Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Akbelen’de testere, Bodrum’da soprano: Limak'ın Antik Tiyatro senfonisinde kim kiminle boy gösterdi?

Bodrum Antik Tiyatro’nun binlerce yıllık taşlarında yankılanan aryalar, Akbelen’de devrilen çam ağaçlarının çatırtısını bastırmaya yetmiyor. Limak Holding, 50. yaşını iktidar kurmayları, sermaye sınıfı ve devletin tepe yöneticileriyle kutlarken, "sanat", "kadın mühendislere destek" ve "doğaseverlik" makyajının altından tanıdık bir tablo sırıtıyor. Doğayı ve emeği öğüterek semiren bir sermaye sınıfının, iktidarla kol kola sergilediği o kanlı senfoni.

Haber Merkezi

Yayın Tarihi: 25.08.2026 , 13:54 Güncelleme Tarihi: 25.08.2026 , 17:00

Bodrum Antik Tiyatro’nun o ılık, Ege rüzgârlarıyla yıkanan atmosferinde geçen hafta kusursuz bir "sınıf" tablosu çizildi. Sahnede Şef Darko Butorac yönetimindeki Limak Filarmoni Orkestrası, tenor Murat Karahan ve soprano Tamara Radjenovic vardı. Ancak asıl gösteri sahnede değil, protokol koltuklarındaydı.

Yılların holding medyası yöneticiliğini yapan Ertuğrul Özkök, bu geceye ilişkin yazısında şöyle anektodlar paylaşıyordu:

“Orkestra ve konserin en büyük destekçisi ve finansörü Limak Holding’in Onursal Başkanı Nihat Özdemir ve Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir oradaydı. Tahmin ediyorum Fenerbahçe Yönetim Kurulu üyesi olan oğlu Batuhan Özdemir maçtaydı. Konser arasında Fenerbahçe’nin 3-1 önde olduğunu Nihat Bey’den öğrendik.”

Konser, sanatçılar, akustik ve operaya dair birçok ayrıntıyı veren Özkök pek sevse de bu sefer işin siyaset magazinine o kadar da girmediği yazısında yer vermediği ayrıntılara biz bakalım.

İnşaat tozundan antik tiyatro sahnelerine

İktidarın altın tepsisinde sunulan dev ihalelerle palazlanan "Beşli Çete" mensuplarından biri Limak Holding. Eski İstanbul sermayesinin yüceltildiği, AKP ile palazlanan sermayeninse  "sonradan görme" etiketiyle küçümsendiği biliniyor. 

Bu etiketi kazımak için kolları sıvayan Limak, Bodrum Antik Tiyatro’nun binlerce yıllık taşlarında yankılanan bu senfoniyle aslında inşaat tozu, maden rantı ve doğa katliamıyla şişmiş o kaba servete bir "yüksek kültür" makyajı derdinde.

VIP listenin bilinmeyenleri

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Limak Holding Onursal Başkanı Nihat Özdemir ve Demirören Holding Yönetim Kurulu Başkanı Yıldırım Demirören’in yanı başında oturdu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in eşi Esra Şimşek ile Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir birbirine sarılarak şarkılara eşlik etti. Eski AB Bakanı Volkan Bozkır’ın, TFF Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Surözü’nün, Aksoy Holding Kurucu Başkanı Erdal Aksoy’un, Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun, oyuncu ve senarist Gani Müjde’nin, Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral ve ailesinin boy gösterdiği VIP listesinde dikkat çeken bir isim daha vardı.

Limak'ın 50. yılında MB Başkanı Karahan'ın kızı Mira sahneye çıktı.

Club Flipper’daki villasında 15 yıl önce manken Aslı Baş'ın ölü bulunmasıyla ilgili yargılandığı davada beraat kararı geçtiğimiz yıl Yargıtay tarafından bozulan ve cinayetten yeniden yargılanacak olan Club Flipper’ın sahibi Ahmet Bayer. Patronlar Dünyası'ndan Necla Dalan'ın haberine göre bir diğer dikkat çeken isimse fon skandalının patladığı Denizbank’ın eski genel müdürü Hakan Ateş’ti. Ateş, Seçil Erzan’ın yüz yılı geçen bir ceza aldığı davada beraat etmesi ve bankanın en yetkili kişisi olarak sadece işten el çektirilmesiyle hafızalarda.

Üstten birinci Ahmet Bayer, üstten ikinci Merkez Bankası Başkanı ve eşi, üstten üçüncü Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in eşi Esra Şimşek ile Limak Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir.
Alttan birinci Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral ve eşi, alttan ikinci Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ve alttan üçüncü Kütahya Porselen Yönetim Kurulu Başkanı Nafi Güral'ın kızı Sema Güral Sürmel.

