Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP’nin İzmir operasyonu ve siyasi kepazelik: 'Tugay’ın önüne milyonlarca imza çıkmalı, halk bu meseleye el koymalı'

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişini ve iktidarın İzmir planlarını değerlendiren TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İzmir’in iktidar karşıtı direncine dikkat çekti. Okuyan, "Milyonlarca seçmenin iradesi çöpe gidiyor. Önemli olan bu siyaset kültürü, bu kepazelik nasıl yaratıldı ve buna karşı ne yapılacak? Tugay'ın önüne milyonlarca imza çıkarılmalı çünkü bu İzmir'i sadece ilgilendirmiyor" dedi.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 13.10.2026 , 00:05

soL TV'de yayınlanan Komünist Bakış programında bu hafta "Cemil Tugay AKP’ye göçtü: İzmir ne olacak?" başlığı gündemdeydi.

Gazeteci İrem Yıldırım'ın sorularını yanıtlayan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, İzmir'in kent yapısını anlattı, İzmirlilerin AKP'ye geçişi sonrası Cemil Tugay'a ve iktidarın hamlelerine set çekmesinin neden önemli olduğunu masaya yatırdı.

Yıldırım öncelikle, CHP'ye iktidar kararıyla alınan "mutlak butlan" kararından Tugay'ın AKP'ye geçişine kadar olan dönemde neler yaşandığını sordu.

Son seçimlerde iktidar partisi AKP'nin kaybının altını çizen ve "Ne yapacağız?" hesaplarının yapılmaya başlandığını hatırlatan TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, "Bu hesabı CHP, Özgür Özel yönetimi de yapıyordu. 'Nasıl tasarlayacağız siyaset alanını' sorunu gündeme geldi. O sırada aslında bu öykü başladı ve biliyorduk ki, yerel yönetimlerin CHP'ye verdiği psikolojik, siyasi ve ekonomik kuvvetin ortadan kaldırılmasına dönük bir karar alındı. Bunun kritik dönemeçlerinden biri 19 Mart ve İBB operasyonuydu. Herkes meselenin Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale olduğunu düşündü ama onunla sınırlı değildi" dedi. 

Operasyonların bir amacının "transferleri" mümkün kılmak olduğunu ifade etti.

'Transfer' konusu: 'Önemli olan bu siyaset kültürü, bu kepazelik nasıl yaratıldı ve buna karşı ne yapılacak?'

Türkiye'deki "transfer" konusunu AKP'nin başlatmadığını belirten Okuyan şöyle devam etti:

"Kökleri var. 'Güneş Motel' meselesini AKP de sık sık gündeme getirdi. CHP'nin tarihindeki önemli transfer paketini. O sayede hükümet oldular. Unutulan bir şey var, iktidar bloğunun çok önemli isimlerinden de CHP'ye geçenler oldu. Aynı masada buluştular, ittifak kurdular. Dolayısıyla Türkiye siyasetinde keskin dönüşler yapmak sorgulanmayan bir davranış hale geldi. Ne kadar keskin o da ayrı bir tartışma konusu.

İzmir diye ayrı bir olgu da vardı. İzmir yalnızca seçim kaybedilen bir yer değil, aynı zamanda AKP Türkiyesi'ne dönük direnci temsil eden kentlerden birisi. Ciddi bir nüfus var, 5 milyona yaklaştı. Bu direnci nasıl kırarız diye AKP iktidarının arayışı vardı. 

Bütün bunlar birleşti ve belli ki bu operasyonu yürütebilmek için Cemil Tugay'da uygun bir altyapı gördüler. Ama şunu söylemek zorundayım, oyunu çok iyi oynadılar. Önce Kılıçdaroğlu CHP'ye döndüğünde bir söylenti yayıldı. Denildi ki, 'Tunç Soyer Kılıçdaroğlu'nun savunduğu kişi olarak cezaevinden çıkacak, Cemil Tugay'ı alacaklar.' Burada da Kılıçdaroğlu kanadının AKP'yle ilişkisine paralel gidiyordu işler.

