Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Baba, oğul, eş, yoldaş, tanık: 10. yılında Ankara Gar Katliamı

10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden 10 yıl geçti.

"Umudu kaybetmek çok kötü bir şey. Gerçekten ben şahsen umutluyum. Bugün belki sınıf mücadelesi çok yüksek değil ama bu hep böyle gitmez." (Fotoğraflar: Özkan Öztaş)

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 10.10.2025 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 30.12.2025 , 22:55

Ne olmuştu o gün?

Aradan 10 yıl geçmiş olması dahi tuhaf geliyor insana. 

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kanlı terör saldırısı olarak hafızalara kazınan 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın üzerinden tam on yıl geçti.

Ankara’da yapılan, çağrıcıları DİSK, KESK, TTB ve TMMOB olan Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için ülkenin dört bir yanından gelen binlerce kişi, Tren Garı önünde toplanmıştı. Saatler 10.04’ü gösterirken peş peşe patlayan iki canlı bomba, yüzlerce insanın hayatını kararttı.

Ankara o günden bu yana biraz kırık, biraz da sorulmamış bir hesabın izinde, karanlıktan alacağı olan bir kenttir artık.

104 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlercesinin yaralandığı bu korkunç saldırının 10. yılında, “Ne olmuştu?” sorusunun cevabını ve geçen on yılda yaşananları, o gün orada olanlarla, yakınlarıyla ve aileleriyle konuştuk.

Etkinliğin giriş bileti bir düğmeydi. Kaybettiğimiz her isim için büyük bir kumaşa bir düğme dikildi. 

Katliamın ardından: 10 Ekim Barış Derneği ve hafızanın mücadelesi

10 Ekim Barış Derneği, katliamın hemen ardından kuruldu. Sadece hesap sormak için değil, yaşananları hafızada diri tutmak için…

Hafıza çalışmalarından hukuk mücadelesine, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin yakınları, bu ülkenin belleğini ayakta tutmak için ellerinden geleni yaptı. “Katliamdan Bu Yana: Adalet Arayışında 10 Yıl” raporuyla yaşananları belgelediler, hayatını kaybedenlerin ailelerine omuz verdiler.

“On yıl nasıl da hızlı, nasıl da yavaş geçti” diyorlar birbirlerine.

Zaman, böylesi dönemlerde eğilip bükülen bir şey oluyor çünkü…

Bir baba

10. yıl anmaları için Ankara’ya gelmiş Erdoğan Tedik.

Erdoğan Amca demek daha güzel… Gözlerinde hâlâ umut ve direnç var.

Oğlu Korkmaz Tedik’i Ankara Gar Katliamı’nda kaybeden Erdoğan Amca, Antalya’dan çıkıp gelmiş. Bir yanda oğlunun anısının izinde, diğer yanda sorulacak hesapların peşinde. “On yıl” derken derin bir nefes alıyor.

Korkmaz Tedik, 104 canın her biri gibi pırıl pırıl, mücadeleci, örgütlü bir insandı. Yoldaşları onu kimi zaman bir grevde, kimi zaman bir fabrika önünde hatırlıyor. Bugün Antalya’da “104 Korkmaz İnsan” adıyla düzenlenen etkinliklerde yaşamı ve mücadelesi yaşatılıyor.

Erdoğan Amca, hukuki süreci anlatırken elini havaya savuruyor:

“Biz şunu çok iyi biliyoruz. Bu iş sadece Ankara’da patlayan bir hadise değil. Antep’te yol verilmiş, göz yumulmuş. Ankara’ya kadar gelmişler, bombalarını patlatmışlar. Çünkü iktidar 7 Haziran’da kaybettiğini anladı. O dönem bir seçim dönemi idi. Sonra da gözdağı verdiler. Davutoğlu çıktı, ‘Yananlardan sonra oylarımız arttı’ demedi mi?”

Sesinde haklı bir öfke var.

