Sayfa yolu
ANALİZ | Almanya'da Cumhurbaşkanlığı seçimleri: Alman sermayesi istikrar istiyor
Yayın Tarihi: 01.02.2022 , 08:55 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
13 Şubat'ta Almanya Cumhurbaşkanlığı seçimine gidiyor. Koalisyon bileşenleri arasında mevcut Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'ın bir dönem daha görevinde kalması konusunda genel bir mutabakat var. Bu mutabakata 26 Eylül 2021 parlemento seçimlerinde büyük oy kaybına uğrayarak muhalefete çekilen Hristiyan Birlik partileri CDU ve CSU da tam destek veriyor.
Liberaller sosyal demokrat adayı ilk önerenler oldu
Liberal FDP partisinin başkan yardımcısı Wolfgang Kubicki, görece erken bir dönemde, 2019 sonunda, sosyal demokrat Cumhurbaşkanı Steinmeier'ın ikinci dönemi yönünde ilk açıklamayı yapmıştı. (1)
Savaş sonrası Federal Almanya siyasetinin en kilit partilerinden olan FDP'nin üst düzey bir yöneticisinin sosyal demokrat bir adayın ikinci dönemi için çağrıda bulunması kayda değer önemde bir gelişmeydi. Düzenin regüle edici sübapları arasında öncelikli yere sahip bu, oy oranı düşük ancak sermaye çevrelerindeki etkisi büyük partisinin ''bilgeliği''nin altı çizilmeli. Zamanında Soğuk Savaş siyasetinin en etkili figürlerinden biri olup, Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin yutulmasında kritik görevler üstlenmiş Hans Dietrich Genscher'in de bu cenaha ait olduğunu bir kez daha belirtmekte yarar var.
Liberal parti başkan yardımcısı Wolfgang Kübicki, sözü geçen Spiegel Online değerlendirmesinde, Almanya Cumhurbaşkanlığı için adı geçen Yeşiller partisi eş başkanlarından Katrin Göring-Eckard'ın olası bir Cumhurbaşkanlığı için ise, ''Bu makam kendisine bir numara büyüktür'' diye itiraz etmişti.
Federal Temcilciler Meclisi'nde 13 Şubat'ta oylanacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Anayasa'nın 54'üncü maddesi gereği adayların birinci turda salt çoğunluğu elde etmesi gerekiyor. Bu hesaba göre, 1472 sandalyeli Fereral Temsilciler Meclisi'nde birinci turu geçmek için en az 737 oy gerekiyor. Mevcut dağılıma göre SPD, Yeşiller ve FDP'den müteşekkil kolalisyon ortaklarının tamamının Steinmeier'a oy vermesi durumunda, ikinci dönem için seçilmesinde risk bulunmuyor. Zira üç bileşenli koalisyon temsilcilerinin sayısı 778'dir.
Ayrıca ana muhalefete çekilen CDU ve CSU'nun da destekleyeceğini açıkladığı Steinmeier'ın bir kez daha seçileceğine kesin gözüyle bakılabilir.
AfD'den CDU içine dönük operasyon
Bununla birlikte CDU/CSU bileşenlerinde bir çatlak ortaya çıktı. CDU'ya yakın etkili derneklerden biri olan Değerler Birliği (Werteunion) (2) başkanı ve CDU üyesi Max Otte'nin faşist parti Almanya İçin Seçenek'in (AfD) Cumhurbaşkanlığı adayı olarak sunulması hesapları karıştırdı. CDU'nun Köln teşkilatı Max Otte'nin parti üyeliğine son verilmesi için kampanya başlatırken Otte, Değerler Birliği'ne zarar vermemek için görevinden istifa ettiğini açıklarken, CDU'dan ayrılmaya dair somut bir tutum almadı.
Cumhurbaşkanlığı seçimine kadar kendisinden söz ettirmeye kararlı görünen Otte'nin ısrarla altını çizdiği bir önemli bir gerçek var. Hristiyan Birlik Partisi CDU'ya yakın dört bin üyeli Değerler Birliği Derneği Başkanı Max Otte, 3 yıl boyunca (2018 - 2021) aynı zamanda AfD'ye yakın Desiderus Erasmus Vakfı (DES) Danışma Kurulu Başkanlığı yaparken ''CDU'lular neredeydi? Niçin seslerini çıkarmadılar?'' diye soruyor.
En az bunun kadar manidar bir gelişme daha oldu. Hem Değerler Birliği Derneği'nin üyelerinden olup hem de CDU içinde siyaset yapan Hans-Georg Maassen, Max Otte'nin AfD'nin Cumhurbaşkanlığı adayı olmasını protesto etmek için Değerler Birliği üyelğinden istifa ettiğini açıkladı.
Eski iç istihbarat şefi de Steinmeier'e çalışıyor
Hans-Georg Maassen, herhangi bir siyasi figür değil. Alman iç istihbaret örgütü Anayasayı Koruma Örgütü (BfV) başkanlığından istifa etmek zorunda kalmış biri. Hans-Georg Maassen, Neo-Nazileri kollama konusunda elini korkak alıştırmamış bir istihbaratçı. En son bardağı taşıran icraatı, 2018'de Chemnitz kentinde sığınmacılara ve solculara dönük faşist saldırıları hasır altı etme girişiminde yakayı ele vermesi sonucu dönemin İçişleri bakanı Horst Seehofer tarafından emekliliğe sevk edilmişti.