Tugay'ın bu söylentilerle Soyer'e dönük öfkesi de arttı. 'Yeni Parti bir an önce kurulsun' dedi. Kuruldu geçmedi. Arada belli ki, bir dizi alanda görüşmeler sürdü. Hep söylüyoruz, CHP camiası AKP'yle görüşme kanallarını hep açık tutuyor. Bazı aktörler var burada. Daha beter örnekleri de var. Tuzla Belediye Başkanı yalanladı hatta bir yerel yayın organına tekzip gönderdi. Gittiğinde AKP'liydi.

Tugay'ın geçişinde ne kadar şantaj var, bunların önemi yok. Önemli olan bu siyaset kültürü, bu kepazelik nasıl yaratıldı ve buna karşı ne yapılacak?"

'Milyonlarca seçmenin iradesi de çöpe gidiyor'

Cemil Tugay'ın AKP'ye geçişi sonrası bir diğer meselenin ilçe belediye başkanı transferleri olduğuna dikkat çeken Okuyan, "Burada aslında AKP'nin tezi tüm yerel seçimlerde şuydu: 'Merkezi iktidarla yerel yönetimler aynı partiden olmalı.' Bu tezi hayata geçiriyorlar. Seçimle olmadı başka yöntemler kullanıyorlar. Kayyımla yapmıyorlar, milyonlarca seçmenin iradesi de çöpe gidiyor" diye konuştu.

'CHP'nin İzmir'deki hamlesi Ecevit'in yükseliş dönemine denk geliyor'

Okuyan, Yıldırım'ın "İktidar için İzmir'in anlamı nedir?" sorusuna ise şu yanıtı verdi:

İzmir, AKP Türkiyesi'ne dönük bir direnci temsil eder hale geldi. İzmir için 'Demokrat Parti geleneğinden' denir, doğru bu. Adalet Partisi İzmir'de uzun süre birinci partiydi. Ama unutulan şu; CHP'nin İzmir'deki hamlesi Ecevit'in yükseliş dönemine denk geliyor.Yani Adalet Partisi'nden CHP'ye geçiş epey eski. CHP'nin ağırlık koymaya başlaması 73'lere dayanıyor.

'İzmir'de bir direnç var'

Kemal Okuyan, İzmir'le ilgili bazı ezberlere ilişkin de değerlendirmeler yaptı. "İzmir için ticaret şehri denir ama bu tam olarak doğru değil" ifadesini kullanan Okuyan şöyle devam etti:

"İzmir'de ekonomideki istihdam açısından baktığımızda, sanayi ve inşaatın oranı İstanbul'dan daha yüksek. İzmir'de giderek aşağı düşse de tarım da var.

Bunu niye söylüyorum... CHP'nin İzmir'i Adalet Partisi'nden alışı İzmir'in sanayileşmesiyle ilgili ve emek eksenli bir değişim var. O dönemde zaten laiklik, yaşam tarzı meselesi bu kadar baskın değildi. 70'lerde Ecevit'in rüzgarı, solun yükselişine dönük düzenin bulduğu bir çareydi ve Ecevit bayağı, solcu temalar kullanarak yükselişe geçti. CHP bir orta sınıf kültürüyle kazanmadı İzmir'i. O yükselişin tabanında emekçiler var. Arada bir İzmir'i ANAP'ın kazandığı, Burhan Özfatura dönemi var, iki dönem.

Ama öncesinde bir başka unutulan olgu var; 12 Eylül faşizminin ardından Türkiye'de yapılan ve Özal'ın, ANAP'ın kazandığı ilk seçimde, İzmir'de genel seçimde birinci parti Halkçı Parti çıktı. O yüzden 'İzmir'in sonradan CHP'ye kaydığı' hikayesi de biraz tartışmalı. Burada tabii, İzmir'de bir sosyolojik değişim oldu. İşçi sınıfı var ama kente hakim olan şey işçi sınıfı değil. Ama bu durum bütün Türkiye için geçerli. Kent merkezinden dışarı çıkarıldı sanayi, dolayısıyla İzmir'de işçi sınıfının da kentin kültürel yapısındaki ağırlığı azaldı.

