Breadcrumb
ABD baskısı, İsrail tehdidi ve 4 aylık takvim: Lübnan’da hükümet-Hizbullah krizi neye işaret ediyor?
Elif Örnek
Yayın Tarihi: 20.02.2026 , 10:22
Lübnan’da hükümetin, silahlı grupların silahlarının devlet kontrolüne alınmasına yönelik planın ikinci aşaması için orduya en az dört ay süre tanıma kararı, Hizbullah tarafından reddedildi. Hizbullah, söz konusu adımın Lübnan’ın güvenliğini güçlendirmeyeceğini, aksine İsrail’in saldırgan politikalarının hedeflerine hizmet edeceğini hatırlattı.
Lübnan hükümeti, Ağustos 2025’te orduya ülkedeki tüm silahlı yapıların silahlarını devlet denetimine alma planını hazırlama ve uygulama görevi vermişti. Nevvaf Selam hükümetinin duyurduğu karar, Lübnan’ın iç tartışmalarından çok Washington’un çizdiği çerçevenin ürünü olarak ilerledi: Maddeler, “onay” için doğrudan ABD tarafından sunuldu. Hükümetin kararı kabul etmesiyle birlikte ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “verilen sözler tutuldu” çıkışı, Lübnan’ın karar alma süreçlerinin ABD vesayeti altında yürüdüğünü gösteren bir not olarak kayda geçti.
Bu girişim, 2024’te İsrail’in Lübnan’da özellikle güney bölgelerde ağır yıkıma yol açan saldırılarının ardından gündeme gelmiş ve fiilen Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını hedefleyen bir çerçeve olarak değerlendirilmişti.
Hizbullah’ın silahsızlandırılması tartışmaları yeni değil ancak konu ilk kez bir takvime bağlanmış durumda. İsrail’in bölgede artan saldırıları, İran’a yönelik saldırı tehdidi ile birlikte değerlendirildiğinde konu Lübnan’ı aşan ve bölgesel dengelerle bağlantılı bir boyuta taşınıyor.
Silahsızlanma mı, savunmasızlaşma mı?
Hizbullah ve ona yakın çevreler, silahlı kanadın İsrail saldırılarına karşı fiili bir savunma kapasitesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
ABD ve Fransa başta olmak üzere Batılı hükümetlerin “devlet otoritesinin güçlenmesi” argümanını öne sürerek Hizbullah’ın silahsızlandırılması için baskı uyguluyor. Lübnan ordusunun hava savunması ve uzun menzilli caydırıcılık kapasitesinin bulunmaması, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına ilişkin planın “devlet egemenliğinin tesisi” değil, askeri dengenin tek taraflı olarak İsrail lehine bozulması anlamına geliyor.
Bu tartışma, aynı zamanda İran’a yönelik olası bir askeri saldırı senaryosunun da gündemde olduğu bir dönemde yürütülüyor. Hizbullah’a göre, böyle bir bölgesel gerilim ortamında silahsızlanma baskısının artması, Lübnan’ın savunma kapasitesini zayıflatırken İsrail’in askeri hareket alanını genişletebilir.
Lübnan ordusunun kapasite sorunları
Lübnan Enformasyon Bakanı Paul Morcos, pazartesi günkü kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, ordunun Litani Nehri’nin kuzeyinden Sidon’daki Awali Nehri’ne kadar uzanan bölgelerde silahların kısıtlanmasını öngören aylık plan raporunun ele alındığını ve uygulama için en az dört aylık bir süre tanındığını duyurdu. Morcos, “Gerekli süre dört aydır ve bu süre mevcut imkânlara, İsrail saldırılarına ve sahadaki engellere bağlı olarak yenilenebilir” dedi.
Lübnan ordusunun ekonomik kriz, personel maaşları, ekipman ve lojistik eksiklikler nedeniyle ciddi kapasite sorunları yaşadığı biliniyor. Bu durum, ordunun silahsızlanma görevini ne ölçüde ve ne kadar süreyle yerine getirebileceği sorusunu da gündeme getiriyor. Krizdeki Lübnan’a yönelik Batı ülkeleri tarafından vadedilen mali yardımlar silahsızlandırma koşuluna bağlanmış durumda.
