Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP’nin yargı operasyonlarından geriye kalanlar: Kullanışlı sopalar, yön gösteren darbeler

AKP içindeki krizin en dikkat çeken uçlarından biri, yargı operasyonları olmuştu. Söz konusu operasyonlar AKP içindeki bazı unsurlar tarafından “temiz eller hareketi” olarak tanımlanmış, kim olduğuna bakılmadan herkesin üzerine gidileceği açıklanmıştı. Peki, bunca operasyondan, onca “büyük laftan” ve gürültüden sonra geriye ne kaldı? soL, AKP içine dönük yargı operasyonlarının dökümünü ve dikkat çeken uçlarını hatırlatıyor.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 09.09.2026 , 00:09

“Erdoğan sonrası hesap içinde olanlar olduğu duyuluyor. Erdoğan’a yakın olduğu düşünülen iş adamlarından da böyle olanlar var. 'Dümeni İmamoğlu’na kırayım, hem Erdoğan’la hem İmamoğlu ile aramı iyi tutayım. Erdoğan sonrası bana dokunmasınlar' diye korkakça hareket eden iş adamları da yok değil. İşin komiği Erdoğan’ın bunları bilmeyeceğini düşünmek!.. O yüzden yakın zamanda iş dünyasında da bazı kırılmalar olursa kimse şaşırmasın!”

Bugüne dek uzanan AKP içi kavganın motivasyon başlıklarından biri aslında bu sözlerde saklı.

Bu sözlerin sahibi Cem Küçük, şimdi cezaevinde.

“Çocuklarımın isim babası Tayyip Bey’e yalvarıyorum; Türkiye’nin geleceği için iki adım atılması şart. 1- Siyasi yasak kararı kalkmalı 2- AK Parti bu siyasi yasak rezaletini kınamalı ve demokrasiye sahip çıkmalı. O zaman bu sis adım adım dağılır ve akıl tutulması ortamı sönümlenir.”

İmamoğlu için söylenen bu sözlerin sahibi Rasim Ozan Kütahyalı da bir süre yattı, sonra çıktı.

Can Holding ve Habertürk sopasıyla Hakan Fidan ve Mehmet Uçum’un adı gündeme geldi, operasyonlardan geriye hiçbir şey kalmadı. Herkes teker teker özgürlüğüne kavuştu, o dönem gündeme gelen iddialar dahi unutuldu.

AKP iktidarında kontrolsüzce zenginleşen ve milyonlarca avroyu yurt dışına çıkardığı söylenen Melih Gökçek topun ağzına geldi, o da şimdilik paçayı kurtardı. 

Ve daha onlarcası...

Şimdi gelin bu kısa dökümün ayrıntılarına girelim, neler olup bittiğine yakından bakalım.

Erdoğan sonrası ve Erdoğan’ın alternatifi

AKP içinde kopan bunca kıyametin nedenlerinden biri, başta aktardığımız Cem Küçük ve Rasim Ozan Kütahyalı açıklamalarında saklı.

Uzun yıllar, AKP Türkiyesi’yle uyumlu bir figürün Erdoğan sonrası göreve gelmesi adına çalışmalar yapıldı.

Bu çalışmalar da haliyle Erdoğan engeliyle karşılaştı.

Ancak iş öyle bir noktaya geldi ki, Erdoğan sonrası tartışmaları artık emperyalist merkezler ve düzen muhalefetinden çok AKP içinde cereyan etmeye başladı.

Çok sayıda ismin Erdoğan sonrasında AKP’yi yönetmeye, ülkeyi yönetmeye talipli olduğu ve bunun için hazırlık yaptığı öne sürüldü.

Bu karışıklığa bir de AKP tarafından “kırmızı çizgi” ilan edilen İmamoğlu faktörü eklenince, iş “yargı operasyonlarına” havale edildi.

Öyle ya, artık Cem Küçük’ün dediği gibi Erdoğan sonrası umudunu İmamoğlu’nda gören patronlar ve AKP’liler vardı...

Bu nedenle önce “kırmızı çizgi” olarak belirlenen İmamoğlu tutuklandı.

İmamoğlu operasyonunun ardından ise Erdoğan sonrasına dair hazırlık içinde olduğu öne sürülen AKP cephesinden isimlere sopa gösterildi.

Bugün konuştuğumuz operasyonların tamamı ya doğrudan bu konuyla ilgili ya da bir dolayımla bu konuyla ilişkilendirilen isimlerden oluşuyor.

Hatırlayalım…

İlk taş: Can Holding, Turgay Ciner, Mehmet Uçum, Rezan Epözdemir ve geriye kalanlar

AKP içindeki kavgayla ilişkilendirilen ilk gündem, Fahrettin Altun’un görevden alınmasıydı.

Fatih Altaylı, o dönem cezaevinden Altun’un görevden alınmasına ilişkin “Üstelik aynı iddia sadece Akinan tarafından dile getirilmemiş, Fatih Altaylı da cezaevinden şunları söylemişti: “Şimdi iddia o ki Altun bu önemli isme yönelik bir girişime başlamış ve bu komplo girişimi belgeleriyle cumhurbaşkanına sunulunca Erdoğan bir an bile tereddüt etmeden ipi çekmiş. Ankara'da konuşulan bu” demişti.