Dışarıdan bakılınca 'küçük burjuva, orta sınıf kültürü var, yaşam tarzı yüzünden AKP'ye direniyor' gibi görülüyor. Bunda doğruluk var ama işin tarihsel gelişimi böyle değil. Sonuçta her ne ise İzmir'de bir direnç var. 

'AKP İzmir'de hamle yapabilmek için birden fazla plana sahipti, çıkış yolu olarak Cemil Tugay'ı buldular'

AKP, İstanbul'u İmamoğlu ilk kez kazandığında çok büyük bir yara aldı. Şimdi bu İzmir meselesiyle bir yanıt veriliyor ve bence bir kırılma noktası. Bu iyi planlanmış bir kırılma noktası. AKP İzmir'de hamle yapabilmek için birden fazla plana sahipti. En uygun çıkış yolu olarak Cemil Tugay'ı buldular ama bu yetmeyecek. Önümüzde bir seçim daha olacak. Bu sürede ne yapacaklar, muhtemelen mega projeler gündeme gelecek ve onlardan bir tanesi, dehşet olanı, Körfez'in altından raylı sistem geçirme projesi. Oyunu buradan devam ettirecekler.

Bu, AKP açısından Türkiye'de kendisine dönük direnci kırma yolunda büyük bir başarı, bunu bilmek gerekiyor. Bu direnci laiklik, özgürlük savunusu olarak okuyabiliriz. Bunlar hiçbir şekilde değersiz değil yanlış anlaşılmasın. Ama bunlar başka şeylerle birleşmediğinde savunmasız, anlamsız kalıyor. Bugün laiklik, yaşama tarzı Türkiye'de zengin sınıfların derdi olabilir mi sadece? Yaşama tarzına müdahaleden ve dinsel referansların toplumsal-kamusal alana müdahil olmasından şikayetçi milyonlarca yoksul insan var. Ama onlar bu mücadeleye ağırlıklarını koyamıyorlar.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay AKP'ye 7 Ekim'de geçti. Yanına "AKP'ye geçerse boşarım" diyen eşini de alıp kürsüye çıktı, Erdoğan'ı övdü.

'Sınıfsal bir bakış açısıyla özgürlükleri savunma meselesi sahipsiz kaldığı için bugünkü tabloya geldik'

Sınıfsal bir bakış açısıyla özgürlükleri savunma meselesi sahipsiz kaldığı için bugünkü tabloya geldik. İzmir'de bir kent kültürü var. Özgürlükçü bir kent, kadınlar için büyük kazanımları olan bir kent. Kadınlar toplumsal hayatın her tarafında, iddia edildiği gibi ırkçı bir kent değil kesinlikle. Sistematik bir şekilde savunulmadığı için bu durum, ortada 'zengin, beyaz Türk kenti İzmir, AKP oraya dönük hamle yaptı' izlenimi çıkıyor. Bu öykünün yarısı doğru çünkü siyasal alanda İzmir'in direnci temsil edilmiyor ve buna müdahale edilmiyor. 

İzmirliler 'kente yatırım yapılmıyor' diyordu. Yatırım yaparlar. Yatırımdan anladıkları da betona boğmak kenti. Bunda da CHP suç ortaklığı yaptı zaten yıllarca.Yani İzmir'in başına aslında 'Folkart' ya da 'Cengiz İnşaat' eklesinler. Folkart'ın onlarca projesi var, İzmir kent olmaktan çıkıyor. 

