Breadcrumb
'Avrupa değerleri' yalanı ve Washington bağımlılığı: Merz’in İspanya'ya karşı Trump’a verdiği desteğin arkasındaki gerçek
Yayın Tarihi: 04.03.2026 , 13:44 Güncelleme Tarihi: 04.03.2026 , 13:56
İspanya hükümeti, ABD’nin İran’a yönelik saldırıları kapsamında ülkesindeki Amerikan üslerinin kullanılmasına izin vermedi. Madrid yönetimi saldırıları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirirken, ABD Başkanı Donald Trump İspanya’yı ticaret yaptırımlarıyla tehdit etti. Almanya Başbakanı Friedrich Merz ise bu tehdit karşısında Washington’ın yanında konumlandı.
Trump’ın, İran’a yönelik saldırılarına tepki vermesi nedeniyle İspanya’yı ticaret yaptırımlarıyla tehdit etmesi ve Merz’in bu tehdide destek vermesi Avrupa siyasetinin yıllardır tekrarladığı söylemlerin ne kadar ezber ve yalan olduğunu bir kez daha gün yüzüne çıkardı.
Yıllardır “Avrupa değerleri”, “hukukun üstünlüğü” ve “AB dayanışması” gibi kavramlarla kurulan siyasi anlatı, Washington’daki bu tablo karşısında bir kez daha sınandı. Çünkü mesele yalnızca ABD’nin Madrid’i ekonomik yaptırımlarla tehdit etmesi değil; aynı zamanda bir AB ülkesinin başka bir AB ülkesine yönelen bu baskıya karşı çıkmak yerine ABD’nin yanında saf tutması.
İspanya’nın aldığı pozisyon Avrupa içinde istisnai bir durumdu. Madrid yönetimi ABD üslerinin İran’a yönelik saldırılar için kullanılmasına izin vermedi ve saldırıları uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirdi. Böylece ABD’nin İran’a yönelik askeri operasyonuna açık biçimde karşı çıkan tek AB ülkesi konumuna geldi.
Washington’ın yanıtı ise ekonomik baskı tehdidi oldu. Trump, İspanya ile ticari ilişkilerin kesilebileceğini söyledi. Almanya Başbakanı Merz de bu tehdit karşısında Trump’ın yanında konumlandı.
Avrupa dayanışmasının sınırı
Ortaya çıkan tablo Avrupa Birliği’nin siyasi gerçekliğini açık biçimde gösteriyor. AB, sık sık iç dayanışma ve ortak değerler söylemiyle tanımlansa da kritik jeopolitik anlarda bu birlik hızla parçalanabiliyor.
Bir AB ülkesinin ABD tarafından ekonomik yaptırımla tehdit edilmesi karşısında Avrupa’dan güçlü bir tepki gelmedi. Aksine Avrupa’nın en büyük ekonomisinin başındaki isim Washington’ın tutumunu destekledi.
Bu durum Avrupa siyasetinde uzun süredir dile getirilen bir gerçeği yeniden hatırlatıyor: AB’nin dış politika refleksleri çoğu zaman ortak değerlerden çok ABD ile ilişkilerin sınırları içinde şekilleniyor.
NATO tartışması: Hukuki olmayan bir gerekçe
Merz’in İspanya’ya yönelik eleştirilerini temellendirmek için öne sürdüğü başlıca gerekçe NATO’nun savunma harcaması hedefleri oldu. Ancak bu argüman da ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
NATO’nun savunma harcamalarını GSYİH’nin belirli bir yüzdesine çıkarma hedefleri hukuki olarak bağlayıcı değil. Üstelik İspanya, 2025’teki Lahey zirvesinde yüzde 5’lik hedef için muafiyet aldı. NATO bildirisi, Madrid’in bu hedefe uymayacağını açıkça belirtmesine rağmen anlaşmayı imzalayabilmesi için özellikle değiştirildi.
Dolayısıyla İspanya hukuken herhangi bir yükümlülüğü ihlal etmiş değil. Buna rağmen Almanya Başbakanı’nın Washington’da otururken ABD’nin bu ülkeye ekonomik baskı uygulamasını desteklemesi, Avrupa içinde alışılmadık bir tablo ortaya çıkardı.
Savunma harcamaları mı, bağımlılık mı?
