Sayfa yolu
Avrupa Süper Ligi ve futbolda tekelleşme
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Yusuf Yıldız
Yayın Tarihi: 09.07.2023 , 08:00 Güncelleme Tarihi: 24.09.2024 , 12:01
Avrupa futbolunun gündeminde birkaç yıldır “Avrupa Süper Ligi” (ASL) projesi var. İlk olarak 2021 baharında gündeme gelen bu organizasyon çalkantılı bir sürecin ardından 2023 yılı başında tekrar konuşulmaya başlandı. Ancak çeşitli sebeplerle bir kez daha rafa kalkmış gibi görünüyor. Spor endüstrisinin ulaştığı boyutlar ve tekelleşmenin futboldaki tezahürü olarak değerlendirildiğinde son derece çarpıcı sonuçlara rastlanan bu tasarı, incelenmeye değer.
İki yıl önce ne olmuştu?
Dünyanın en çok izlenen, takip edilen, sevilen sporu futbol; bu sporun her açıdan en üst düzeyi ise Avrupa futbolu. Yine de spor endüstrisi içinde gelir modelleri açısından daha gelişkin farklı yapılar bulunuyor. Örneğin, yıllık izlenme sayısı çok daha az olan Amerikan Futbolu Ligi (NFL)’nin yayın hakkı yaklaşık 9 milyar dolar, Amerikan Basketbol Ligi (NBA)’in yaklaşık 10 milyar dolar tutarında. Buna karşın, yıllık 4,5 milyar izlenme sayılarına ulaşabilen İngiltere Futbol Ligi yaklaşık 3,5 milyar dolar değerinde bir yıllık yayın gelirine sahip. UEFA Şampiyonlar Ligi ise bu bakımdan “en tepedeki” kulüpler için daha da kötü bir gelir modeline sahip. Zira Kıta’nın dört bir yanından pek çok küçük takımın da boy gösterdiği bu UEFA organizasyonları, büyük kulüplerin gelirleri diğerleriyle belli bir nispette bölüşmesini gerektiriyor.
Amacı bundan kurtularak geliri maksimize edecekleri ve diğer tüm takımları dışarıda bırakarak kendi aralarında bölüşecekleri bir yapı kurmak olan Avrupa Süper Ligi projesi iki yıl önce ortak bir açıklama ile kulüpler tarafından duyuruldu. Proje; üç İspanyol, üç İtalyan ve altı İngiliz takımını kapsayan 12 takımlı kapalı bir lig formatında idi. Paris Saint-Germain ve FC Porto ülke bazlı gelir gelir dağılımı istiyordu çünkü bu takımlar kendi ülkelerinden projeye dahil olacak tek takım konumundaydı. Real Madrid ise takım bazlı bir gelir dağılımı istemişti. Anlaşmazlığın ve bu takımların dışarıda kalma sebebi buydu. Diğer yandan, Alman ekibi Bayern Münih siyasi sebeplerle projeye dahil olmamayı seçmişti.
Ortak açıklamanın akabinde özellikle taraftarlardan tepkiler yükseldi. Öyle ki Manchester United taraftarları protesto için o dönem oynanan bir maç öncesi sahayı işgal etmişti. İlk olarak Chelsea’nin kamuoyuna duyurduğu ayrılığını, diğer İngiliz kulüpleri de kısa süre içerisinde izledi. Daha sonra Atletico Madrid, Milan ve Inter de onları takip etti. Neticede Barcelona, Real Madrid ve Juventus yalnız kaldı.
Yeni tasarı
UEFA ufuktaki “tehlikenin” farkında. Bu nedenle geçtiğimiz yıl kimi başlıklarda revizyona gittiler. Örneğin bunlardan bir tanesi Şampiyonlar Ligi’ndeki takım sayısının 32’den 36’ya çıkarılması oldu. Büyük kulüplerin derdi pastayı daha az bölüşmek iken takım sayısını arttırmak bu çabadan onları uzaklaştırmak için bir çare midir, tartışılır.