Krizdeki ordu Hizbullah’ı zorlayabilir mi?
Lübnan’ın derin ekonomik kriziyle birlikte bütçe ve lojistik darboğaza giren Lübnan Ordusu’nun mevcut kapasitesi, Hizbullah’ı doğrudan “zorlayacak” bir askeri ya da baskı kurma yeteneğini sınırlandırıyor. Son yıllarda maaşların erimesi, personel kaybı, yakıt ve ekipman tedarikinde yaşanan sıkıntılar nedeniyle ordu iyice zayıflamış durumda. Ancak yine de, hükümetin silah tekeli hedefi doğrultusunda bazı dolaylı araçlarla baskı alanı oluşturabilir. Öngörülen araçlar arasında kademeli denetim/entegrasyon formülleri ve UNIFIL koordinasyonuyla güneyde devlet varlığının artırılması gibi seçenekler öne çıkıyor.
Bu tablo, hükümetin silah tekeli hedefini savunmasına rağmen, Hizbullah’a yönelik kısa vadeli “zorlayıcı” bir senaryonun sahada düşük olasılıklı görülmesine yol açıyor. Güvenlik çevreleri, ordunun tek başına siyasi baskı kurma kapasitesinin sınırlı olduğunu; ancak Batı’nın baskısı, hükümetin bu baskı ile uyumlu adımlar atması ve bölgesel gerilimin seyrine bağlı olarak devlet denetimini kademeli biçimde genişletebileceğini belirtiyor. Bu nedenle silahsızlanma başlığında belirleyici unsurların Batı’nın baskı ve tehditleri sonucu iç aktörlerin ikna edilmesi ve bölgesel dengeler olacağı görüşü öne çıkıyor.
ABD’nin sıklıkla Lübnan’a saldırı ve işgal tehdidinde bulunması bu belirleyici faktörler arasında yer alıyor.
İsrail saldırganlığı sürerken silahsızlanma kimin güvenliğini artıracak?
Hizbullah, özellikle 2006’daki Lübnan Savaşı sonrasında oluşan İsrail saldırılarına karşı caydırıcılık kapasitesine atıf yapıyor. 34 gün süren savaşta Lübnan Ordusu İsrail’e karşı koymayı reddederken Hizbullah’ın başını çektiği ve aralarında Lübnan Komünist Partisi’nin de yer aldığı direniş güçleri sayesinde İsrail yenilgiye uğratılmıştı.
2006’daki savaşın ardından kabul edilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 1701 kararı, çatışmaların durdurulması ve “Mavi Hat” boyunca istikrarın sağlanması; Litani Nehri’nin güneyinde, Lübnan Silahlı Kuvvetleri ve UNIFIL dışında hiçbir silahlı personel, varlık veya silahın bulunmamasını öngörüyordu. Lübnan hükümetinin toprakları üzerinde silah ve güç kullanımında tek meşru otorite olma çağrısı da yapan karar, Lübnan’daki milislerin dağıtılması ve silahsızlandırılmasına ilişkin daha önce alınan kararlara atıf yapıyordu. Ancak bu anlaşma fiilen işlemedi. İsrail’in devam eden ihlal ve saldırganlığı nedeniyle Hizbullah, Litani Nehri’nin kuzeyine geçmeyi ve silahsızlanmayı reddetti.
İsrail, Gazze’de 2023 yılında başlattığı soykırımın ardından, Güney Lübnan’da hava saldırıları düzenleyerek gerilimi tekrar tırmandırdı. Hizbullah’ın İsrail’in saldırılarına yanıt vermesinin ardından 2024 yılında, çatışmaların durdurulmasını hedefleyen bir ateşkes hayata geçirildi. Bu düzenlemeye rağmen İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırıları ve ihlalleri sık sık gündeme geliyor. Reuters’in Kasım 2025’te aktardığı BM verilerine göre, ateşkes sonrasında İsrail saldırılarında en az 127 sivil öldürüldü. BM Lübnan Geçici Görev Gücü UNIFIL, çatışmaların durdurulması sürecine dair yayımladığı değerlendirmelerde hava ihlalleri, Mavi Hattı aşan atış rotaları ve İsrail faaliyetleri gibi başlıkları sayısallaştırdı. UNIFIL’in Aralık 2025 tarihli raporuna göre ateşkesin ardından kayda geçen binlerce ihlalin neredeyse tamamı İsrail tarafından kaynaklandı.