“Eskiden iki buçuk ayda bir dava ertelerlerdi. Artık kendilerini yormuyorlar, altı ayda bir yapıyorlar.”

Ama Erdoğan Amca hâlâ umutlu. Dirayeti de buradan geliyor:

Öyle umutsuzluk çok kötü bir şey. Umudu kaybetmek çok kötü bir şey. Gerçekten ben şahsen umutluyum. Bugün belki sınıf mücadelesi çok yüksek değil ama bu hep böyle gitmez. Sınıf mücadelesi yükseldikçe umut da büyüyecek. Gezi’de olduğu gibi, Tekel direnişinde olduğu gibi…”

“Kaybettik işte, 104 canımızı kaybettik. Yaralılarımız var, hâlâ tedavi gören arkadaşlarımız var. Biz aileler birbirimize destek olarak, mahkemelerde bir araya gelerek ayakta kaldık. Türkiye’de bir katliam sonrası kurulan ilk dernek biziz. Bizden önce barış dernekleri vardı ama bir katliam sonrası kurulan ilk dernek 10 Ekim Barış Derneği oldu” diyor Erdoğan Amca.

“Hesap sormak için, yaşatmak için… Mücadeleye, yitirdiklerimizin bıraktığı yerden devam ediyoruz.”

Erdoğan Tetik

Bir oğul

58 yaşındaki emekli öğretmen Osman Turan Bozacı, derslerde sevilen öğretmenlerdendi. Rize’nin Pazar ilçesinden, hayatı değiştirmek için ömrünü mücadeleye adamış bir insandı. 10 Ekim Gar Katliamı’nda yaşamını yitirirken geride öğrencilerini, dostlarını ve koca bir mücadeleyi miras bıraktı.

O mirasın taşıyıcılarından biri de oğlu, Çağlayan Bozacı.

Babasının bayrağını düşürmeden sürdürüyor hayatını, hem hiç olmadığı kadar eksik hem de hiç olmadığı kadar kalabalık.

Adaleti bir kenara bırak. Yahu bir tane karakol polisi bile yargılanmadı bu davada,” diyor öfkeyle.

“Bakma sesimin titrediğine, sinirimden… Yoksa az biraz edebiyatçıyımdır. Ama söz buraya gelince, insanın dili tutuluyor” diye ekliyor.

Söz dönüp dolaşıp bugüne geliyor:

Ankara Gar Katliamı’na sebep olan caniler bugün Suriye’de iktidarda. Biz o gün o meydanlarda bu yüzden haykırıyorduk. Bugünler bu hale gelmesin diyeydi. Ama sanıyorlar ki katlederek, susturarak o karanlığı kalıcı kılacaklar. Yanılıyorlar.”

Bir nefes alıyor, ekliyor:

“Böyle ‘barış seven, sevgi pıtırcıkları Ankara’ya geldi, can verdi’ falan diyorlar ya, yok öyle bir dünya. Biz her şeyi biliyoruz. Biz kavga veriyoruz. Daha iyi, daha eşit, yaşanası bir dünya için mücadele veriyoruz. Savaş sadece silahla yapılmaz. Biz de bir savaşın içindeyiz. Hayat kavgası bu. Barış istedik, özgürlük istedik. Oraya gelen insanlar ölümün gediklileriydi. Biz de ölebilirdik. Hatta bazılarımız, orada ölmediği için utandı. Çünkü bu bir sınıf savaşıydı.”

Çağlayan’ın sesi kararlılıkla bitiriyor sözü:

“Artık bu iktidarla aramıza kan girdi. On yıldır barış için bir araya gelenlerin hakkını teslim etmeyenlerin barış getireceğine inanmıyorum. Onların elini tutanın eline kan bulaşır.”

Çağlayan Bozacı

Bir eş

Mehtap Sakinci karşılıyor bizi. 10 Ekim Barış Derneği Başkanı. Biraz yorgun, biraz telaşlı: “Bazı kayıtları yetiştiremedik anma için” diyor.