Emekliliğe sevk edilen eski iç istihbaret şefi Hans-Georg Maassen, AfD tarafından cansiperane bir şekilde savunulmuş, hatta AfD'ye üyeliği için özel çaba harcanmıştı. AfD'ye sempatisini gizlemeyen Maassen, bütün çabalara karşın CDU'yu ''tercih'' etmişti.
AfD ile bu denli alışverişi olan bir kişinin, AfD adayının başkanı olan derneğe üye olması doğaldı. Doğal olmayan, Max Otte'nin sosyal demokrat Steinmeier karşısındaki Cumhurbaşkanlığı adaylığını bahane edip AfD'ye bu denli cephe alması oldu.
İlginç ama şaşırtıcı değil.
Neden?
CDU'nun (popüler adıyla ''Merkel'in partisi''nin) AfD ile benzer tabandan beslendiği biliniyor. Hristiyan değerleri üzerine kurulu, Alman milliyetçiliğini sömürmeye her daim teşne, sermaye taraftarı bir konumlanış her iki partinin de üzerinde durduğu zemini tarif ediyor.
CDU'nun yeni genel başkanı Friedrich Merz, Hans-Georg Maassen ile koordineli olsa gerek, benzer bir ''sert yönelimle'' AfD'ye yükleneceğini belli etti. Merz ve Maassen'ın stratejisi özetle şu eksene dayanıyor: AfD'nin CDU'dan aşındırdığı oyları geri almak için AfD'ye yüklenmek ancak onun savunduğu siyasi hattı içerip, massetmek...
Bir siyasi strateji, yalnızca ''oy kaygısı'' üzerine inşa edilemez. Daha fazlası var, olmalı.
Alman ana akım siyasetinde iki çizgi
Alman burjuva siyasetinde çok kaba olarak özetlenecek iki ana çizgi var. Bunlar ABD'nin Almanya'nın kaderinde oynadığı geleneksel çizginin devamını savunanlar ile bunu revize etmek isteyenler olarak özetlemekte mahsur yoktur.
Alman siyasetinin ana yönelimini savunanlar ABD ile ilişkilerin geleksel parametreler içinde kalmasını savunuyorlar. Bu çizginin en üst düzeyde savunucusu sosyal demokrat Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'dır. Merkel'in de bu çizgiye sadık kaldığı biliniyor.
ABD ile Almanya arasındaki ilişkide ''lobi'' faaliyeti yürüten Atlantik Köprüsü Derneği'nin 12 yıl başkanlığını yapan Friedrich Merz'in AfD'nin ''ulusalcı'' çizgisi ile rekabet içinde olma durumu pek çok sürtüşme noktasının ateşleyicisi olarak öne çıktı. AfD, CDU/CSU'dan farklı olarak daha saldırgan bir Alman emperyalizminden yana. NATO içinde taşların yerinden oynamasını isteyen AfD, ABD emperyalizminin Alman emperyalizminin hareket alanını daralttığını öne süren sermayenin bir fraksiyonunun sözcüsü olarak vitrine yerleşti.
Rusya'ya karşı saldırgan bir dil kullanan Yeşiller ve FDP gibi liberal partilere karşı AfD, daha ihtiyatlı bir tutumu savunuyor.
Friedrich Merz'in misyonu
Başarılı bir siyasetçi olarak kabul edilen Merkel'in 26 Eylül 2021 parlamento seçimlerinde pek başarısız bir sonuç ile (bir önceki seçimle kıyaslandığında CDU/CSU'nun toplam kaybı yüzde 8,8 oranında olmuştur) CDU genel başkanlığını bırakması ve parti başkanlığına ite kaka getirilen Armin Laschet'in parti içi dengeleri Merkel kadar iyi tutamaması sonucunda Friedrich Merz adındaki yatırım danışmanı CDU'nun yeni patronu seçildi. Friedrich Merz, Armin Laschet gibi fincancı katırlarını ürkütmekten yüksünen bir siyasi kişilik değil. Hıslı bir kişilik.
AfD'nin temsil ettiği ögeleri incelikli biçimlerde tırpanlamak için CDU gibi bir kitle partisini sonuna kadar kullanacaktır. Alman emperyalizminin egemen çizgisinin misyonu bir kez daha ''istikrar'' vurgusu içinde ''halk partileri (volksparteien)'' sınırları içinde tutulmaya çalışılacak. Radikal uclar törpülenip, massedilecek. Merz'in misyonu budur.