Bu tehlikeli bir süreç ve muhtemelen AKP burada gaza basacak. Bu kentte yeşil alan yok ve olanı da Sovyetler Birliği'ne borçlular. İzmir yangınından arta kalan bölgenin imara açılmayıp yeşil alana dönüştürülmesi fikrinde Sovyetler'in etkisi var. İzmir'de o dönemde belediye fuar alanını Moskova'daki Gorki Parkı'nı örnek alarak yapıyor. Zaten Kültürpark'ın yapısına bakınca Sovyet mimarisidir. Yeşil alan bir tek o vardı. Bunun dışındaki yerler Kocaoğlu döneminde yapılan Sasalı'daki Doğal Yaşam Alanı ve İnciraltı Kent Ormanı'dır. Bir de orduya ait bir alan var ama çeşitli nedenlerle orayı alamıyorlar, umarım da alamazlar çünkü yeşil alan. Narlıdere'deki Abdullah Ağa Çiftliği İzmir'in en büyük yeşil alanı.

y
Kentin merkezindeki fuar alanı.

'AKP'nin İzmir'i neredeyse İstanbul'a yakın bir rant alanına çevirme planı var'

AKP'nin İzmir'i neredeyse İstanbul'a yakın bir rant alanına çevirme planı vardır. Bununla göz boyamaya kalkabilirler. Bu çok tehlikeli. İzmir çok badireler atlattı. Kordon boyuna otoban bunlardan biriydi, neyse ki durduruldu. Fuar alanını imara açmak CHP'li belediyelerde de gündeme gelmişti.

Eğer İzmirli direncini kamusal alan savunusuna evriltmezse AKP İzmirlilere hizmet götürür, kenti batırırlar. Benim korkum İzmir'de bu göz boyamaya ikna olabilecek bir kesim var. İzmir'in çok köklü sorunları var. Bir kere çok hızlı büyüdü. Bu kentin tarımını anlamsız hale getirdiler. Sanayisi tuhaflaştı. Bir de kent içi göç çok yaygınlaştı, kent hareket halinde. Batıyor İzmir, plana ihtiyacı var. Halkapınar kuleleriyle kentin nefesini kestiler. Kültürüne de aykırı üstelik. Körfez'den geçirilecek her şey kirliliği artırır, büyük çevre sorunları ortaya çıkarır. Umarım odalar, İzmir halkı direnir.

Tugay'ın sınıf düşmanlığı: 'Belediye işçileriyle ilişkisinde nefret hissiyle hareket etti'

İrem Yıldırım, Cemil Tugay'ın işçi düşmanlığını hatırlatarak bundan sonraki muhtemel durumu da sordu. Pek çok hizmetin paralı hale getirilip, kâr eden kurumlar haline gelen ve büyük bir alanı tutan kapitalist işletmelere dönüşen belediyelerin altını çizen TKP Genel Sekreteri Okuyan, "Gerçekten de saydam ve halkçı bir yerel yönetim idaresi mümkün. CHP bunu yapmazdı, niyeti yoktu. Kendi alanlarına rant dağıttılar" dedi. Ve ekledi:

Cemil Tugay bayağı sınıf düşmanlığı deklare etti. Belediye işçileriyle ilişkisinde nefret hissiyle hareket etti. Medyaya asla daha farklı bir görüntü vermeye bile çalışmadı. Hiç numara da yapmadı. Hakkını arayan işçileri İzmirliye şikayet etti. TKP'yi de suçladı. Cemil Tugay hiçbir zaman önceden kestirilemeyecek kadar tuhaf işler yaptı.

İzmir'in bir özelliği var. Türkiye'de kent kültürü olan ve onu bir şekilde koruyan bazı şehirler var. Tarihiyle, kültürle, yaşam tarzıyla, ideolojik tercihleriyle... Bunların da sayısı çok değil. Bu solculuk mu tek başına? Hayır. Ama solu da kapsayan değerler var. İzmir işçi sınıfı hareketi açısından da her zaman önemli bir kent oldu geçmişte. Tariş olayları gibi. İzmir solcu mudur, sağcı mıdır sorusuna yanıt vermemek lazım. Ama özellikleri olan bir kent ve belli bir potansiyel taşıyor.