Yetiştiremediği kayıtlardan biri, 10 Ekim’de kaybettiği eşi, avukat Uygar Coşgun’a ait.

Sakinci, hukuki süreci anlatırken “İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamına alınacaktı. İddianameler öyle hazırlandı ama bu kısım yer almadı. Olsaydı bir ilk olacaktı, tarihe geçecekti” diyor.

Bir sürü mücadele verdik, ama hukuki olarak çok az şey çıktı ortaya. Bazı insanlar yargılandı, bir kısmı firar etti. Devletin içindeki unsurlara ise hiçbir şey yapılmadı.”

Sakinci, kamusal sorumluluğun ilk andan itibaren yok sayıldığını vurguluyor:

10 Ekim günü Ankara’da bir tane bile trafik polisi yoktu. Devlet, o gün bu şehirden elini çekti. Bu benim hafızamda öyle kaldı. 10 Ekim’de devlet yoktu” diyor ve ekliyor: “İlerlemiyor süreç. Hukuki olarak mevzu oylanıyor resmen. Meclis'te kurulan komisyonlarda bile 10 Ekim Derneği’ni dinlemediler. Bu da o barış çağrılarının samimiyetini sorgulatıyor.”

Sakinci, 10 Ekim’de yaşamını yitirenlerin çeşitliliğine dikkat çekiyor: “Türkiye gibiydik. Her yerden, her renkten insan vardı.”

2015’in Türkiyesinde katliamlar iklimi hâkimdi. Gar Katliamı’ndan sonra Merasim Sokak ve Güvenpark saldırıları yaşandı. 

“Biliyor musunuz,” diyor Mehtap Hanım, “O katliamlarda yaşamını yitiren yurttaşlarımızın tazminatlarını devlet hemen ödedi. Ama 10 Ekim’de yitirdiğimiz canların yakınları bu haklarını ya beşinci yılda alabildi ya hiç alamadı.”

Mehtap Sakince

Bir yoldaş

Ahmet Andiç, o gün oğlunun yaralı bedeninin başında bir mucize bekliyordu. Doktorlar “her şeye hazır olun” dese de o umudunu hiç kaybetmemiş. Oğlu Cihan Andiç, patlamada aldığı ağır yaralar nedeniyle on yıldır yatağa bağımlı yaşıyor.

Konuşma güçlüğü ve kalıcı sağlık sorunlarıyla geçen uzun bir on yıl…

Baba Andiç’in sözleri boğazında düğümleniyor:

“Cihan için hâlâ bir umut arıyoruz. Bilmiyorum, bazen düşünüyorum; acaba yurt dışında bir tedavi var mıdır?

Götürsek oralara… Belki azıcık daha iyi olur. Belki burada tükenen umut, başka bir yerde filizlenir. Cihan’a değer.”

Ahmet Andiç

Bir tanık

Gazeteci, akademisyen ve belgesel yönetmeni Sibel Tekin, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nı unutturmamak ve adalet arayışına katkı sunmak için kapsamlı çalışmalar yürüttü. 

Yönetmen Gül Büyükbeşe ile birlikte hazırladığı “Ölüm Ne Yana Düşer Usta” belgeseli, sadece 10 Ekim’i değil, aynı yıl IŞİD tarafından gerçekleştirilen 5 Haziran Diyarbakır ve 20 Temmuz Suruç katliamlarını da kronolojik bir bağlamda inceliyor. Bu çalışma daha sonra kitap olarak da yayımlandı.

Tekin ayrıca 10 Ekim Dayanışması içinde yer alarak, yaralıların ve yaşamını yitirenlerin ailelerine hukuki ve sosyal destek sundu. Bir yandan bu kayıtları tutarken, diğer yandan da katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin işlendiği örtüyü topluyor, bir valize sığdırıyor.

Sibel Tekin

Yüzü hep güleç.

