Sayfa yolu
Adalet aramak parayla: Yanan yerler orman alanından çıkarıldı, dava açanlara 180 bin liralık bilirkişi faturası kesildi
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 03.05.2025 , 14:31 Güncelleme Tarihi: 03.05.2025 , 14:34
Ege'de geçtiğimiz yaz çok sayıda bölgede yangın çıkmış, İzmir'de günlerce söndürülemeyen yangın en çok Karşıyaka ve Bayraklı'yı etkilemişti. Bazı mahallelerde evlere de sıçrayan yangın, ormanlık alanlara da zarar vermişti.
Her afet sonrası yapılan "yapılaşmaya açılmayacak" açıklamalarına rağmen yangınların üzerinden 1 ay bile geçmeden Bayraklı ilçesinde 90 hektarlık yangından zarar gören orman alanın da bulunduğu 375 hektarlık ormanlık alan, Cumhurbaşkanı Kararı ile birlikte orman sınırları içerisinden çıkartılmıştı.
180 bin liralık keşif ve inceleme masrafı
Avukatlar, dernekler ve çevreci yurttaşlar Cumhurbaşkanı Kararı'na karşı iptal davası açtı.
Dava dosyasını inceleyen Danıştay Sekizinci Dairesi, bölgede bilirkişi incelemesine karar verdi. Ancak mahkeme, keşif ve bilirkişi incelemesi için 180 bin TL para talep etti. Karar, davacılara tebliğ edildi. Söz konusu miktarın yatırılmaması durumunda dosya üzerinden karar verileceği belirtildi. Paranın 10 gün içinde yatırılması gerektiği bildirildi.
Davacılar paraya itiraz etti.
'Adalete erişimin parayla bağlantılı olduğu ima edildi'
Konuyla ilgili Doğa Derneği, Doğal Hayatı Koruma Vakfı, Ege Çevre ve Kültür Platformu Derneği, Senih Özay, Arif Ali Cangı, eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Murat Fatih Ülkü, Suzan Bayrak, Ertuğrul Barka, Uğur Sümer, Nilay Sabuncuoğlu, Servet Ali Çınar imzalı bir açıklama yapıldı.
Bölgenin orman sınırları dışına çıkartılması kararının Anayasa'nın 169. maddesinde yer alan "Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir" hükmüne aykırı olduğu hatırlatıldı. Açıklamada şöyle denildi:
"Orman davaları doğası gereği bilimsel inceleme gerektirirken, mahkemenin ara kararında 'keşif avansı yatırılmazsa dosya üzerinden karar verilir' ifadesiyle adalete erişimin parayla bağlantılı olduğu ima edilmiştir. Böyle bir cümlenin ima edilmesi dahi re'sen araştırma ilkesinin ihlali niteliğindedir. Dava adil bir şekilde sonuçlanacaksa keşif zorunludur. Ancak istenen ücret fahiştir."
"Fahiş keşif ücreti, adil yargılanma ve adalete erişim hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Geleceğin, doğanın ve yaşamın savunulması için açılan bir davada, 180.000 TL gibi bir tutarın, ekonomik kriz ortamında 10 gün içinde temin edilip yatırılması beklenemez" denilen açıklamada, çevre davalarında önceliğin kamu yararını sağlamak olduğu vurgulandı.
Bu durumun adaleti herkes için erişilebilir olmaktan çıkardığı ifade edildi.
'Adalet ulaşılabilir olmalı'
Şöyle denildi:
"Çevre davalarındaki keşif ve bilirkişi incelmesi için talep edilen keşif ücretleri kabul edilemez seviyededir. Bayraklı Orman davasında olduğu gibi geçen hafta gerçekleştirilen Sinop Nükleer Güç Santrali Projesine verilen ÇED Olumlu kararının iptali için açılan bir davada davacılardan keşif ücreti için 200 bin TL istenmiştir. Sinop Nükleer Santrali Güç Projesine verilen ÇED Olumlu kararının iptali için dört dava bulunmakta ve hepsinden keşif ücreti istenmiştir. Vatandaşların bu ekonomik koşullarda bu keşif ve bilirkişi ücretlerinin altından kalkması mümkün değildir.
