Sayfa yolu
AKP’nin ‘yeni’ yolu: Türkiye-Rusya ilişkilerindeki kopuş ne anlama geliyor?
Yayın Tarihi: 29.07.2026 , 14:26
AKP iktidarının emperyalizmin krizini fırsata çevirerek izlediği “denge” politikaları en çok Rusya ile kurulan yakın ilişkilerde kendini göstermişti.
S-400 alımı, Batı yaptırımlarına rağmen Ural petrollerinin en büyük müşterilerinden biri olma, enerji başta olmak üzere Rusya ile giderek artan ticari ilişkiler ve tabii ki Akkuyu Nükleer Santral projesi…
Tüm bu adımların yanı sıra 2019 yılında çok ateşli şekilde gündeme gelen bir diğer iddia da Türkiye’nin Rusya’dan Su-35 savaş uçakları alacağı ve Su-57’leri birlikte üreteceği şeklinde olmuştu.
Bu son iddia ABD ile iyice gerilen hatlar nedeniyle hayata geçmezken, AKP iktidarı aradan geçen 7 yılın ardından direksiyonu bir kez daha çok sert şekilde Atlantik hattına kırmış durumda.
Özellikle Erdoğan’ın 2025’te Beyaz Saray’a yaptığı ziyaret sonrası Türkiye çok açık şekilde Rusya ile olan bağlarını (her anlamda) zayıflatma yoluna girdi ve ilişkiler yukarıda tarif edilenin tam aksi yöne doğru, bir kopuşa doğru ilerlemeye başladı.
Peki, neden?
Yanlış soru: AKP iktidarı ABD’den kopup Rusya-Çin hattına yerleşir mi?
Türkiye sermaye sınıfı, özellikle AKP’li yıllarda olanak gördüğü her alana çok hızlı şekilde girmesiyle ünlenmiş durumda.
Nerede bir boşluk varsa sızıp paraya dönüştürmeyi temel düstur haline getiren ve bunu eskiye göre çok daha büyük bir iştah ve özgüvenle yapan Türkiye sermaye sınıfı, Rusya ile kurulan yakın ilişkilere de bu gözle bakıyordu.
Gördükleri tablo emperyalizmin kriziydi ve bu kriz yıllarında Rusya kârlı bir kapı haline gelmişti.
Üstelik bunu illa Batı’dan koparak, ABD’ye rağmen yapmak zorunda da değillerdi.
Batı’nın Rusya’nın Çin ile hareket etmesini engellemek, o cepheyi düşürmek için kullanacağı anahtarlardan biri olabileceklerini de düşünüp, bu yakınlığı böyle açıkladılar.
Rusya’nın Batı ile teması noktasında bir “hava deliği” olabilirlerdi.
Aslına bakılırsa AKP iktidarı bu rolü son derece iyi oynadı.
Ancak gelinen noktada ABD’nin Rusya kuşatmasını çok daha sert bir evreye taşıma kararlılığı, haliyle Türkiye’yi de bu “karlı” kapıdan etmiş durumda.
AKP iktidarı, kelimenin tam anlamıyla Rusya’dan her alanda net bir kopuşa doğru gidiyor; Batı’nın, ABD’nin, NATO’nun ve tabii ki sermaye sınıfının çıkarları doğrultusunda.
Gelin şimdi başlık başlık bu kopuş alanlarını ve neler yaşandığını sıralayalım.
Petrol başlığı ve Irak anlaşmasının arka planı
Türkiye’nin petrol konusunda çok büyük oranda dışa bağımlı olduğu biliniyor.
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) "Mayıs 2026 Petrol Piyasası Sektör Raporu"na göre, en fazla ham petrol ve petrol ürünleri ithalatı, 1 milyon 650 bin 193 tonla Rusya'dan yapıldı.
Rusya’yı ise 515 bin 691 tonla Kazakistan ve 348 bin 879 tonla ABD izledi.
Burada ilginç bir bilgi verelim ve Mayıs 2026’dan Eylül 2025’e, yani 8 ay öncesine gidelim.
Eylül ayında Türkiye’nin Rusya’dan yaptığı petrol ithalatı tam 2 milyon 950 bin 297 tondu. Rusya’yı da 269 bin 442 tonla Kazakistan ve 209 bin 947 tonla Irak izliyordu.
