipik bir örnek; düzenin elbirliğiyle perdelenmeye çalışıldığı, maşa katillerin öne çıkarılıp gerçek katillerin gizlendiği örneklerden biri.

Katliamlar biçim değiştirerek, toplulaştırılarak devam etti, ediyor. İşçi cinayetlerine kadın cinayetleri ekleniyor. Emekçi halk hukukla ve hukuksuzlukla, yoksullaştırmayla, hak gasplarıyla, siyasi ve ekonomik tehditle, işsizlikle çok yönlü baskı altında. Kaynağı belli: devleti, hukuku, etnik ve dinsel her türlü gericiliği yanına alan sömürücü düzen.

10 Ekim, 103 kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlerce kişinin yaralandığı 2015’deki Ankara katliamının da yıldönümü. Yine bir 10 Ekim’de, 1987’de aramızdan ayrılan Behice Boran’ın Bahçelievler katliamının birinci yıl anmasında dediği gibi, ne “ölenler geçmişe”, ne de “mücadele bayrağı uzlaşma hesaplarına” teslim edilecek.

Ölüm devrimcilere yakışmıyor. Yedi fidana yakışmadı. Ne diyor Abdullah Nefes:

“ne zaman ki ölüm,

öleni yaşatarak geçiyor dünyamızdan,

korku atlastan da olsa

papatyalardan hatta,

yakışmaz insana...”

Sömürenler, katledenlerse  Abdullah Nefes’in dizeleriyle:

“yoklar

yok olacaklar

sürdükçe bereketli

varlığı

insanın…”**

Katledilen emekçilerin, gençlerin, fidanların, gazetecilerin, eğitimcilerin, aydınların, sosyalistlerin, komünistlerin,  devrimcilerin hesabının sorulacağı; yağmanın, zulmün ve sömürünün hesabının sorulacağı günlerin mücadelesi “ölmeyecek bizim sevgili ölülerimiz”e saygıyla devam ediyor. Unutmayacağız, unutturmayacağız, gelecek kuşaklar da unutturmayacak.

*Tüm-Der’in yayın organı Amaç’ta yayımlanan şiirin tamamı, Yazılama Yayınevi tarafından (Üçüncü Baskı: Ekim 2018) yayımlanan romanın sonunda da yer alıyor.

** Abdullah Nefes’in Bahçelievler katliamının ardından 10 Ekim 1978 tarihinde yazdığı “Birler-Altılar-Binler” şiiri, Yürüyüş Dergisi’nin 24 Ekim 1978 tarihli 185. sayısında yayımlandı. Şiirin yazıldığı tarihte Serdar Alten hastanede yaşam savaşı verdiğinden aramızdan alınanlar şiirde “Altılar” olarak geçiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.