İddia oydu ki, Altun, AKP içi kavgada İbrahim Kalın’ı hedef alan adımlar atmış, bu nedenle görevden alınmıştı.

Üzerinden aylar geçti ama bu iddiaya dair olumlu ya da olumsuz tek kelime edilmedi.

AKP içindeki esas kavga ise Can Holding operasyonuyla birlikte başladı.

Rezan Epözdemir adlı avukat, söz konusu operasyondan önce “rüşvet” iddiasıyla tutuklandı.

Ardından da “Can Holding soruşturmasıyla beni ilişkilendirmeye çalışıyorlar; mahkûm olursam hayatıma son vereceğim” dedi.

Tam da bu süreçte ilginç iddialar gündeme geldi.

AKP’li Şamil Tayyar çıkıp “Mehmet Uçum başta olmak üzere ‘hatırlı’ çok sayıda isim devrede, Başsavcı Akın Gürlek’i kuşatma altına aldılar. Gürlek, İmamoğlu dosyasında bile görmediği yoğun baskı karşısında bunalmış vaziyette, şahsına yönelik iftira kampanyası başlatılmasından endişe duyuyor. Devrede olanlar cep telefonu şifresinin verilmesine karşı çıkarak soruşturmanın mevcut delillerle tamamlanmasını, serbest bırakılmasını istiyorlar. Peki neden? Şüphelinin cep telefonunun açılma ihtimali, Uçum başta olmak üzere kimleri neden rahatsız etti? Bu noktada Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a çağrım var: Başsavcıyı yalnız bırakmayın” dedi.

Tüm bu toz dumanın ardından birçok isim tutuklandı.

Can Holding adımını Turgay Ciner’e yönelik operasyon ve kayyımlar takip etti.

Tutuklama üstüne tutuklama geldi.

İddialar, AKP içi kavgada Erdoğan sonrasına ilişkin alınan pozisyonların diyetinin ödendiği yönündeydi.

Ancak kimin eli kimin cebinde, artık bilinemez hale gelmişti.

Peki, onca toz dumandan geriye ne kaldı?

Yandaş medyada “karanlık avukat” haberleriyle sayfalarca yer tutan ve tüm operasyonların tutkalı olarak gösterilen Rezan Epözdemir sessiz sedasız tahliye edildi.

Şirketlerine kayyım atanan, çocuğu tutuklanan Turgay Ciner hakkında yakalama kararı kaldırıldı.

Sonra şirketlerine atanan kayyım kararı da ortadan kalktı.

Yetmedi, tüm bu sürecin kilit aktörlerinden biri olarak sunulan Kenan Tekdağ tahliye edildi.

Ardından Can Holding patronu Kemal Can özgürlüğüne kavuştu.

Geriye hiçbir şey kalmadı yani… Herkesi hizalayan sınır çizgisi ve gerektiğinde ne kadar sert bir sopa gösterileceğinin ilan edilmesi dışında tabii…

Unutulmadı, yaşamaya da devam ediyor: Paramount Otel dosyası

“Son dönemde nereye gitseniz üst üste yapılan yolsuzluk operasyonları konuşuluyor. İlginç olansa muhalefet cephesinin bu olup bitenleri şaşkınlıkla izlemeleri. Çünkü onlara göre, en başta Ekrem İmamoğlu'na yönelik operasyon, kurduğu yolsuzluk ‘sistemi’ nedeniyle değil siyaseten yapıldı. Sıkılmasalar aynı şeyi, suçüstü euro'larla yakalananlar ya da zulalarından kilolarca altın çıkanlar için de söyleyecekler. 

İmamoğlu operasyonu, Investco ve Verusa Holding operasyonu, Assan Grup Askeri Casusluk operasyonu, Can Holding operasyonu, İstanbul Altın Rafinerisi operasyonu, Kapalıçarşı döviz büroları operasyonu, eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı operasyonu ve unutuldu sanılan Paramount Otel operasyonu…” 

Bu çok cüretli sözler, Sabah yazarı Mahmut Övür'e aitti.

"Unutuldu sanılan Paramount Otel" sözlerinin, Süleyman Soylu ile kavgalı olan damat Berat Albayrak'ın abisinin gazetesinde dile getirilmesini başlı başına not etmek gerekiyor.

Övür'ün sözünü ettiği operasyonlar AKP'nin "temiz eller" konusundaki azmini gösteriyordu.

Can Holding dosyasının ne hale geldiğini yukarıda özetledik.

Detayları geçip yazının "altın vuruşu" olan Paramount kısmına uzanalım.

Övür'ün fazla havalı çıkışına rağmen Paramount çıkışının ömrü de son derece kısa oldu.

Sezgin Baran Korkmaz zaten AKP içi kliklerin yol göstermesiyle yurt dışına çıktığını ilan etmişti.