TKP neden imza kampanyası başlattı? 'Düzen siyaseti bu deyip geçemeyiz, yayılıyor'

Kemal Okuyan, İrem Yıldırım'ın "İzmirli ne yapmalı?" sorusuna ise şu yanıtı verdi.

"Paranın tahakkümüne giren insan ahlaki değerlerini yitirir. İzmirlilerin bu transferde nereye itiraz etmeleri gerektiğini iyi düşünmeleri gerekiyor. Ortada sorgulanması gereken, iç içe geçmiş iki tane unsur var; Bir partinin seçmeninin oyuyla bir makama gelen bir kişi o partiden ayrılıyorsa o makamı da terk etmelidir. Nokta. Bu kadar basit. Bu siyasi bir şey. Türkiye'deki sistemde bir, zaten siyasi etik ayaklar altına alınmış durumda. İnsanların bir partiden diğer partiye geçişlerinde herhangi bir ilkesel programatik falan şey yok. O yüzden kapılar kapatılmalı siyaset alanında. Şimdi bu siyaset kısmı. Başka bir kısım daha var ama hiç konuşulmuyor.

Bir kişi siyasetçi olabilir, düşünce üretip toplumu etkileyen aydın olabilir. Hiç fark etmez. Bu kesimlerin kendi tercihlerinde, kendi üretimlerinde değişim ve gelişim herkese mahsustur. Herkes yanılır. Ama mesela ben çıksam desem ki 'Ben yıllarca sosyalizm için mücadele ettim. Komünizmin ne kadar yüce bir toplumsal sistem olduğunu savundum ama yanılmışım. Sosyalizm değil de liberalizm insanlığın geleceğinde var. Biz bu tezi savunmalıyız.' Bu noktaya geldiysem ben kişisel olarak siyaseti bırakmalıyım. Bu da işin siyaset dışındaki ilkesi olmalıdır. Bu kişinin düşünce üretme ve insanları etkileme ehliyeti kalmaz.

Bunlar dönek oldukları için ayrı eleştirilmeli. Ama bu zikzaktan sonra niye konuşmaya devam ediyorlar? Bu insanlar rahat rahat makamlarını koruyorlar. başka makamlara talip oluyorlar ve hiç kimse bir şey demiyor. Bu örneklerin başında da Devlet Bahçeli geliyor değil mi? Erdoğan'a demediğini bırakmadı. Ama bunun öncesinde CHP'ye geçen AKP'liler kendi geçmişlerine dönük böyle ciddi bir eleştiride bulundu mu? Hayır 'bizim dönemimizde AKP iyiydi' dediler. CHP de bunları kapıları açtı. Bu çok fena. 'Düzen siyaseti bu' deyip geçemeyiz. Bu yayılıyor.

'Tugay'ın önüne milyonlarca imza çıkmalı çünkü bu sadece İzmir'i ilgilendirmiyor'

Biz niye başlattık, bu imza kampanyasını? Bir belediye başkanı olarak AKP'ye geçti. Bu işlemin durdurulması lazım. İzmirli demeli ki 'seni ben seçtim görevden alıyorum.' Bu Türkiye'deki ahlaki geriye düşüşü durduracak bir işlemdir. Cemil Tugay'ın önüne milyonlarca imza çıkmalı. Çünkü bu sadece İzmir'i ilgilendirmiyor. Böyle adımlar atılamamalı. Yalnızca siyaset alanı değil, düşün alanında da bu keskin dönüşlerden sonra siyaset yapma hakları yok. İzmir'in kent kültürü falan diyoruz. İzmirli bunu becermenin yolunu bulmalı. Çünkü yokuş aşağı yuvarlanıyor Türkiye'de toplum. Ülke sürükleniyor. Toplumun bu değerler sistemindeki aşınma, Türkiye'nin toparlanıp ayağa kalkması, bu düzeni değiştirmesi için enerjiyi de ortadan kaldırıyor. Bunlar yenilir yutulur şeyler değil ki.