Adalet ulaşılabilir olmalıdır."
'Mahkeme kararları yok sayılarak yapılaşma sürdürülüyor'
Açıklamada bölgedeki yapılaşmanın arka planı da anlatıldı:
30 Ekim 2020 depreminden sonra birçok İzmirli evsiz kaldı, mağduriyet yaşandı. Depremin ardından, dava konusu alan bir Cumhurbaşkanı Kararı ile orman sınırı dışına çıkarılmak istendi. Yurttaşlar ve sivil toplum kuruluşlarının açtığı dava sonucunda Danıştay 8. Dairesi, 04 Ekim 2022 tarihli 2020/7745 esas numaralı kararıyla yürütmeyi durdurdu ve iptal kararı verdi.
Hukuki süreç devam etmesine rağmen idare, bu kez alanın bir bölümünü 'rezerv alan'ilan ederek Toplu Konut İdaresi'ne (TOKİ) devretti. Bu kapsamda, Bayraklı Şehir Hastanesi'nin üst kısmında deprem konutlarının inşaatına başlandı. Ancak kaç depremzedenin bu konutlara yerleştirildiğine dair herhangi bir bilgi paylaşılmadı.
Peki neden dava açıldı? Çünkü 'rezerv alan' ilan edilen bölge, 25 yıl önce bizzat idare eliyle ormanlaştırılmıştı. Bu ormanlaştırmanın nedeni ise 1995 yılında yaşanan ve 63 yurttaşın hayatını kaybettiği sel felaketiydi. Dava konusu bölge, İzmir'in 'Yeşil Kuşak' olarak tanımlanan, sel ve taşkınlara karşı koruma sağlayan bölge içerisinde yer alıyor. Ayrıca, bölgede erozyon riski bulunduğundan yerleşime uygunluğu da tartışmalıdır. Bir afete çözüm bulmaya çalışırken, başka tehlikeler yaratılmamalıdır. Şehir planlaması yapılırken bu hususlar mutlaka dikkate alınmalıdır.
Mahkeme kararları yok sayılarak yapılaşma sürdürülmektedir. Oysa 375 hektarlık alan hukuken hâlâ orman vasfındadır. Bölgede hem taşlık çıplak araziler hem de fiilen orman olan kısımlar mevcuttur. Dava konusu 90 hektarlık alan, yanan orman alanıdır. Anayasa açıkça, bu alanların yeniden ormanlaştırılmasını güvence altına almışken, bu bölgenin orman sınırı dışına çıkarılması kabul edilemez.
Peki, anayasal haklarını kullanarak dava açan yurttaşlar 180 bin TL'yi ödeyemezse ne olacak?"
'Çevre davalarında kamu yararı gözetilmeli'
Bilirkişi ve inceleme ücretine İzmir Barosu da tepki gösterdi.
Baro açıklamasında "Bu durum yalnızca ekonomik bir külfet değil, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün ve 56. maddesinde korunan çevre hakkının ihlali anlamına gelmektedir" denildi. Baro şu talepleri sıraladı:
- Yanan orman alanları korunmalı, alanın yapısına en uygun bilimsel yaklaşımla yeniden ormanlaşması sağlanmalıdır.
- Yurttaşın doğayı savunma hakkını ekonomik baskılarla engellemeyin.
- Yargılama giderleri hakkaniyetli ve dava konusunun niteliğiyle orantılı olmalıdır.
- Türkiye, çevresel adaletin temel metni olan Aarhus Sözleşmesi’ne taraf olmalıdır.
- Çevre davalarında kamu yararı gözetilmeli, bilirkişi ve keşif ücretleri makul seviyeye çekilmelidir.
- Kamu yararına açılan doğa ve kültür koruma davalarında vatandaşlara yüklenen orantısız maliyetlerle mağduriyete yol açılmaması için Devlet tarafından destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
- Barolar, meslek odaları ve sivil toplum örgütleri ile birlikte bir sivil dayanışma ağı kurulmalı; yurttaşın adalete erişimi kolektif bir güçle savunulmalıdır.
| Ülke genelinde yangınlar sürüyor: Bakan Yumaklı 'İzmir'de şehir tehlike altında değil' dedi |
|
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.