Aynı zamanda bu yıl projede kalan kulüpler ve projeden sorumlu şirket A22 tarafından yeni bir tasarı kamuoyu ile paylaşıldı. Tasarıya göre alt ve üst ligleri de içeren, toplam 60 ila 80 takımın bulunduğu, en üst ligde ise bu kez 15 kalıcı ve 5 değişken olmak üzere 20 takım içeren kapalı bir lig planlanmıştı. Yılda yaklaşık 10 milyar dolara yakın bir gelirin beklendiği yeni formatta her takımın yılda en az 14 maç oynaması öngörülüyordu. Anlaşılacağı üzere gelen tepkileri azaltmaya ve biraz daha az keskin bir formata yönelinmişti. Her ne kadar kulüpler açıkça destek vermekten çekinse de daha az tepkiyle karşılaşıldı ve Avrupa kamuoyunda organizasyonun lehine fikir belirten gazeteciler, üst düzey yöneticiler olduğu görüldü.
Gel gelelim, mevcut üç paydaşın ikisinin içinde bulunduğu çalkantılı pozisyonlar projeyi bir kez daha zora soktu. FC Barcelona, İspanyol Hakemler Teknik Komitesi Eski Başkanı Jose Maria Enrique Negreira’ya 2001-2018 arası dönemde yaklaşık 7,5 milyon avro tutarında bir ödeme yapılmış olduğu gerekçesiyle UEFA tarafından cezaya çarptırıldı. İspanyol gazetesi ABC’nin haberine göre kulübün hukuki yükümlülükleri kesin biçimde ihlal ettiği, müsabakaların sonucuna etki edecek boyutta bir müdahale gerçekleştirdiği ve neticede bunun cezasının UEFA organizasyonlarından men edilmeleri olacağı belirtiliyor. Bir diğer İspanyol medya organı MARCA ise Katalan ekibinin olası bir UEFA Şampiyonlar Ligi men cezasından kaçınmak için geçtiğimiz ay ASL projesinde kalan son paydaşlara, projeden ayrılma talebini ilettiğini ifade ediyor.
Kendi ülkesinde çeşitli yolsuzluk ve şike dosyaları kapsamında yargılanan Juventus da benzer bir yola gidiyor. Sezon içerisinde puan silme cezası alan ve halen görülmekte olan birkaç davası bulunan İtalyan kulüp, iddiaya göre ilgili davalar gerekçe gösterilerek Şampiyonlar Ligi müsabakalarından men edilmemesi için ESL projesinden çekilmesi yönünde baskı gördü. Bu doğrultuda hareket eden Juventus, projeden çekildiğini kulüplere bildirdi.
Son kale: Real Madrid ve müteahhit patronu
Güncel olarak projede yalnızca Real Madrid kaldı. Nitekim ASL’nin en şiddetli savunucularından biri olan Florentino Perez, Real Madrid kulübünün başkanı, yeni bir gelir modeline dayalı farklı bir organizasyonun ihtiyacını uzun zamandır dillendiriyor. Perez bundan tam 14 yıl önce şu şekilde konuşmuştu:
“Avrupa'nın UEFA tarafından yürütülen mevcut elit kupa müsabakası olan Şampiyonlar Ligi, modası geçmiş ve sorunlu bir yapı. Kulüplerin işlerini büyütmesine, ticari altyapısını geliştirmesine, kazançlarını arttırmasına engel oluyor.”
Perez yalnız olmadığını ve sportif hiyerarşinin üstündeki diğer kulüplerin fırsatını buldukları ilk anda tekrar bu yapının kurulması için ona katılacaklarını biliyor. Ancak yukarıda açıklanan olağanüstü koşullarından dolayı çekilen son iki kulüp bir kenara konulursa, diğerleri için bu projenin her şeye rağmen son kale olmadığını belirtmek gerekir. Bilhassa İngiliz kulüpleri, hala Avrupa’daki diğer yerel liglerin katbekat üzerinde bir gelir yapısını sürdürebiliyor. İngiltere Futbol Ligi (İFL)’deki sonuncu takım dahi Şampiyonlar Ligi’nin şampiyonundan daha çok gelir elde edebiliyor bu yapıda. Örneğin 2021-22 sezonunda İFL’nin en az kazanan takımı olan Burnley dahi 124 milyon pound değerinde gelir elde etmişti ki Avrupa’nın diğer ligleri için hayal edilemeyecek bir düzeyden bahsediyoruz. Gemileri yakmaya cesaret edememe sebepleri bu. Real Madrid ise hali hazırda dünyanın en başarılı futbol kulübü konumunda olmasına karşın yerel liglerde elde ettiği düşük gelirlerden ve Şampiyonlar Ligi’nde kendi seviyesinin altındaki takımlarla vakit kaybetmekten rahatsız konumda. Bu nedenle daha fazla kazanacakları yeni bir yapının peşindeler.