Yeşiller'de deri değişimi: ''Gerçekçiler'' ve ''daha çok gerçekçiler''
Yeşiller partisinin tüzüğüne göre bakanlar ile parti eş başkanları aynı makamda olamıyor. Bundan dolayı 4 yıldır eş başkanlık yapan Annalena Baerbock ile Roberda Habeck'in yerine 28 yaşındaki Ricarda Lang ile 46 yaşındaki Omid Norripour seçildi. Rocarda Lang, parti tarihinin en genç eş başkanı olarak, ''yönetmekten korkmamak lazım'' açıklaması yaptı. Yeşiller'in düzenin has evlatları olarak yönetmeye bir hayli zamandır başladığını bilmeyen en genç eş başkan Lang, siyaseti ikbal kapısı olarak gördüğüne dair önemli ip uçlarını da dile getirmiş oldu.
Alman solundaki dönek unsurlar ile liberallerin birlikteliği olarak 40 yıl önce dünyaya gelen Yeşiller partisi, önceleri ''radikaller'' ve ''gerçekçiler'' olarak iki kanatlıydı. Joschka Fischer, Jürgen Tritten gibi isimler bu kanatların sözcüleri olarak pek çok akçeli işe bulaştı. Tabii bakan da oldular. Birincisi, Dışişleri Bakanlığı yaptı (şimdilerde ABD'de şirket danışmanlığı ve komisyonculuk yapıyor). İkincisi Çevre Bakanı olarak sermayenin yeni ''çevreci'' birikim modeline hizmet etti ve sol geçmişine her fırsatta küfür etmekten geri kalmadı.
Bir 80'li yıllar mottosu: ''Çevreci, sosyal, taban demokrasisi, şiddetsizlik...''
Yeşiller'in mottosu buydu 80'li yıllarda. Yugoslavya'nın NATO tarafından bombalanmasından, Afganistan'ın ABD tarafından işgaline, Suriye'ye dönük bin türlü provakasyona kadar her başlıkta emperyalizmin görev nöbetine koşan Yeşiller, ''üretimin değil öz belirlenimin önemi''ni o kadar yinelediler ki, ne çevrecilikleri, ne sosyallikleri, ne demokratlıkları ne de şiddetsizlikleri kaldı.
Şeriata alan açmaktan bahseden yeni kuşak eş başkanlardan Nouripour ile yönetmediğini düşünen Lang'a devrolunan partide sözde radikaller buharlaşırken, kanatlar ''gerçekçiler'' ve ''daha çok gerçekçiler'' olarak sadeleşti.
Die Linke'nin adayı: Partisiz, sosyal adaletçi, iddiasız
Son seçimlerde yüzde 4,3 küçülen Die Linke (Sol Parti), 13 Şubat Cumhurbaşkanlığı seçiminde SPD'li Steinmeier'ı desteklemeyeceğini açıkladı.
Die Linke'nin adayı Gerhard Trabert, ''Almanya'da Yoksulluk ve Sağlık Derneği'' kurucusu olarak insani yanı güçlü bir kişi olarak betimlenebilir. İlk bakışta sağlıklı bir tercih gibi görünüyor. Ancak siyasi ufkunu ''sosyal adaletçilik'' ile sınırlamış bir kişinin sosyalizmi temsil edemeyeceği bellidir.
Dr. Gerhard Trabert'in Die Linke'ye üyeliği de yok. Yani ortada partiler üstü olduğu iddiasıyla kamuoyuna ilan edilen bir aday var. İddiasızlığı bu kadar öne çıkmış bir insanın Almanya'daki sert sınıf mücadeleleri gündemine asimetrik bir siyasi figür olacağını ön görmek çok zor olmasa gerek.
Örnek olsun: Die Linke, Thüringen Eyalet Başbakanlığı döneminde Bodo Ramelow'un ürkek sosyalistliğinde neleri kaybettiyse, aynı iddiasızlık ve ürkeklikle Cumhurbaşkanlığı seçimini de siyasi bir gündem belirleme alanına dönüştürmede daha baştan ketum kaldı.
Bodo Ramelow, medya sohbetlerinde kendisinin ne kadar ''Hiristiyan inancına bağlı bir sosyalist'' olduğunu söylediyse de ''sağ seçmenden'' teveccüh göremedi. Dini siyasetin dışında tutmayı ön görmeyen bir siyasi çizginin sol adına emekçilere seslenme şansı yoktu. Ramelow örneği, sözde uzlaşma kültürünün çıkmazını göstermesi açısından kayde değerdir. Zira din ve dinsel ideoloji ile uzlaşan, bir şekilde kapitalizmle de uzlaşıyor. Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin birikimine dayanmak yerine ''ara çözümler''e odaklanarak mesafe katetmek akıl dışı bir stratejiydi. Var olan sosyalist birikim de heba edildi.
* * *
Alman sağının ''aşırı varyantı'' olarak kodlanan AfD'nin adayının bizzat ana akım siyasi bölmeden devşirilmesi, aralarındaki geçişkenliğin ne oranda mümkün olduğunu da göstermiş oluyor. Bununla birlikte, sosyal demokrat Frank-Walter Steinmeier'ın bir bütün olarak Alman sağının adayı olması, Alman emperyalizminin üzerinde mutabakat sağladığı yönelimin, şimdilik de olsa, istikrarın devamı lehine olması gerektiğini vaaz ediyor.
1 https://www.spiegel.de/politik/deutschland/wolfgang-kubicki-fordert-zwe…
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
