Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Afife ödülleri: Sahneye taşan tepki ne anlatıyor?


O gece Tamer Karadağlı'ya teşekkür etmek biriken bir basınçla kılcal damarları çatlatıyorsa eğer, taşıyorsa kendi kabından, yeter artık diyorsa insanlar Yapı Kredi'ye teşekkür etmek de buna dahil olmalı. 

Mavi Derin

Yayın Tarihi: 22.10.2025 , 11:09

Bu yazının konusu tiyatro alanının halen gündeminde olan 27. Afife Tiyatro Ödülleri’nde yaşananlar ve hatta belki daha çok olaylı gecenin sonrasında tartışılanlar. 

Peki ne olmuştu o gece? Yapı Kredi'nin düzenlediği 27. Afife Tiyatro Ödülleri'nde ödüller sahiplerini bulmaya başlamış ve En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Sükun Işıtan'ın konuşmasına sıra geldiğinde ne olduysa olmuştu. Oyuncu, “arkadaşım” diye hitap ettiği Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı'ya kendinden emin bir şekilde önce teşekkürle başladı, sonra protestolara rağmen konuşmakta ısrar etti.

Protestolar sırasında seyirciler tarafından Filistin bayrağı ve pankartı açıldı, sloganlar atıldı. Seyircilerin ıslığı ve alkışı, destek ve protestolar birbirine karıştı. Fakat bu hikayede birbirine karışmayan şeyler de var. O da alandaki varlığını nihayet yüzeye çıkaran politik öfke.

Işıtan'ın aşağılayıcı tavırları ve fikirleriyle salon tören bitmeden seyirciler ve sanatçılar tarafından terk edildi. Terk eden ve protesto eden sanatçılar ise tören sonunda Sükun Işıtan'ın Yeni Şafak'a verdiği röportaj ile yeniden aşağılandı, lobicilikle ve mahalle baskısı kurmakla suçlandı. Bu tavır, ne yazık ki, çok tanıdık hepimiz için. 

Birçok sahne ve oyuncu konuya dair açıklamalarda bulundu. Kurum tiyatrolarının ve özel tiyatroların yapısı gereği ödüllerde aynı kategoride değerlendirilmemesi gereği, bu konuda jüri üyelerini adil bir değişikliğe davet, bu sorun çözülmeden adaylık kabul edilmemesi yönündeydi genel geçer eğilim. Belki bunların hepsi doğru, fakat bu yazının ucundan tutacağı nokta burası değil, zira konu burada kalınca “devletin tiyatrosu olur mu” ezberine doğru yol almak kaçınılmaz oluyor. Şimdilik diyelim ki; “kurum tiyatroları ayrı, özel tiyatrolar ayrı, bağımsız sanatçılar ayrı”... Peki biz kültür sanata emek veren bu kadar insan, bu işin neresindeyiz? Tekrara düşmek istemem daha çok bir atmosferi tarif etmek isterim.

Ödüller yahut yuhalamalar ne bizim tarihimizde ne de dünyada yeni. Bu nedenle yazıya böylesi "prestijli" gecelerin ülkenin güncel durumunda hangi zemine ayak bastığını ve bizim buna nasıl yaklaşacağımızla alakalı bir noktadan ilerlemek yerinde olur. Aklını, kalbini ve emeğini bu işe koyan tüm sanatçılar için ödül yalnızca bir uğrak, dostlarıyla kucaklaştıkları, birbirlerini tebrik ettikleri ve yeni sorular ürettikleri bir gece olabilir. Tabii ödülü kimin ve nasıl, kime verdiğine göre de değişir.

Ülkemizde ödüller elbette sermayenin sundukları kadar var. Afife ödül törenine verilen tepkiler de yeni değil bu nedenle. Bugün sermayenin prestijli diye sunduğu gece birçok sanatçının tereddütle gittiği, gidenlerin ve gitmeyenlerin günün sonunda cıklandığı bir gece olmaktan çok da öteye gidemiyor aslında. Tabii bütün bunların yanında ısrarla ve sabırla üretim yapmaya çalışan bir avuç insan var.

