Sayfa yolu
Alman Anayasasını bir Türk mü koruyacak?
Yayın Tarihi: 21.09.2025 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Alman iç istihbarat örgütü Anayasayı Koruma Teşkilatı BfV'un başına İstanbul doğumlu Sinan Selen'in atanması üzerine başlayan tartışma Alman kamuoyunda yankısını sürdürüyor.
Selen'in 2006'da Alman güvenlik mekanizmaları ile kurulan ilişkilenmesi, 2019'da Alman iç istihbarat örgütü BfV'in başkan yardımcılığına atanması ile dikkat çeker duruma gelmişti. 2019'da Alman iç istihbarat örgütü BfV'in başkan yardımcılığına atanması ile adından daha da söz ettiren 1972 İstanbul doğumlu Sinan Selen, Eylül 2025'de aynı kuruma başkan olarak atanınca kendisine olan ilgi yoğunlaşarak arttı.
Selen'in 'kökeni' ona karşı olumsuz tutum için yeter sebepti
Almanya'daki koalisyon hükümetinin bileşenleri tarafından tam onayla kuruma başkan olarak atanan Selen, Alman faşist sağı tarafından tepkiyle karşılandı. Faşistler açısından Selen'in ''köken''i ona karşı olumsuz tutum almak için yeter sebepti.
Almanya'nın yükselişi önlenemeyen faşist partisi AfD'nin Bavyera Grup Başkan Vekili Katrin Ebner-Steiner tarafından Selen'in ''İstanbul doğumlu'' olması bu görevi yerine getirememesi için yeterliydi örneğin. Öncesi de var bu işin. 2019'da BfV'un başkan yardımcılığına getirilen Sinan Selen'e yapılan bir başka itiraz yine AfD'den geliyordu.
AfD Federal Meclis üyesi Johannes Huber, ''Anayasayı Koruma Teşkilatı başkan yardımcısı bir müslüman'' diye tweet atmıştı zamanında. Bu tartışmaya sol-liberal cepheden dahil olan prestijli Süddeutsche Zeitung ise Selen'in ''dindar olmadığı''ni dillendirerek son derece önemli bir savunmada bulunduğunu düşünüyor olmalıydı.
'Sinan Selen'in 'aslında dindar olmadığı'nı kanıtlama derdine düşmüşler'
Sosyal demokrat ve liberter etiketli partilerin siyasetlerinden sıtkını sıyıran kitlelerin insanca yaşam taleplerinin Alman faşistlerince bir kez daha suistimal edilmesi ile ülkede yine yanlış eksenli bir cepheleşme olgusu gündemi işgal eder oldu. Liberter sermayesever Yeşiller Partisi ile kapitalizmin hasta bakıcısı sosyal demokrasinin tarumar ettiği kazanılmış haklar, yükselen yeni sağ tarafından ustaca sömürülmeye devam ediyor.
Emperyalizm kavramını ağzına almayan liberterler ile kapitalizm karşıtlığını yasaklamış sosyal demokratların ''faşizm'' kavramını olur olmaz yerde savrukça kullanarak AfD'nin yükselişinin önüne geçmeyi istemeleri komik olmaktan öte olsa olsa iğrenç bir sahtekârlığın maskesi işlevi görebilirdi. Ve nihayetinde de öyle oldu: Mevcut düzeni savunanlar yani Alman emperyalizminin emek düşmanlığını hokus pokusla görünmez kılmaya çalışanlar yerleşik düzenin kalması için önüne gelene ''faşist'' deme gereği duyuyorlar. Liber 'sol'un ve düzenin has bekçisi sosyal demokrasinin AfD'ye faşist demelerinin hiçbir kıymeti bulunmuyor. Zira AfD'yi bu iki cenah yarattı!
Ve şimdi 'iç istihbarat İstanbul doğumlu bir müslümana bırakılır mı' diye feryat eden faşistlere yanıt yetiştirmeye çalışan mevcut düzenin bekçileri, seküler toplum savunusunu dahi yüzlerine gözlerine bulaştırırcasına Sinan Selen'in 'aslında dindar olmadığı'nı kanıtlama derdine düşmüşler!
'Onun adı üzerinden kopartılan kavga özü itibariyle düzen aktörlerinin iç kavgalarının izdüşümünden öte bir anlam ifade etmiyor'
Sinan Selen'in Alman iç istihbarat örgütünde yaşadığı kariyer süreci ile Alman faşist hareketinin popülerleşerek kitleselleşmesi arasında kimi paralellikler var. 2013 göçmen krizi ve avro bölgesinde yaşanan iktisadi kriz ile başlayan sürece doğan Alman faşist hareketinin popülist bölmesi, yıllardır yüzde 5 barajının altından sıyrılarak birden bire ülkenin ana muhalafet gücü haline evrildi.