Süleyman Soylu adı gündeme geldi ama kimse ona dokunmadı, şimdilik.

Bari Cihan Ekşioğlu diye sorulacaktır, o ne oldu sahi?

Bu dosya unutulmadı, yeniden açıldı gümbürtüsünün odağındaki isim olan Cihan Ekşioğlu da geçtiğimiz şubat ayında sessiz sedasız özgürlüğüne kavuştu.

Bu dosyadan da kimse kalmadı elde yani...

İstanbul Altın Rafinerisi ve geride kalanlar

142 milyarlık cirosuyla Türkiye'nin en büyük 500 sanayi şirketi listesinin beşinci sırasında yer alan İstanbul Altın Rafinerisi’nin operasyona konu olması da şimdilerde unutulmuş durumda.

543,6 milyon dolarlık ihracat üzerinden haksız kazanç sağladığı iddialarıyla 20 kişi tutuklanmıştı.

Devletin çeşitli yöntemlerle yaklaşık 12,5 milyon dolar zarara uğratıldığı, teşvik sisteminin örgütlü bir şekilde suistimal edildiği ifade ediliyordu.

Suçlamalar çok büyüktü.

Sonra ne oldu?

İstanbul Altın Rafinerisi patronları Özcan Halaç ve Zeynep Başak Halaç da tahliye edildi.

Operasyon kapsamındaki bazı uçlar yine AKP'ye yönelmişti ama olsun...

Rasim Ozan Kütahyalı, Tahir Sarıkaya, Mehmet Akif Ersoy, Cem Küçük, Veyis Ateş, Melih Gökçek, Bülent Arınç ve diğerleri

Rasim Ozan Kütahyalı, üzerinde fazlasıyla tepinilerek tutuklanmıştı.

"Yasa dışı bahis", "nitelikli dolandırıcılık", "rüşvet" ve "kara para aklama" suçlamalardan bazılarıydı.

Kendini polis olarak tanıtıp, MHP’li isme "Nagehan Alçı Yunan ajanı" mesajı attırdığı dahi ortaya çıktı.

Ortaya çıkmayan rezilliği kalmadı. 

Ancak birkaç aylık cezaevi maratonu sonrası “temiz eller” sürecinin bu çok işlevli aparatı da özgürlüğüne kavuştu.

AKP’nin kadrolu “gazetecilerinden” Veyis Ateş de Mehmet Akif Ersoy operasyonu kapsamında tutuklanmıştı, uyuşturucu suçlamalarıyla.

O da dün tahliye edildi, hiçbir şey olmamış gibi.

Melih Gökçek, AKP iktidarındaki devasa servetini yurt dışına çıkardığı iddialarıyla günlerdir hedefte. Gözü yeterince korkutulmuş ve istenen mesajın da verildiği düşünülmüş olacak ki, oğlu ve gelininin adli kontrolle serbest bırakılmasıyla şimdilik yırtmış gibi görünüyor.

Benzer iddiaların bazı haber sitelerinde Binali Yıldırım için de dolaşıma sokulmasını dikkat çekici bir not olarak akıllarda tutmak gerekiyor.

Cem Küçük, Tahir Sarıkaya ve Mehmet Akif Ersoy ise henüz “içerideki kullanım süreleri” dolmadığı için cezaevindeler.

Onların da “mesajı aldığı” düşünüldüğünde, “kullanışlı” tutuklular yakında özgürlüklerine kavuşacaktır.

Sopanın Bülent Arınç gibi isimlere sallanan kısmının kullanıp kullanılmayacağı ise henüz belirginlik kazanmış değil.

Peki, tüm bu tablo bize ne anlatıyor?

Kullanışlı sopalar, yön gösteren darbeler

Yukarıdaki tüm bu davalar üzerinden AKP içinde “liderlik” yarışının parçası olmak isteyen bazı klikler ya da o kliklerle ortak hareket etmek isteyen isimler hedef alındı.

Sonuç olarak içeride kalanıyla da dışarı çıkanıyla da şimdilik hedefe ulaşılmış görünüyor.

Parti içinde cüretli hamle yapabilecek, başka doğrultulara bakabilecek herkes belli bir düzeyde kırılırken, AKP’nin önümüzdeki dönemki yol haritası tüm bu müdahalelere rağmen netleşmiş değil.

Tam da bu nedenle önümüzdeki dönemde de AKP’nin bu sopayı parti içindeki kimi hedeflere yöneltebileceği ortada. 

Üstelik bu hedeflere yönelik vuruşlar İmamoğlu davası ya da olası Özgür Özel ve Mansur Yavaş operasyonlarına "meşruiyet" katmak gibi bir niyeti de yanında taşıyor.

Şimdilik “iyi” yönetildiği düşünülen bu darbelerin iktidar için tehdit sayılabilecek bir kırılmaya yol açıp açmayacağının tam anlamıyla “bilinmez” olması ise AKP adına en büyük tehlikelerden biri olarak öne çıkıyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.