Meseleyi sanatçıların bu ülkede bir tercihe "zorlandığı" değil de bilinçli bir şekilde, yüksek bir sesle taraf olduğunu ve sorumluluk aldığını ilan etmesi gerektiği yönünde okumak doğru olur. Eğer hâlâ bu ülkede bir muhatap varsa kültür sanata dair, bir alternatifi kendi zeminimizde yaratmak bize düşüyor.

"Sanatçı siyaset yapmaz, sanat politik olmamalı ve sanatçı duruşu budur” gibi kabullerin tarihte ve bugünde nereden geldiğini biliyoruz. O gece Tamer Karadağlı'ya teşekkür etmek biriken bir basınçla kılcal damarları çatlatıyorsa eğer, taşıyorsa kendi kabından, yeter artık diyorsa insanlar Yapı Kredi'ye teşekkür etmek de buna dahil olmalı.

O gece sahneye taşan öfke nasıl mevcut iktidarın ve temsilcilerinin ve bu düzenin herhangi bir yanının bu halk açısından artık bir meşruluğunun kalmamasının karşılığıysa aynı karşıtlığı sermaye denkleminde de kurmamız gerekmiyor mu?

Ülkede muhalif olmak nasıl yekpare bir şey değilse iktidar ve sermaye de kendilerinin çalıp oynadığı bir sahnede el ele. Yalnızlaşan kültür sanat insanının sanat üretecek bir maddi gücünün olmaması da koca alanı sermayenin onayına sunuyor. Evet, sermayenin onayından geçen sanatın dışında kalan tüm üretimler "merdiven altı sayılıyor" ve sermayeye yeterince karşı gelemediğimiz her an kısır bir döngü ve çelişkilerle sermaye zemininde yeniden potaya yazılıyor.

Kamusal tiyatro, sanat, sanatçı duruşu ve devletin varlığı neydi gibi sorular tozlu raflardan çıkardığımız bir anı kadar kalıyor.

Soralım, bu ülkenin derya deniz bir kültür ve sanat birikimi var. Ödül gecelerinin yanında, günün sonunda iktidar dışında, sermayenin aperatifi olmaya razı mıyız? 
Soralım, iktidar kadar sermayenin tercihlerinin çöle çevirdiği bir zeminden kültür ve sanat devşirmeye devam mı edeceğiz?

Soralım, her gün söz söyleme hakkımız elimizden alınır hatta kazanılmış hakları kendi ellerimizle teslim ederken, kültür sanat alanı liberal ezberler ve miskinlikle devam edebilir mi?

Soralım, bu ülkede kültür sanat emekçileri, kurum, özel ve bağımsız fark etmeksizin ayın sonunu nasıl getireceğini düşünüyorsa; memleketi, kendisi ve üretimiyle yaşam bağını nasıl kuracağını düşünüyorsa, bırakalım ödül gecelerini, biz bu işin neresindeyiz?

Sahneden ve her yerden aşağılanmaya çalışılan sanatçılar tarihsel bi ur gibi yapışan liberal argümanları ve bunun kabullerini, düzene içkin davranış örüntülerini, miskinliğini yalnızca daha fazla sorumluluk ve cesaretle aşabilir. Bu alanda üretim yapan değerli sanatçılar, kültür sanat emekçileri; Afife'nin ya da Cumhuriyetin değerlerini diline pelesenk ederek -bir yandan kültür sanata yatırımlar yapıp bir yandan da silah ticareti yapanlarla- bu değerleri bir kan emici gibi boşa düşüren iktidar aklının aynı kökten beslendiğini bilip, sanatçılık naraları atanlara sabahın sahibi olduğunu hatırlatmalı, çölleşen bu alandan her sabah kendini yeniden kurarak yeni bir kültür oluşturmalı. Söz emeğinse, çok daha fazlası olduğumuzu biliyoruz. Bu meselenin yalnızca alanın kendi içinden çıkardığı basit bir başlangıç olmasını dilerim.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.