Yani Rusya’dan yapılan ithalat sadece 8 ayda, (Burada Eylül ayını veri almamızın nedeni, Erdoğan’ın Beyaz Saray ziyaretini de simgelemesi) 1 milyon 300 bin ton azalmış durumda. Tabloda yer almayan ABD üçüncü, Kazakistan ise ikinci sıradan listeye girmiş durumda.

Burada önemli birkaç bilgiyi daha paylaşalım.
Aralık ayında gündeme gelen bir habere göre, Türkiye, Batı yaptırımları dolayısıyla kademeli olarak Rus petrolünün ithalatını azaltmaya başladı.
İddiaya göre, Rusya’dan yapılan petrol ithalatı 100 bin varil/gün azalarak 200 bin varil/güne düştü.
Yine Türkiye’nin en büyük rafinerilerinden olan Azeri SOCAR’a ait Ege Rafinerisi (STAR), önceki dönemlerin aksine petrol ithalatında Rusya dışı üreticilere yöneldi.
Öte yandan geçtiğimiz yıl şubat ayında Sözcü tarafından gündeme getirilen bir habere göre, Türkiye’nin en büyük petrol rafinerisi Tüpraş, yine ABD baskısı sonrası Rus ham petrolü alımını durdurdu.
Bu kademeli azaltmaların ardında gizli pazarlıklar değil, açık bir “nota” var aslında.
ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz yıl eylül ayında Erdoğan ile yaptığı bir görüşme sonrası Ukrayna savaşında Türkiye’nin rolüne ilişkin konuşmuş, Erdoğan’a ilişkin, "Şu anda çok tarafsız. Tarafsız olmayı seviyor. Ben de öyle, tarafsız olmayı seviyorum” diyerek, "Ama eğer bu işe karışırsa yapabileceği en iyi şey Rusya'dan petrol ve gaz almamak olur" ifadesini kullanmıştı.
Üstelik bu görüşmeden günler sonra, bizzat Trump’ın müdahalesiyle, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nden (IKBY) Türkiye’ye petrol akışı 2 yıl süren kesintinin ardından yeniden başlamıştı.
Şimdi bu süreç belli ki bir sonraki safhaya taşınıyor.
Türkiye’nin günlük petrol ihtiyacının çok büyük bölümü artık Irak tarafından karşılanacak.

Dün Irak ile Türkiye arasında varılan anlaşmaya göre Irak, Türkiye’ye 1 milyon ton petrol ihraç edecek. Söz konusu anlaşmanın “Türkiye’nin başkalarına muhtaç olmaması” ifadesiyle sunulması da doğrudan Rusya’yı işaret ediyor.
AKP’nin Rusya kararını bu veriler anlatıyor
Türkiye ile Rusya arasındaki ticaret hacminde 2022’den bu yana yaşanan daralma, aslında ilişkinin seyri açısından ve AKP’nin yukarda da aktardığımız kararını anlamak açısından çok şey anlatıyor.
2022’de 70 milyar dolara yaklaşan ticaret hacmi, o tarihten bu yana istikrarlı şekilde azalıyor.
2023’de 56 milyar dolara, 2024’te 52 milyar dolara, 2025’te ise 49 milyar dolara gerileyen bir ticaret hacminden söz ediyoruz.
Son olarak 2026'nın ilk dört ayında Rusya'dan Türkiye’ye yapılan sevkiyat, geçen yılın aynı dönemine göre tam yüzde 22,8 azalmış durumda.
Yani ticaret hacmi giderek daha sert şekilde azalmaya devam ediyor.

Ukrayna savaşı ve Türkiye: Tehdit daha da büyüyor
Türkiye’nin petrol ithalatı konusunda Rusya’dan başka ülkelere yönelmek zorunda kalmasının ana nedenini aslında yukarıda da aktardığımız üzere ABD Başkanı Trump son derece net şekilde ifade etmişti:
“(Türkiye) eğer bu işe karışırsa (Ukrayna savaşı) yapabileceği en iyi şey Rusya'dan petrol ve gaz almamak olur…”
Türkiye, AKP iktidarının ev sahipliğini yaptığı NATO Zirvesiyle birlikte Ukrayna savaşına artık daha açık şekilde şekilde dahil olduğunu ilan etmiş oldu.
