Breadcrumb
ABD’deki Halkbank davası neden bu kadar kritik: ‘Uzanmak istedikleri kişi Erdoğan…’
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 08.10.2025 , 15:29
Rıza Sarraf adı artık bugünlerde unutuldu, bir dönem ülkenin en çok konuşulan, tartışılan ismiydi.
AKP’li bakanlara ayakkabı ve çikolata kutuları içinde verdiği rüşvetler, hediye ettiği 300 bin franklık saatlerle manşetlerden düşmüyordu.
Operasyon AKP’ye darbe girişimi olarak değerlendirildikten sonra 70 gün içinde özgürlüğüne kavuştu, onca suçlama bir anda buharlaştı.
Sonrası mı?
Kanatlanıp ABD’ye uçtu.
Bunu engellemeyi atlayan iktidar başına büyük iş alacaktı.
Türkiye’de AKP’nin canını kısa süreli de olsa çok yakan bu isim, ABD’de gözaltına alınıp tutuklanınca Halkbank dosyası yeniden açıldı.
Sarraf savcıyla işbirliğine gidip, bülbül gibi konuşunca AKP kucağında kocaman bir Halkbank dosyası buldu.
Halkbank davasında suçlamalar neydi?
Suçlamalar, ilk duyulduğunda, zarar eden aktörün ABD olması nedeniyle kulağa hoş gelen cinsten.
- ABD'yi dolandırmak için komplo kurmak
- Bankacılık dolandırıcılığı
- Kara para aklama
Suçlamaya konu olan miktar tam 20 milyar dolar. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarını Türkiye üzerinden gelen Sarraf, kurduğu tezgahla hem gemisini yüzdürüyor hem de iddia o ki AKP’lileri rüşvete boğuyordu.
Bu tezgah şimdi AKP’ye karşı da bir silaha dönmüş, yargılama konusu olmuştu.
Düzenek nasıl işliyor ya da Sarraf’ın ifadeleri
Mehmet Hakan Atilla, Halkbank Genel Müdür Yardımcılığı görevinde bulunuyordu.
Sarraf gibi o da aynı suçlamalarla ABD’de tutuklandı. Sonra serbest kaldı.
Yurda dönüşünde Berat Albayrak tarafından nasıl karşılandığını, kahraman muamelesi gördüğünü hatırlıyoruz. Kısa süre sonra Borsa İstanbul’da yöneticilik görevi verildiğini de.
Sarraf’a dönelim. Sarraf ABD’de mahkemeyle işbirliği yaparken ilk olarak Atilla’nın ismini veriyordu.
Sarraf’ın açıklamalarına göre kurulan düzeneğin merkezinde yer alıyordu Atilla. Yaptırım kuralları hakkında bankadaki en bilgili kişi olan Atilla’nın, yapının Amerikan yaptırımlarıyla uyumlu gözükmesi için katkıda bulunan kişi olduğu aktarılıyordu.
Bu yapının nedeni olarak “İranlılar doğalgaz ve petrol satışından elde ettikleri gelirleri kullanamıyordu" diyordu Sarraf.
Bu sorunu çözüyor, herkese para saçıyordu iddiaya göre.
Sarraf öyle açıklamalar yapıyordu ki, daha önce AKP ile ilgili gündeme gelen tüm rüşvet iddialarını bir bir tekrarlıyordu.
Örneğin dönemin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan'a Halkbank ile bağlantının kurulması için 45-50 milyon avro, 7 milyon dolar ve yaklaşık 2,5 milyon Türk Lirası rüşvet verdiğini söylüyordu: “Zafer Çağlayan şirketimin hesaplarını arada bizzat kontrol ederdi. Ondan habersiz hiçbir şey yapmazdım. Nihayetinde Zafer Çağlayan'dan hiçbir şey saklamadık, onun bilgisi olmadan hiçbir şey yapmayız. Çağlayan, Aslan ile yapılan işlemleri görmezden geleceğini söyledi."