10 Ekim Ailesi ve Derneği’ne destek olmaya çalışırken, bazen kaydetmeyi geri plana attığım oluyor,” diyor Tekin.

Yani kayıttayken kayıtsız kalamayanlardan…

“En çok ne yordu?” diye sorulunca, cevabı kısa: “Kurumların duyarsızlığı. Her geçen yıl biraz daha yalnız bırakılıyoruz.”

Güleç yüzü bir anda donuyor.

"10 Ekim 2015 benim için hayatımın en önemli dönüm noktası diyebilirim. O günden beri de 10 Ekim’e dair her anmanın, unutturmama çabasının, adalet mücadelesini görsel kaydını tutmaya çalışıyorum" diye anlatırken geride kalan insanların yalnızlıklarına değiniyor Sibel Tekin.  

"Bu süreç içinde en çok kızdıran, öfkelendiren, şey ilk günler, ilk aylar, ya da belki ilk yıllardaki kalabalığın zamanla azalması; katliamın sorumluları ile mücadele etmesi gereken kurumların o gün alanda yakınlarını yitiren, fiziki ya da ruhsal olarak yaralanan ve 10 Ekim’i hatırlatma ve adalet mücadelesinden vazgeçmeyen 10 Ekim Ailesini yalnız bırakması ve her ay Ankara Garı önünde yapılan anmaları görmezden gelip, Ekim ayı geldiğinde hatırlanması.

Bu kadar karanlık zamanlardan geçerken, tarihi boyunca pekçok katliam yaşamış bir coğrafyada buna bu kadar öfke duymak çok mu fazla diye düşünüyorum bir yandan" diyen Sibel Tekin, çözümü çoğalmakta arıyor.  

"Sadece 10 Ekim’i hatırlamanın sözde kalmaması gerektiğini, insanların hatırladığını, unutmadığını gösterebilmesi ve katliamı yapanların barış umudunu yok etmeye, bir arada olmaya, birlikte hareket etmeyi engellemeye yönelik saldırılarına karşı çoğalarak tekrar bir araya gelebilmesi önemli diye düşünüyorum." 

Dertleşi

10 Ekim aileleri bir araya geldiğinde, programların sonunda “dertleşi” başlıyor. Öyle ya, hep anlatmak olmaz; bazen sadece susup yan yana durmak gerekir. Aileler bu buluşmaların o kısmına “dertleşi” adını vermiş.

Ortada bir mahkeme falan yok diyor dertleşirken İhsan Seylan. 10 Ekimde yaşamını yitiren Ümit Seylan'ın amcası. "Katliamla doğrudan ilişkili bazı IŞİD mensupları yakalanarak çeşitli cezalar çarptırıldı ancak katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması için göstermelik bir yargılama oldu. Maksat IŞİD'İn işi görülsün yani!" diyor.

Ankara Garı'nda katliam yapan IŞİD çetelerinin ve onlarının uzantılarının Suriye'de iktidar olmasını akıl tutulması olarak tarif ediyor. Ömrü uzun olmayacak diyor. "Ve her şeye rağmen barışa şans tanınmalı. İktidardan ve Uluslararası aktörlerden Barış beklemek tek başına anlamlı ve gerçekçi değil. Barışı getirecek olan mücadeledir."

Ankara’da bugün bu 10 Ekim'in hafıza her yerde.

10 Ekim, bu şehrin anısında, kavgasında, görülecek hesabında yer ediyor. Kızılay’dan yürürken tren garı sizi başka selamlıyor artık. Ya da Esat’tan yukarı çıkarken, Bülbülderesi’nin sonunda bir park karşılıyor sizi:

Ali Kitapçı Parkı.

Elinde kızıl kara bayrağıyla en son Ankara Garı önünde görülmüştü Ali Kitapçı. Şimdi hikâyesinde çocuklar büyüyor o parkta.

Belki herkes bilmiyor isimlerini. Ama o 104 insanın her biri, Ankara’nın sokaklarında yaşıyor. Nicelerinden bir tanesi, her birinde nicelerinin hikâyesi…


soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.