Bu pek “seçkin” konukların olduğu gece, Türkiye’de devlet ve sermaye iç içeliğinin kelimenin tam anlamıyla ete kemiğe bürünmüş haliydi.

Limak Holding, 50. yılını kutlarken, aslında bu yarım asırlık sermaye birikiminin ardındaki o "organik" ve dokunulmaz koalisyonu kutluyordu. Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın 6 yaşından beri piyano çalan 15 yaşındaki kızının sahnesiyle taçlanan gece, burjuvazinin o çok sevdiği "steril, uygar ve sanata duyarlı" yüzünü kitlelere pazarlamak için tasarlanmış kusursuz bir halkla ilişkiler sahnesiydi.

Ancak bu sahnede çalınan hiçbir arya, Limak’ın gerçek dünyada çıkardığı sesleri bastıracak kadar güçlü değil.

'Hayırseverlik' diz boyu

Limak Şirketler Grubu ve Limak Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Özdemir, gecede yaptığı konuşmada “50 yılı tek bir kutlamaya sığdırmak yerine, müziğin birleştirici gücü etrafında buluşmayı tercih ettiklerini” söylerken, cümlenin alt metninde başka bir hikâye akıyordu. Konser gelirlerinin “Türkiye’nin Mühendis Kızları” projesine aktarılacağı büyük bir müjde gibi sunuldu. Sermayenin en sevdiği oyun yine perde demişti. Önce işçi sınıfının, emekçilerin ve doğanın geleceğini çalmak, sonra o çaldığı devasa servetin içinden kopardığı bir kırıntıyı "burs" ve "sosyal sorumluluk" adı altında lütfederek geri vermek.

Akbelen direnişçisi Esra Işık, topraklarını, zeytinliklerini ve köyünü savunurken “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla 42 gün cezaevinde kaldı.

Bodrum'daki şık davetliler, mühendis kızların aydınlık geleceği için alkış tutarken, o kızlarla aynı yaşlardaki bir başka genç kadın geliyordu akıllara, Esra Işık. Limak’ın kıyımına direndiği için şikayetleri sonucu tutuklanan Esra Işık. Limak'ın linyit madenleri için Akbelen Ormanı'nı katletmesine, jandarma copuna ve biber gazına göğüs gererek direnmişti. Limak bir yanda holding binalarını, barajlarını ve madenlerini inşa etsin diye "mühendis kızlar" yetiştirmekle övünürken, diğer yanda köyünü, toprağını ve ormanını savunan genç kadınları devletin kolluk kuvvetleriyle ezip cezaevine yollayabiliyordu. Bodrum'daki locada yan yana oturan sermaye ve devlet temsilcilerinin gerçek hayattaki işbölümü tam olarak buydu. Biri doğayı yağmalıyor, diğeri o yağmaya direnenleri hapse atıyordu. Biri sömürüyor, diğeri o sömürmeye devam edebilsin diye işbirliğini kuvvetlendiriyordu.

Testere seslerini susturan senfoninin ardından

Bu iki yüzlü tiyatronun tek perdesi "sanat" ve "kadın hakları" değildi. Limak’ın ve Ebru Özdemir’in, kendi vahşi sermaye birikimlerini perdelemek için kullandıkları bir diğer makyaj da "doğaseverlik" olmuştu. Hatırlanacaktır, Akbelen'de asırlık ağaçlar Limak'ın testereleriyle yere serilirken, Ebru Özdemir'in Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) Türkiye Şubesi’nin Mütevelli Heyeti üyesi olduğu ortaya çıkmıştı. Kamuoyunda kopan haklı infialin ardından, vakıf nazik bir açıklama yapmak zorunda kalarak Özdemir’in "profesyonel faaliyetlerinin vakfın ilkeleri ile uyuşmadığını" belirtip onu kapıya koymuştu. "Profesyonel faaliyet"... Orman katliamının burjuva lügatindeki karşılığı buydu.

Ebru Özdemir ve Akbelen'de direnen kadınlar.

Bodrum Antik Tiyatro’da alkışlar dindi, iktidar sözcüleri ve patronlar özel araçlarına, lüks yatlarına, o yüksek güvenlikli dünyalarına geri döndüler. Geriye, bültenlere servis edilen bu şatafatlı PR metinleri kaldı.

Ancak Türkiye'nin gerçek hikâyesi, Bodrum'da çalınan aryalarla değil, Akbelen'de testere seslerine bedeniyle siper olanların, şantiyelerde üç kuruşa ölümüne çalıştırılanların ve bu sahte düzeni yıkmak için örgütlenenlerin iradesiyle yazılıyor.

Sanatın makyajı ağır olabilir ama sınıf mücadelesinin gerçekliği, o makyajı akıtacak kadar keskin. Sahnede şimdilik onlar var, fakat perde kapandığında, bu çürük düzenden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar son sözü söyleyecek.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.