Sayfa yolu
ABD’de iktidar giderayak Küba’dan ne istiyor?
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Ekin Sönmez
Yayın Tarihi: 17.01.2021 , 10:29 Güncelleme Tarihi: 17.01.2021 , 10:32
Geçtiğimiz Pazartesi ABD Dışişleri Bakanlığı Küba’yı “terörü destekleyen ülkeler” listesine yeniden aldı. Küba bu listeye ilk olarak 1982’de Reagan tarafından alınmış ve 2015’te Obama’nın ikinci başkanlık döneminde Küba’yla tesis edilen olumlu ilişkilerin önemli bir göstergesi olarak çıkarılmıştı. Uluslararası tepkiler hâlâ sürerken, karardan birkaç gün sonra, yani Cuma günü Trump yönetimi Küba İçişleri Bakanlığı’na yönelik yeni bir tek taraflı yaptırım ilan etti.
Diplomatik yönü ağır basan kararlar
Aslında ikisi de var olan ekonomik, finansal ve ticari abluka koşulları düşünüldüğünde diplomatik yönü ağır basan, diğerlerinin yanında maddi ağırlığı hafif olan hamleler. Öte yandan bunlar ABD makamlarınca büyük bir hızla, adeta bizdeki bir gecede çıkan KHK’lar gibi ve prosedürleri pek de takmadan çıkarılan kararlar. Nihayetinde yalnızca ABD-Küba ilişkilerini değil, uluslararası siyaseti, üçüncü ülkelerin Küba’yla alışverişini de belirlemek amacını taşıyorlar.
Açıklanan yaptırımların göstermelik de olsa elle tutulur bir gerekçesi bulunmuyor. ABD’nin tarzı bu tür uygulamaları için izah ihtiyacında olmadığını gösteriyor zaten.
Geçtiğimiz Kasım ayında uzun süreli bir kanser sonucu yaşamını yitiren Küba’nın altıncı İçişleri Bakanı Julio Cesar Gandarilla Bermejo da ABD tarafından yaptırım uygulanan liderler arasındaydı. “Maduro iktidarının Venezuela’da uyguladığı insan hakkı ihlallerini” desteklediği için kendisi ve oğulları yasaklı durumdaydı. Gandarilla Bermejo, Fidel’in öğretisinin izinden gitmiş, kendisi için bir tören istememiş, ölürken bile hem tevazusunu hem de Kübalıların pandemide gösterdikleri disiplini korumuştu. Henüz iki aydır görevde olan yeni Bakan Lázaro Álvarez Casas da “insan hakları”nı ağzında sakız eden ABD yönetiminin gaddarlığından nasibini aldı. İnsan hakları derken kast edilen elbette Küba’daki ABD beslemesi karşıdevrimciler. Yani yaptırımlar Küba Devleti’nin kendi sınırları içindeki egemenlik haklarına müdahale niyetiyle uygulanıyor.
Demokratlardan timsah gözyaşları
Giderayak peş peşe gelen bu kararların birkaç açıklaması olabilir.
İlk olarak, ABD sermaye sınıfının Küba’nın pandemi boyunca dünya çapında yükselen meşruiyetini baltalama görevini iktidardan ve gözden düşmekte olan Başkan Trump’a yüklemiş olması düşünülebilir. Böylece Biden ekibi yeni döneme, en azından görevlerinin ilk aylarında elini kirletmeden, demokratik görünümlerine zeval vermeden başlamış olacaktır. Biden iktidarının misyonunun ABD içinde ABD’nin Yenikapı ruhunu teşkil etmek, dışarıda ise bozulan imajı tamir etmek ve hegemonya yarışında geçtiği inişi frenlemek olduğu başka şekillerde dile getirildi. Dolayısıyla yola Küba’ya saldırarak çıkmak Biden iktidarından pek de beklenecek bir adım olmazdı. New York Times’ın haberi veriş şekline bakarak da demokratların ihaleyi Trump’a yıkmak niyetlerini görmek mümkün: Zira gelişmeler “Ablukaya Hayır” etiketiyle sunulmuş.
Son kurşunlar Küba'ya
Bu sıra kuyruğuna basılmış bir vahşi hayvan psikolojisi içinde olan Trump’un giderayak içinde kalmasın diye son kurşunlarını Küba’ya karşı harcamak istemesi de muhtemel. Araya giren ve elini ayağına dolaştıran pandemi nedeniyle uygulayamadığı ve iktidardaki ikinci dönemine sakladığı düşmanca planlarını giderayak savuruyor olabilir. Ayrıca güreşe doymadığı ve dört yıl sonraya gözünü şimdiden diktiği için Küba konusunda da halefine ve olası rakiplerine üstünlük sağlamaya çalışıyor olabilir. Kararın seçimlerde kendisini destekleyen Floridalı zenginlere bir selam çakma olduğuna dair yorumlar var, ki bu da bir gelecek yatırımı olarak okunabilir.