Sarraf, Ziraat Bankası ve Vakıfbank'ın da ambargoyu delmek için İran'la çalışmasına dönemin Başbakanı Erdoğan'ın onay verdiğini iddia etmiş, Erdoğan'ın onayını Çağlayan'dan öğrendiğini belirtmişti.
‘Hedefte Erdoğan var’
Türkiye’de kahramanlar gibi karşılanan Hakan Atilla’ya dönelim yeniden.
Kahramanlığı sevdi, “Amerika Atilla’ya karşı” başlıklı bir de kitap kaleme aldı.
Kitabında suçsuzum dediğinde başkalarına ulaşmak istendiğini, yukarıdakileri istediklerini söyleyen Atilla, konuya ilişkin bir gazeteciyle söyleşisinde, hedefteki ismin Erdoğan olduğunu, savcılığın Erdoğan’ı hedef aldığını iddia edecekti.
Dava neden bu kadar önemli?
Davanın Türkiye’ye milyarlarca dolarlık bir fatura çıkarabilme ihtimali yıllardır konuşuluyor.
Erdoğan’ın son ABD ziyaretindeyse Türkiye’nin davanın kapatılması için 100 milyon dolar teklif ettiği iddiası basına yansıdı.
AKP kendisine milyarlarca dolarlık bir maliyet çıkaracak büyük bir dosyadan ve rüşvetle kurulan bu ağdaki doğrudan sorumluluğundan kurtulmak istiyor.
Davanın önemi tam da buradan kaynaklanıyor.
2018 yılında, rahip Brunson krizi döneminde de bu başlık fazlasıyla gün yüzüne çıkmış, dönemin Hürriyet gazetesi Washington temsilcisi Cansu Çamlıbel’in konuya değinen yazısı apar topar yayından kaldırılmıştı.
O yazıda AKP’nin Halkbank davasındaki faturayı en aza indirmek için yaptığı pazarlıklar aktarılıyordu:
“Amerikan tarafının talebi son derece netti; ‘siyasi bir rehine’ olarak gördükleri Pastör Brunson aleyhindeki ‘uydurma’ iddialar düşürülerek 18 Temmuz’daki duruşmanın ardından ülkesine gönderilmeliydi. Türk tarafının ABD’den genel beklentiler listesi aslında çok uzun olsa da bu tür bir pazarlıkta somut bir karşı talebin masaya konulması gerekiyordu. Ankara tercihini – yine kimseye sürpriz olmayan bir hamleyle – kısa vadede Türkiye’ye ekonomik anlamda büyük zarar verme potansiyeli taşıyan Halkbank dosyasından yana kullandı. Halkbank dosyasını bu tür bir pazarlığa elverişli hale getiren en önemli unsur kuşkusuz eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın aylarca bir Amerikan mahkemesinde yargılanarak hüküm giymiş olmasıydı. Ankara kendisinden yargıya müdahale bekleyen ABD yönetimine ‘benden talep ettiğini sen de yap’ diyordu. Hakan Atilla’nın kalan cezasını çekmek için Türkiye’ye gönderilmesi paketin Ankara’yı kamuoyundaki görüntü açısından kurtaracak bir unsuru olacaktı.”
AKP gerçekten son ABD seferinde dosyanın kapanması için 100 milyon dolar teklif etti mi bilinmez ama bu dosyanın başını fazlasıyla ağrıttığı bir gerçek.
Erdoğan ziyaretten günler sonra, basında "100 milyon dolar" iddiaları çıktıktan hemen sonra basına yansıyan açıklamasında “Sayın Trump, 'Halk Bankası'nın problemi bizim için bitmiştir' dedi. Bu önemli bir siyasi irade beyanıdır, bizim için de kıymetlidir" dedi. Erdoğan'ın bu açıklamasının nereye bağlanacağı gerçekten büyük merak konusu.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.