ABD’nin ve AB’nin Rusya’yı perdeleme hamlelerinin merkez üssü haline gelen Ukrayna için Boğazlar’da kurulacak olan yeni askeri birlikte Fransız ve İngiliz komutanların yer alacak olması da bunun en açık kanıtlarından biri.
Ancak mesele bundan da ibaret değil.
Türk savaş uçakları, Baltık’ta, yani ülkemizden binlerce kilometre uzakta, Rusya’ya karşı yapılan NATO uçuşlarına katılıyor.
Pars Filo Komutanı Hava Pilot Yarbay Özdemir, söz konusu göreve ilişkin Anadolu Ajansı’na yaptığı açıklamada, Baltık Hava Polisliğinin kendi savaş uçağı olmayan Baltık ülkeleri Estonya, Letonya ve Litvanya'nın hava sahasının korunması maksadıyla yapıldığını belirterek, şunları söylüyordu:
Bu görev NATO'nun doğu kanadının savunması kapsamında stratejik olarak çok büyük önem arz etmektedir. Bu görev Türkiye'ye uluslararası alanda caydırıcılık, müttefik kuvvetlerle ortak çalışma ve stratejik güç kazandırma konularında önemli katkılar sağlayacaktır. Baltık Hava Polisliği, Türkiye'nin en köklü ve en büyük vurucu güçlerinden doğunun bekçileri 181'inci Jet Filo Komutanlığı Pars Filo'ya verilmiştir. Bu görevi Estonya Amari Hava Üssü'nde 5 uçak ve 76 personelle icra edeceğiz. Bu görev esnasında sınır ihlalleri ve tanımlanamayan hava araçlarına karşı 7/24 alarm-reaksiyon nöbeti tutacağız ve diğer müttefik ülkelerle ortak görevler icra edeceğiz. Pars Filo yurt dışı ve yurt içi görevlerde kendisini defalarca kanıtlamış bir filodur. Eğitim seviyemiz ve harbe hazırlığımız üst düzeydedir. Bu görevi de layıkıyla icra edeceğimize ve Türk bayrağını Baltık semalarında en iyi şekilde temsil edeceğimize olan inancımız tamdır."
Ancak Özdemir’in sözünü ettiği “NATO görevi”, açık şekilde ABD çıkarları için Rusya’ya karşı askeri bir saldırganlık ihtimalini içeriyor ve bu nedenle de ülkemizi tehlikeye atıyor.

Bu kritik hamlelerin dışında Türkiye, uzun süredir Ukrayna’nın en büyük askeri mühimmat destekçilerinden de biri.
Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar’ın şirketi Baykar, Ukrayna’ya uzun süredir İHA ve SİHA satışı yaparken, bu ülkede üretim tesisi de kurmuştu.
Öte yandan soL’da geçtiğimiz günlerde gündeme getirdiğimiz Arca Savunma da Ukrayna’ya 155 mm topçu mermisi tedarik eden şirketler arasında açık ara öne çıkmış durumda.
Yani Türkiye’de patronlar, bu savaş üzerinden ciddi bir gelir de elde ediyorlar.
S-400 krizi ve Akkuyu problemi
Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin zirve yaptığı dönemin iki önemli başlığı S-400 hava savunma sistemlerinin alınması ve Akkuyu Nükleer Santrali inşaatına başlanmasıydı.
AKP iktidarı bir dönem büyük bir agresiflikle savunduğu bu hamlelerinden ilkini, şimdi pazara çıkarıp satma derdinde.
Batı’nın yaptırımlarına karşı S-400’leri hava savunmasını güçlendirmek için aldığını duyuran ve bunu egemenlik haklarıyla açıklayan AKP iktidarı, şimdi Rusya’dan da onay alarak S-400’leri üçüncü bir ülkeye satmaya çalışıyor.
Ancak bu konuda Moskova’dan gelen ilk açıklamalar, Türkiye ile Rusya arasında bu satış girişiminin ciddi bir gerilime neden olacağını gösteriyor.