Diğer yandan, şimdilik ılımlılık sinyalleri veren Biden iktidarına kimsenin güven duyması için bir neden yok. Hızlı bir şekilde geri dönebilir ve Trump’ın bıraktığı yerden Küba’yı alt etme girişimlerini sürdürebilir. Biden başkanlığında da ne CIA ne Senato’daki diğer Cumhuriyetçi ve Demokrat Küba düşmanları, ne de ABD’deki Küba kaçkınları boş durmayacak.
Obama döneminde 'normalleşme'
Biden seçim öncesi verdiği “yasaklar yüzünden ayrı düşen aileleri kavuşturacağız” türünden ılımlılık mesajlarının arasına, “insan haklarının takipçisi olacağız”, “siyasi mahkûmların haklarını arayacağız” gibi ABD sermayesinin üzerinde ortaklaştığı yaklaşımı ifade eden cümleleri serpiştirmekten geri durmadı. Ekonomik yaptırımları uygulamamak için bir neden olmadığını ise dünyanın en normal şeyiymiş gibi söylemişti. Başkan yardımcısı görevinde olduğu Obama döneminde, yani güya “normalizasyon” girişimleri söz konusuyken de iki ülke arasında seyahat kısıtlarının gevşetilmesi haricinde ciddi bir değişiklik yaşandığını söylemek güç. Yine aynı dönemde Obama’nın vaat ettiği gibi Guantanamo üssünün kapatılması da gerçekleşmemiş ve Trump döneminde de ABD’nin elinde bir koz olmaya devam etmişti. Hatta ABD’nin son hafta içinde yaptıklarının hemen öncesinde halen işkence ve kötü muamele ile özdeşleşmiş Guantanamo utancından kurtulunması gerektiği dile getirilyordu.
Pratik karşılıkları oldukça sınırlı olan sözkonusu yumuşamanın yine de Küba'nın üçüncü ülkelerle ilişkilerinde bir kolaylık sağladığı söylenebilir. Fakat bunun ABD'nin bir lütfu değil, Küba'nın bir kazanımı olduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Dönemsel olarak gözünü Asya'ya diken ve 2008 krizi sonrası ABD'yi yeniden kalkındırmaya çalışan Obama iktidarı için ilkesel değil konjunktürel bir "geri" adımdı bu. O nedenle dış politikada ipler Trump'ın korumacı çizgisinin eline geçince hızla vazgeçildi, sertlik yeniden kendini gösterdi.
Tek başına ABD ablukası, Küba ekonomisini çok fazla zorladı, zorlamaya devam ediyor. 2020 yılı bunların zirve yaptığı, tek bir yılda ablukanın Küba üzerine etkisinin beş milyar doları geçtiği bir yıl oldu. Küba kendi yöntemleriyle mücadelesini sürdürüyor; ancak gerçekten olağanüstü koşullarda olduğunu unutmamak gerek. Kendi başına ayakta durma çabasına bir örnek yine birkaç gün önce gerçekleşti: Nanoteknoloji yöntemleri ile virüsün genetik materyalinin ayrıştırılmasına yarayan ve ithal edilen koronavirüs tanı kitleri ile denk bir tanısal hassasiyete sahip olan tanı gereçleri kullanılmaya başlayacak. ABD’dekinden onlarca kat daha düşük olan COVID-19’a bağlı ölüm oranını (11 buçuk milyonda bugün itibariyle 162, yani yüz binde bir) ise yine kendi geliştirdiği tedavilere ve dünyanın en iyi yetişmiş sağlıkçılarından oluşan toplumcu sağlık sistemine borçlu.
Küba, ABD’nin tüm bu yıkıcı girişimlerine karşı soğukkanlılığını korumaya devam ediyor. Açıklamaların tonundaki sakinlik ve diplomatik düzey dikkat çekiyor. Devlet Başkanı son günlerde ablukanın dozundaki yükselmeyi yenilmiş ve çürümüş bir yönetimin son salvoları olarak yorumladı. Bu Biden döneminden olumlu beklentilerinin bir ifadesi olduğu kadar da bir savunma mekanizması. Küba tetikte ama provoke olmayan bir duruş sergilemek zorunda, ve bunu ustalıkla yapıyor. ABD ile olan ilişkilerde bir yumuşama ve ablukanın gevşetilmesi Küba’ya elbette nefes aldıracaktır, böyle bir beklenti içinde olması gayet normal. Fakat unutmayalım ki ABD, Küba’ya ve devrime ilişkin altmış yıllık kuyruk acısını sineye çekip yoluna medenice devam edebilecek bir ülke değil. Bunu Kübalılar bizden çok daha iyi öngörüyor.
Raul'ün eli
Son bir haftada olan bitenin bana hatırlattığı bir görüntüyü paylaşayım. Raúl ile Obama arasında 2016’ya yapılan görüşmede, görüşmenin içeriğinden çok iki lider arasındaki beden dili konuşulmuştu. Raúl’ün eli, Küba’yı Küba yapan şeyleri ifade ediyor, kimsenin oldubittisine gelmemeyi ve kimseyi içişlerine karıştırmamayı. Eğer iki ülke arasında diplomatik ilişkiler yeniden ısınacaksa, iki taraf da iyi biliyor ki, işler bu görüntüde bırakılan noktadan devam edecek.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