Tüm bu gelişmeler, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının Lübnan’ı İsrail’in saldırılarına karşı daha açık hale getireceğini ortaya koyuyor.
Gazze’de soykırıma girişen İsrail’in kuzeyde açtığı “cepheye” ilişkin politikası, fiilen güç dengesini tek taraflı biçimde yeniden kurma stratejisi anlamına geliyor. Lübnan sınırına yakın yerleşimleri boşaltan İsrail, aynı dönemde Güney Lübnan’a yönelik hava saldırıları ve sınır ötesi operasyon ihlallerini artırmıştı.
ABD’den saldırı tehdidi
ABD yönetimi sıklıkla Hizbullah’ın silahsızlandırılması konusunda başarı sağlanmazsa ülkenin bir saldırıyla karşı karşıya kalabileceğine hatta işgal edilebileceğine dair açıklamalarda bulunuyor. ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Beyrut’taki temasları sırasında yaptığı değerlendirmede “ABD Lübnan’ı güçlü görmek istiyor, ancak sabrımız sınırsız değil. Eğer Lübnan gerekli adımları atmazsa, fırsatlar kaybedilir ve sonuçları olur” dedi. Bu açıklama, ekonomik destek ve uluslararası meşruiyet dosyasının silahsızlanma süreciyle ilişkilendirildiği bir çerçevede geldi.
Barrack Temmuz 2025’te yaptığı bir başka açıklamada, Lübnan’ın Hizbullah’ın silahları meselesini çözmemesi halinde karşı karşıya kalabileceği tabloyu şu sözlerle tarif etti:
Lübnan bu meseleyi ele almak zorunda. Aksi takdirde varoluşsal bir tehdit ile karşı karşıya kalabilir. Bir yanda İsrail var, diğer yanda İran var ve şimdi Suriye çok hızlı bir şekilde yeniden ortaya çıkıyor. Eğer Lübnan bu bölgesel yeniden yapılanma sürecine uyum sağlama konusunda hızlı hareket etmezse, bir kez daha Bilad eş-Şam olur.
Barrack Ağustos başında yaptığı bir değerlendirmede ise “Lübnan hızlı ve net bir karar vermezse, bölgedeki diğer aktörler kendi güvenliklerini sağlamak için adım atar. Bu da Lübnan’ın kontrolü dışında gelişmeler anlamına gelir” dedi. ABD elçisi bu açıklamasıyla ülkeyi olası bir İsrail saldırısıyla tehdit etti.
Krizdeki Lübnan: Uluslararası yardım sopası
Son birkaç yıldır tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşayan Lübnan’da, uluslararası yardım dosyası ile Hizbullah’ın silahsızlandırılması başlığı giderek daha fazla iç içe geçmiş durumda. Bankacılık sisteminin çökmesi, para biriminin değer kaybı ve 2020’deki Beyrut Limanı patlamasının ardından ülke, IMF programı ve dış finansman kıskacına alınmış durumda. Ancak Washington ve diğer Batı hükümetleri Lübnan’a yönelik mali desteği, yalnızca talep ettikleri teknik ekonomik reformlara değil, Hizbullah’ın silahsızlandırılması şartına da bağlanıyor. Batı “yardım karşılığı silah bırakma” formülünü açıkça ilan etmese de, “güvenlik reformları” ile ekonomik destek arasında “istikrar ve öngörülebilirlik” adı altında örtük bir bağlantı kuruluyor.
Ekonomik krizin reçetesi, ülkenin tamamen Batı’ya teslim edilmesi ve savunma kapasitesinin zayıflatılması olarak Lübnan halkının karşısına çıkıyor.
Sonuç olarak Lübnan’daki kriz, yalnızca ekonomik değil; egemenlik, güvenlik ve dış bağımlılık ekseninde çok katmanlı bir denge arayışına dönüşmüş durumda.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.