Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

AKP en iyi bildiği şeyi yapıyor: Gazeteciler yine hedefte

Son günlerde gazetecileri de hedef alan gözaltı ve tutuklamaları, TKP’nin gazeteci milletvekili adaylarından Özkan Öztaş ile soL Haber okurları için konuştuk.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 30.04.2023 , 18:55 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Son günlerde gazetecileri de hedef alan operasyon ve tutuklamalar kamuoyunda geniş bir yer buldu ve tepkilere neden oldu. TKP’nin gazeteci milletvekili adaylarından Özkan Öztaş ile gündemi değerlendirdik.

TKP Mardin milletvekili adayı Öztaş, yapılan operasyonların ve tutuklamaların hukuki olmadığını ve iktidarın siyasi ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini ifade ediyor.

Son günlerde yaşanan gazetecilere yapılan operasyonlara ve tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidar cephesinde bir kaygı ve panik hali var. Dikkat ederseniz seçim döneminde iktidar alışıldık argümanları dışında bir kampanya yürütmeye çalışıyor. "Biz daha iyisini yaparız" ya da "Bizim iktidarımızda şunlar olacak" tarzı ifadelerin yerini "Biz olmazsak ülke felakete gider" tarzı argümanlar aldı. Hatta ülkenin İçişleri Bakanı seçimler için "Amerika tarafından yapılan bir siyasi darbedir" dedi. Utanmasalar seçimleri de yasaklayacaklar.

Ama bir yandan da haklılar. Zira gerçeklerle yüzleşecek halleri de yok. Bir yandan ülkede devam eden açlık ve yoksulluk öte yandan gençlerin yaşadığı geleceksizlik duygusu. Böyle bir siyasi ortamda gazetecilere tahammül edememeleri normal.

TKP Mardin Milletvekili Adayı Özkan Öztaş

'Tutuklamalara hiçbir gazeteci şaşırmadı'

Peki gazeteciler ne düşünüyor bu tutuklamalara dair?

O gün Diyarbakır'da olan arkadaşlarımızla konuştum. Gözaltına alınan gazetecilerin moralini, ailelerinin durumunu öğrenmek istedim. Görüştüğüm her gazeteci öncelikle sakin bir ses tonuyla konuşuyordu. Çünkü tüm gazeteciler böylesi örneklere gayet alışık. Ama bu alışkanlık bir tür normalleşme ya da sıradanlaşma olarak anlaşılmamalı. Bu duruma "dirençliler" demek daha doğru bir ifade. Gerçekleri anlatmaya, belgelendirmeye çalışan her gazeteci bu direnci büyüterek sürdürüyor mesleğini. Dolayısıyla da herkes kendi işini yapıyor diyebiliriz. Gazeteciler gerçekleri emekçilere ulaştırıyor, iktidar da bu gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Bunu bazen basın yasaklarıyla yapıyor, bazen baskıyla, bazen gözaltı ve tutuklamalarla…

'Gazeteciler AKP’nin yaratmak istediği hikayeleri bozuyor'

Kemal Kurkut, 2017 yılında Diyarbakır Newroz'unda öldürüldü. Henüz 23 yaşında gencecik bir üniversite öğrencisiydi. Bu genç insanın öldürülmesinin ardından her şey anlatılabilir, bir sürü de gerçek olmayan hikaye anlatılabilirdi. Ama artık mümkün değil. Neden? Çünkü gazeteci Abdurrahman Gök orada tüm yaşananları belgeledi.

Tetiğe basan emniyet görevlisi dışarda. Soruşturma geçirdi mi bilmiyoruz. Ama fotoğrafı çeken gazeteci tutuklandı. Abdurrahman Gök içeri girerken "Bu faşizan düzen defolup gidecek, yaşasın özgür basın" diyerek mesaj verdi.

Tutuklanan insanların ev aramalarına bakın. Yayınlanan fotoğraflara... Her birinde Musa Anter'lerin, Uğur Mumcu'ların mesajlarını ya da kitaplarını görürsünüz.

Mesela bu gazeteciler olmasaydı birçok insan kayyum belediyelerinin yaptıkları yolsuzlukları bilemeyecekti. Ama uğraştılar, buldular ve çıkardılar gerçekleri ortaya. Kayyumların milyon liralık baklava ve kadayıf harcamaları, akrabalarına verdikleri ihaleleri, hukuksuzca yaptıkları çalışmaları bu sayede öğrendi insanlar. İktidarın bugün bu gerçeklerle baş edebilmeye ne gücü var ne de tahammülü.

'Benzer örnekler deprem döneminde de yaşandı'

Mesela aynı şeyler deprem sürecinde de yaşandı. Depremde devletin eksiğini, halkın yaşadığı zorlukları gösteren gazeteciler hedef gösterildi. Bir yandan Kızılay'ın sattığı çadırlar diğer yanda enkaz altında bekleyen insanlar. Her biri yine mesleğini onuruyla yapan gazetecilerin verdikleri emekler neticesinde kamuoyuna yansıdı. Birçoğu da yaptıkları haberlerin akabinde soruşturuldu ya da gözaltına alındı.

Gazeteciler olmasaydı Roboski'de katledilen insanları "terörist" ya da "kaçakçı" diye okuyacaktık. Kızılay'ın sattığı çadırları bilemeyecektik. Tarikat yurtlarında yaşanan insanlık dışı vakaların üstü örtülecekti. Tam olarak böyle olsun istiyorlar.

Bir gazeteci ve aday olarak medya üzerindeki baskıya dair ne düşünüyorsunuz?

Türkiye’de düzen değişmedikçe ne yazık ki baskılar da medyanın sermaye tarafından belirlenimi de bitmeyecek. Bunun karşısında gazetecilerin tutumu önemli. Siyaset ortamının olduğu gibi gazeteciliğin de ilkelere ihtiyacı var. “Bağımsız gazetecilik” tanımının mutlaka tartışılması ve yeniden tanımlanması gerekiyor. Halktan, gerçeklerden yana gazeteciliğin gelişmesi, kendine yer bulması lazım ve bu şu anda ülkemiz için gerçek bir ihtiyaç da aynı zamanda.

Meclis aritmetiği değişirse baskılar azalır mı?

Millet İttifakı vb. unsurlar bunu iddia ediyorlar ancak bu ülke için sundukları kurtuluş reçetesinden de anlaşılacağı üzere bu mümkün değil. Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın geçmiş açıklamalarına göz atıldığında, Meral Akşener’in tarihine bakıldığında ya da CHP’nin medya deneyimleri dikkatli izlendiğinde basın özgürlüğünün seçim sonrasında da mümkün olmayacağı görülebilir.

Sadece tek bir seçeneğimiz var, birçok konuda olduğu gibi. O da örgütlenmek. Bulunduğumuz her alanda yan yana olmak, eşitlik ve özgürlük isteyenlerin yanında ikirciksiz durmak. Biz biraz da bu nedenle "TKP gelir, her şey değişir" diyoruz. Diğer seçenekler yeterince denendi ve bu ülke yalan umutlardan yeterince zarar gördü. İsimlerin, logoların, siyasetçi figürlerin değişmesi bu ülkeyi kurtarmayacak, bu anlayışın, eşitsizliğin, sömürü düzeninin ortadan kalkması gerekiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.