AKP bu transferleri tepe tepe kullanacak. Sonra siyasi etik yasası diye bir şey çıkartıp, bunu bloke edip diyecekler ki 'biz Türkiye siyasetini temizliyoruz.' Yaparlar. Ve burada da Cumhuriyet Halk Partisi, Yeni Parti bunu altın tepsiyle sunan parti olarak tarihe geçer. Halkın bu meselelere el koyması gerekiyor."

'Mekke İttifakı'na TKP ne diyor? 'Türkiye'nin oraya dönük müdahalesinin hiçbir gerekçesi yok'

Programın son bölümünde "Mekke İttifakı" ve Türkiye'nin bu kapsamda asker gönderme ihtimali de konuşuldu. TKP'nin bu konudaki yaklaşımını özetleyen Okuyan, "Başından beri söyledik, NATO zirvesinin evlatlarından birisidir Mekke Anlaşması. ABD bölgedeki kendi rolünü azaltmaya, güvenilir aktörleri devretmeye çalışıyor. Gayet açık" dedi. Şunları söyledi:

"İşin iki boyutu var, bir tanesi hukuki boyutu. Apar topar halktan gizleyerek Türkiye'yi bir savaşa sokabilecek NATO benzeri askeri ittifakların içerisine bulaştırmak, çok tehlikeli. Burada bir baraj örmemiz lazım. Niye kaçırıyorsunuz? Niye açıklamıyorsunuz bu anlaşmaları? Niye hukuki süreçleri yerine getirmiyorsunuz? Ama ikincisi de siyasi gerekçeler.

'Suudi Arabistan'a dönük saldırılar kabul edilemez' deniyor. Yemen'de bir iç savaş var. Suudi Arabistan, Yemen'e müdahale ediyor. Yıllara varan bir saldırı bu. Dolayısıyla asıl saldıran, saldırıyı başlatan Suudi Arabistan. Mağdur değil. Yeni yeni Suudi Arabistan darbe yemeye başladı. Husiler de meşru müdafaa diyor. Burada ne zaman biz Husileri düşman ilan ettik, niye ettik, Suudi Arabistan niye aniden tekrar sevgili dostumuz oldu, bu soruların yanıtı yok. Hiç kimse ölmesin tabii ki, savaşlar kötü bir şey ama biner biner ölüyor Husiler. Siviller ölüyor. Ve bizim Dışişleri Bakanlığı ya da Savunma Bakanlığı, 'Suudi Arabistan'a dönük Husi saldırıları kabul edilemez' diye açıklamalar yapıyorlar.

Türkiye'nin bu savaşa fiziki bir müdahalesi, toplumda AKP tabanı dahil kimse tarafından savunulmayacak. Yoksa Meclis'ten geçirirler bunu. Meclis'ten neleri geçirdiler... O yüzden gündem olmasını istemiyorlar. Gündeme getirenleri de neredeyse 'milli güvenlik meselesi' diye tutuklayacaklar.

Yemen'deki iç savaş niye Türkiye'nin milli güvenlik meselesi? Nereden çıkıyor bu? Ya da Suudi Arabistan ne aralık düşmanlıktan dosta geçti? Daha 2018'de 2019'da Erdoğan'ın sözleri var, Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesine dönük. Ne değişti aradaki süreçte? Bu savaşa Türkiye'nin dahil olmasının önüne geçilmelidir. Çünkü bunun devamı gelir. Türkiye'nin oraya dönük müdahalesinin hiçbir gerekçesi yok. 'Yemen'le savaşa gidiyoruz' denilse bu toplum anlamaz bile. Mezhep meselesine getirmeye mecbur kalırlar. Ne işi var Türkiye'nin oradaki savaşta? Son derece tehlikeli işler bunlar. Ateşle oynuyoruz."


soL'un dört kez sansürlenen X hesabını takip ederek yaygınlaştırabilirsiniz.

soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.