Yerel liglerin yaklaşımı ve hukuki süreç
Elbette ki yerel ligler ve proje kapsamı dışında kalan takımlar bu organizasyondan rahatsız. ASL esas itibariyle büyük ticari yapıların küçükleri elimine ederek geliri kendi tekellerine alma arzusuna dayanıyor. Bu nedenle projenin hayata geçmesi; kalan yüzlerce takımın daha da düşük bir kazanç yapısına geçmesine, dolayısıyla futbol endüstrisinde şu anda da var olan eşitsizliklerin katmerlenmesine yol açacak.
Projeye en sert şekilde karşı çıkan kurumlardan biri İspanya Ligi La Liga’nın yönetimi. 2010’lı yılların başında Barcelona - Real Madrid rekabeti ile zirveye tırmanan lig, son yıllarda belirgin bir gerileme yaşıyor ve bu durum gelirlerine de yansımış durumda. Son haftalarda, yeni bir lig logosu ve maç içi grafik gibi unsurları da kapsayan geniş bir dönüşüme giden yönetim, ASL konusunda kaygılı. Zira 12 takımlı projedeki 3 İspanyol temsilcisinin gidişi halinde gelirlerinin tamamına yakını kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalacaklar. Öte yandan, her ne kadar ligden ayrılmak için kulüplerin ciddi bir ceza ödemesi gerekse de yüzde 70’inin ayrılması durumunda bu cezadan muaf tutuluyor. 20 takımlı bu ligden 14 takımın ayrılması anlamına geliyor ki lige dair önerinin bu yılki yeni tasarı doğrultusunda genişletildiği düşünülürse La Liga için bu ihtimal hiç de az gözükmüyor.
Kulüplerin böyle bir hakkı olup olmadığı yargı sürecine taşınmıştı. Şu an için, Avrupa Adalet Divanının ASL projesi hakkındaki hükmünün belirleyici olacağı düşünülüyor. Divanın, kulüplerin yeni bir organizasyona dair tasarrufta bulunma yetkisine sahip olduğunu ancak bu ihtimalde UEFA’nın ceza uygulayabileceğini veya ilgili kulüpleri tüm organizasyonlarından bütünüyle men edebileceğini hükme bağlayacağı tahmin ediliyor.
A22 şirketinin CEO’su olan Bernd Reichart, projenin akıbeti ve yeni tasarı hakkında şu sözleri kullanmıştı:
“ASL yapısını sabit bir toplam yerine sportif performansa dayalı olarak değiştirmek için hala bir plan var. Avrupa futbolunun temelleri çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Artık değişim zamanı. Futbolda girişimcilik riskini kulüpler taşıyor ancak önemli kararlar söz konusu olduğunda, genellikle kenarda oturmak zorunda kalıyorlar."
Futbolda tekelleşme ve gelecek
UEFA’nın ne kadar kirli bir kurum olduğunu inkâr etmek olanaksız. Finansal Fair-Play dahil pek çok konuda “parayı verenin düdüğü çaldığı” bir organizasyonel sistem onların elinde bulunuyor. Ancak UEFA’nın şu anki yapısı tüm eşitsizliklere rağmen küçük takımların da belli ölçüde pay alabilmesini sağlıyor. Sadece katılımdan kaynaklanan bir pay var, örneğin 2021-2022 sezonu Şampiyonlar Ligi’nde grup aşamasına kalan her takım sırf bundan dolayı 14,8 milyon avro değerinde bir ödüle hak kazanmıştı. Futbolun devleri, bunu istemiyor. Elbette başarıya dayalı gelirler de var ve bu dev ekipler daha çok başarı elde ediyor, dolayısıyla daha çok kazanıyorlar. Hatta hep aynı takımların tepe sıralarda yer alması uzun zamandır eleştiri konusu oluyor. Yine de küçük pazarların takımları da en azından bu sahnede yer almalarını sağlayacak bir pencereye erişebiliyor, gelirlere bir ölçüde ortak olabiliyor. Mesela Çek temsilcisi Viktoria Plzen ve Hırvat ekibi Dinamo Zagreb, elemeleri geçerek Şampiyonlar Ligi gruplarında yer almaya hak kazanmıştı. ASL’de bu hiçbir şekilde mümkün olmayacak.