İspanya’nın itirazı yalnızca bütçe meselesi değil. Madrid yönetimi yüzde 5’lik savunma harcaması hedefinin Avrupa’yı daha güvenli hale getirmeyeceğine dikkat çekiyor.
Başbakan Pedro Sanchez’e göre bu hedef Avrupa savunmasını güçlendirmekten çok ABD’ye bağımlılığı artırıyor. Son yıllarda Avrupa savunma harcamalarının önemli bir bölümü Avrupalı üreticilere değil Amerikan savunma şirketlerine yönelmiş durumda. Bu nedenle askeri bütçelerin büyümesi Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmekten çok ABD savunma sanayisine kaynak aktaran bir mekanizma haline geliyor.
Merz'in Trumpçılığının altında yatan gerçek: Berlin’in Washington’a bağımlılığı
Merz’in Oval Ofis’teki tutumu yalnızca diplomatik tercih meselesi değil. Almanya’nın ekonomik ve enerji politikaları son yıllarda Berlin’i Washington karşısında giderek daha kırılgan bir konuma getirdi.
Alman sanayi modeli ciddi baskı altında. Ülkenin ekonomisinin bel kemiğini oluşturan otomotiv sektörü hızla rekabet kaybediyor. Çinli üreticilerin yükselişi Alman markalarının pazar payını hızla aşındırıyor. Geçen yıl Almanya’da yüz binden fazla sanayi işi kaybedildi.
Enerji tarafında da tablo benzer. Rusya’dan gelen ucuz doğalgazın kesilmesinin ardından Berlin hızla LNG altyapısı kurdu ve bugün bu terminallere gelen gazın büyük bölümü ABD’den geliyor. Sanayi enerji fiyatları ABD’nin ödediğinin neredeyse üç katına ulaşmış durumda.
Ticaret cephesinde de Washington belirleyici bir aktör. ABD Almanya’nın en büyük ticaret ortaklarından biri ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi yüz milyarlarca avroyu buluyor. Böyle bir tabloda Berlin’in Washington’la açık bir ekonomik gerilime girmekten kaçınması şaşırtıcı görülmüyor.
Münih’teki sözler, Washington’daki gerçek
Merz’in Washington’daki tavrı yalnızca Avrupa içi dayanışma açısından değil, kendi siyasi söylemi açısından da dikkat çekici bir çelişki yaratıyor.
Merz kısa süre önce Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşmada Trump’ın “MAGA” (Amerika'yı Yeniden Büyüt) sloganının temsil ettiği kültür savaşının Avrupa’da yeri olmadığını söylemiş ve Avrupa’nın serbest ticareti savunduğunu vurgulamıştı. “Biz tarifelere ve korumacılığa değil serbest ticarete inanıyoruz” diyordu.
Ancak Oval Ofis'teki görüşmede Trump’ın bir AB ülkesine karşı açık ticaret tehdidi savurması karşısında bu sözlerin hiçbirinin hatırlatılmadığı görüldü.
Merz’in siyasi geçmişi de bu tabloyu daha tartışmalı hale getiriyor. Almanya Başbakanı siyasete dönmeden önce dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden biri olan BlackRock’ın Almanya kolunun başındaydı. Washington ve Wall Street ile yakın bağlarıyla bilinen bir isim olarak Merz’in Oval Ofis’te Trump’ın yanında konumlanması da esasında şaşırtıcı değil.
'Avrupa dayanışması' tartışması
İspanya krizi küçük bir diplomatik tartışmadan öte, Avrupa siyasetinin temel çelişkilerinden birini yeniden görünür hale getiriyor.
ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına karşı çıkan tek AB ülkesinin ekonomik baskıyla tehdit edilmesi ve Avrupa’nın en büyük ekonomisinin başındaki liderin bu baskıyı desteklemesi, AB içinde sıkça dile getirilen dayanışma söylemini zayıflatıyor.
Avrupa Birliği kendisini "değerler" ve "ortak çıkarlar" etrafında tanımlamayı sürdürüyor. Ancak Washington’la ilişkiler söz konusu olduğunda bu söylemin ne kadarının gerçek, ne kadarının retorik olduğu sorusu her yeni krizle birlikte yeniden ortaya çıkıyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.