Geleneksel merkez siyasetin çöküşüne paralel, Alman faşist hareketi de kitleselleşerek büyüdü. Soldan çalınan sloganları tersyüz ederek yolunu açan AfD, Alman emperyalizminin krizinin bir çıktısı olarak siyasal arenade yerini hızla dolduruyor. Bu sürecin merkez sağ/liberter-sosyal demokrasi açısından sonucu ''demokrasi''nin yani mevcut düzenin korunması refleksine tekabül edegeldi.
Sinan Selen işte bu sürecin simgelerinden biridir ve onun adı üzerinden kopartılan kavga özü itibariyle düzen aktörlerinin iç kavgalarının izdüşümünden öte bir anlam ifade etmiyor. Liberal düzen taraftarları Selen'i 'yeni liberal Almanya'nın simgesi ilan ederken, Alman emperyalizminin Hitlerci ruhundan beslenen faşist kitle hareketi de onu 'geleneksel Alman değerleri'nden uzaklaşmanın simgesi olarak görüyor.
Alman büyük sermayesinin iktidar bölmesi popülist faşist hareketi denetim altında tutarken Sinan Selen'in başında olduğu Anayasayı Koruma Teşkilatı'nı sopa olarak kullanarak, sözü geçen mecrayı terbiye etmeye çalışıyor. Artık alameti farikası antisemitizmden göçmen düşmanlığına kayan neo-faşist hareketin Almanya şubesi adına AfD'de de yine aynı simgeden hareketle göçmen bir bireyin Almanya'nın güvenliğini fıtratı gereği sağlayamayacağını ileri sürüyor.
Bu tartışma süredursun, sözü geçen kuruma geçen yıl ayrılan bütçeye yaklaşık 100 milyon avro daha eklenerek toplam rakam 686 milyona yükseltildi. Militarizm gündelik hayatın olağan bir parçası olarak sıradanlaştırılırken, ''Rus tehditi'' bu programın meşrulaştırıcı unsuru olarak kullanılıyor.
'Liberalizm toplumu militarize ederken bir yandan da faşizm ile mücadele ettiğini iddia ediyor'
Ancak Alman emperyalizminin açmazı tam da burada başlıyor: Liberalizm toplumu militarize ederken bir yandan da faşizm ile mücadele ettiğini iddia ediyor. Liberal Alman sermayesi bir Türk'ü anayasasını koruması için seçerken, onun cilalanan becerilerinden ziyade imajını vitrine yerleştirmeyi hedefliyor. Selen'in selefi Thomas Haldenwang sıkı İsrailciydi, Mossad ile arasının iyi olmadığını bilmeyen yok. Haldenwang'ın selefi ise sıkı bir AfD yandaşıydı. NSU cinayetleri denilen sekizi Türk, biri Yunan göçmenin öldürülmesinde kurumun başındaki kişidir. Emekli olunca ırkçılığını gizlemez oldu. Daha açıkçası: Gizleyemez değil, gizlemez oldu!
İstanbul doğumlu Sinan Selen'in BfV'nun başına getirilmesi kurumun Nazi artığı geçmişini temize çıkarmaya yetmeyeceği açıktır. Siz bakmayın Türk Youtuber Oktan Erdikmen'in ''BfV ülkede işini düzgün yapan tek kurumdur'' laflarına. Liberal hastalıktır, doğru paket içinde her daim yanlış içerik pazarlanır!
1950'de Amerikan işgal güçleri tarafından kurulan BfV, ıskartaya çıkmış ne kadar Nazi teknokratı varsa kuruma dahil etmişti. Zira asıl düşman savaştan önce olduğu gibi savaştan sonra da komünistlerdi. Nihayetinde de Nazi partisinin artıklarını yasak kapsamına alma gerekçesi ile başlayan Soğuk Savaş programında asıl hedef Almanya Komünist Partisi'ni yasa dışı ilan etmekti.
Şimdi Sinan Selen'in oturduğu koltukta o dönem oturan Hubert Schrübbers ilk iş olarak 1956'da KPD'yi kapattırmıştı. Ancak belirli bir süre sonra kendisinin Nazi 'geçmiş'i ortalığa dökülünce istifa etmek zorunda kalmıştı. Selen'in şefi Haldenwang'ın azılı İsrailciliği yeterince açığa çıkmıştı. Hristiyan Demokrat partiden milletvekili olma sevdası karşılık bulmadı, şimdilik evinde oturuyor.
Selen'in bir önceki şefi Hans Georg Maassen'ın neo-faşist sevdasını gizlememe cüreti gibi, Sinan Selen'in de ''aşırı sağ'' ile ''aşırı sol''u eşitleyen dolaylı antikomünist gözlüğü çok geçmeden düşecektir.
| ABD’de cadı avı büyüyor: Ölüme üzülmeyen kim varsa hedefte | ![]() |
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