Proje koordinatörleri, gelirlerin böyle büyük bir artış göstermesi sonucu diğer kulüplerin de bundan faydalanacağını iddia ediyor. Buna dair gösterdikleri tek somut gerekçe ise ASL mensubu kulüplerin büyük meblağlar ödeyerek transfer yapabilmelerinin normalleşeceği, bu suretle ASL dışındakilerin de kazanç elde edeceği yönünde. Yalnızca 15-20 takımın bulunduğu bir lige yapılacak oyuncu satışlarının yüzlerce takımın bulunduğu bir Kıta’daki futbol endüstrisi için gelir modeli olarak gösterilmesi hiç gerçekçi olmadığı gibi, gitgide daha da düşen gelirler ve açılan bir makas varken ASL dışındakiler için bahsedilen satışları yapmanın mevcut durumdan daha da zor hale geleceği açık. Dolayısıyla projeye dair işbu iddiaların makul bir çerçevede yer aldığından söz edemeyiz. ASL’nin sor endüstrisindeki eşitsizlikleri artarak büyüteceği gün gibi ortada.
1990’lı yılların başından bu yana neo-liberal ilkeler doğrultusunda bir değişim geçirmekte olan futbol endüstrisi, gitgide daha da büyüyor. Sektörün büyüklüğü arttıkça eşitsiz gelişim kuralı burada da tezahürünü buluyor ve hiyerarşinin tepesinde yer alanlarla alttakilerin çıkarları bir noktada çelişiyor. Ülkemizde özelleştirmelere toplumsal bir rıza üretilirken ortaya atılan ve makul birer kolektif çıkara hizmet ediyormuş gibi gösterilen yalanların bir benzerine -açıkladığımız üzere- bu projede de rastlıyoruz. Gerçekte yapılmak istenen ise diğer tüm kulüplerin tepedeki bir avuç kulübe rezerv takım gibi hizmet etmesini sağlayacak bir dönüşümü hayata geçirmek. Gittikçe daha da tekelleşmiş sermayeden kurtulan, kamucu ve halkçı olan bir spor iklimini yaratmak dışında çare bulunmuyor. Çünkü mevcut yapı, gelirlerini katlamak için sayılan tüm bu zararları hiçe sayan büyük kulüplerin önüne uzun vadede set çekemeyecektir. Şu an yalnızca, taraftara sahip olmak gibi kendine özgü bir mefhum taşıyan bu şirketlerin tepkilerden ötürü nadasa yattığını ve UEFA ile güç mücadelesi içinde olduğunu görüyoruz. Şirket diyoruz, zira bunların pek çoğu hali hazırda sahipleri olan ticari işletmelerden ibarettir, bir kısmı hala dernek olsa bile. Dolayısıyla yakın gelecekte ASL’nin yeniden ve bu kez daha güçlü şekilde ortaya çıkması, neo-liberal dönüşümün bir üst aşamasının hayata geçirilmesi muhtemeldir.
Son olarak, ASL projesinin olası zararlarının bunlardan ibaret olmadığının altını çizelim. Dünyanın her yerinde, spor kültürü inşa etmenin önemli bir yolunu gençlerin başarılardan ilham almasını sağlamak oluşturuyor. Örneğin Olimpiyat şampiyonu Mete Gazoz’un yarattığı etki Türkiye’de pek çok gencin okçuluğu tanımasını, bu spora ilgi duymasını, bir kısmının da okçuluğu denemesini sağladı. Futbol elbette çok daha geniş kesimler tarafından biliniyor ve icra ediliyor. Ancak bu sporda da benzer şekilde, büyük kulüplerin en üst seviyede yer alması ve zaman zaman rekabetçi olabilmesi, kuşakların sporla kurduğu bağı güçlendiren önemli bir unsur oluyor.
Yukarıda verilen örnekten devam edersek; Viktoria Plzen, Dinamo Zagreb vb. seviyedeki takımların hiçbir zaman o düzeye çıkamayacak olması sportif açıdan -ve tesadüf olmayan bir şekilde iktisadi, siyasi olarak da- en tepedeki birkaç ülke hariç onlarca Avrupa ülkesinin futbol ve spor kültürüne bir darbe daha indirecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.