Öte yandan AKP iktidarının Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığını azaltma yolundaki en önemli projesi olarak sunduğu Akkuyu inşaatı da tüm bu gerilimlerden net şekilde etkileniyor.
Proje “finansman” krizleri nedeniyle birçok aksamaya konu olurken, son olarak Türkiye’nin Akkuyu'da Rusya'ya 9,8 milyar dolarlık teşvik sağladığı öne sürüldü.
'Türki Cumhuriyetler' hamlesi ne anlama geliyor?
AKP iktidarı tüm bunlara ek olarak geleneksel olarak Rusya'nın nüfuz alanı olarak görülen ve "Türki Cumhuriyetler" olarak da tarif edilen Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan ile ilişkileri de giderek daha fazla güçlendirme niyetinde.
Yukarıda işaret etmiştik, özellikle Kazakistan ile kurulan bağlar, petrol ithalatı gibi başlıklar ve savunma alanında giderek daha fazla genişliyor.
Bu ülke ticaret başlığında ve askeri başlıklarda Rusya ile köklü bir hukuka sahip olsa da AKP de giderek daha çok bu alana girme niyetinde.
AKP'nin İYİP'ten transfer ettiği ve Genel Başkan Yardımcılığı görevi verdiği, aynı zamanda Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanı yaptığı Kürşad Zorlu'nun temel görevi tam da bu.
Bu kapsamda söz konusu ülkelerin büyükelçileriyle bir toplantı yapan Zorlu, geçtiğimiz mayıs ayında Kazakistan Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Türkiye-Kazakistan ilişkilerine sağladığı katkılardan dolayı "Dostık (Dostluk)" nişanı aldı.
Aynı ay Erdoğan, Kazakistan'a bir ziyarette bulunarak Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev ile görüştü.
Erdoğan söz konusu görüşmede Kazakistan ile ticaret hacminin 10 milyar dolara yaklaştığını açıklarken, hedefin 15 milyar dolar olduğunu söyleyip, şunları dile getiriyordu:
Türkiye olarak yıllar öncesinden kaynak çeşitliliğini sağlamak suretiyle enerji arz güvenliğini temin etmiş bir ülkeyiz. Kazakistan'dan daha fazla miktarda petrolü ülkemiz üzerinden dünya pazarlarına ulaştırmayı arzu ediyoruz. Önemli atılım gösterdiğimiz savunma sanayi alanında Kazakistan ile geçmişe dayalı çok iyi bir iş birliğimiz var. Bugün kıymetli kardeşimle birlikte ortak üretim dahil yeni projelerle bu alandaki işbirliğimizi daha da ilerletme noktasında irademizi teyit ettik. Demir yolu bağlantılarımızı, liman altyapımızı ve dijital gümrük sistemlerimizi entegre ederek Hazar Geçişli Orta Koridor'un ihyası için çalışıyoruz. Ülkelerimizi birbirlerine yakınlaştırırken aynı zamanda küresel ekonomide Avrasya bölgesini daha rekabetçi bir konuma ulaştırmak hedefimiz olmayı sürdürüyor."
Kuşkusuz Kazakistan'dan ibaret olmayan bölgedeki bu hamlelerin Rusya'nın tepkisini çekmesi çok olası.

Neden önemli?
AKP iktidarı uzun süredir tam boy Atlantikçi bir pozisyon alarak düzenin ve kendisinin içine düştüğü krizi aşma hedefinde.
Bunun için de Rusya’dan her alanda bir kopuş içine girilmiş durumda.
ABD’nin çıkarları doğrultusunda ülkemizi Ukrayna savaşına daha fazla dahil edip son derece tehlikeli bir yola doğru sürüklemelerinin temel nedeni de bu.
Türkiye’nin önemli oranda Rusya’ya bağımlı olduğu enerji alanında yine ABD’nin talebiyle başka ülkelere yönelen AKP, burada oluşan ek faturaların da yükünü tabii ki halka ödetecek.
Sonuç olarak AKP’nin Rusya’dan kopması kimi çevrelerce “Batı değerleriyle” ilişkilendirilse de ortada hem Batı hem de AKP iktidarı açısından paradan ve düzenin devamından başka bir niyet olmadığı hemen her gün kendini yeniden hatırlatıyor, oldukça kanlı ve kirli bir şekilde.
soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.