Breadcrumb
76. Berlinale'de neler oluyor: Sanatın siyasetten arındırılma çabası soykırım gerçeğine çarptı
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 16.02.2026 , 21:13 Güncelleme Tarihi: 17.02.2026 , 09:49
Bu yıl 76'ncısı düzenlenen Berlin Film Festivali (Berlinale), Almanya'nın başkenti Berlin'de 12 Şubat Perşembe akşamı başladı.
Başladığı günden bu yana da tartışmalı başlıklarla gündemde. Festivalde, Alman gazeteci Tilo Jung'un sanatçılara Filistin hakkında sorduğu sorular yanıtsız kaldı. Jung, ünlü isimlere yönelttiği sorularda, uluslararası etkinliklerin Filistin konusundaki tutumu ve sanat çevrelerinin siyasi krizler karşısındaki sorumluluğunu gündeme getirdi.
Jung, basın toplantısında jüri üyelerine Almanya hükümetinin İsrail'e verdiği destek ve İsrail'in Gazze'ye saldırılarını da sordu. Sorular yanıtsız kaldı, “sanat siyasetten üstün” masalı yeniden dünya kamuoyuna sunuldu.
Festivalde kimler jüri, kimler yarışıyor?
Wim Wenders'ın jüri başkanlığını üstlendiği Berlin Film Festivali'nin açılış törenine; Sean Baker, Bella Ramsey, Karim Ainouz, Neil Patrick Harris, Radu Jude, Daniel Brühl ve Lars Eidinger gibi isimler katıldı.

Şahrbanoo Sadat'ın yönettiği "No Good Men" filminin açılış filmi olarak gösterildiği Berlin Film Festivali'nde Onursal Altın Ayı ödülünü, Oscar'lı Malezyalı oyuncu Michelle Yeoh aldı.
Festivalin ana yarışma bölümünde 22 film izleyiciyle buluşacak. Seçkide yer alan "Josephine" ve "Wolfram" filmleri dışındaki 20 film, prömiyerini Berlin’de yapacak. İşte ana yarışma bölümünde yer alacak yapımlar:
- At the Sea / Kornel Mundruczo
- Dao / Alain Gomis
- Dust / Anke Blonde
- Everybody Digs Bill Evans / Grant Gee
- Flies / Fernando Eimbcke
- Home Stories / Eva Trobisch
- In A Whisper / Leyla Bouzid
- Josephine / Beth de Araujo
- The Loneliest Man in Town / Tizza Covi, Rainer Frimmel
- My Wife Cries / Angela Schanelec
- A New Dawn / Yoshitoshi Shinomiya
- Nightborn / Hanna Bergholm
- Nina Roza / Genevieve Dulude-de Celles
- Queen At Sea / Lance Hammer
- Rosebush Pruning / Karim Ainouz
- Rose / Markus Schleinzer
- Salvation / Emin Alper
- Soumsoum, The Night Of The Stars / Mahamat-Saleh Haroun
- We Are All Strangers / Anthony Chen
- Wolfram / Warwick Thornton
- Yellow Letters / İlker Çatak
- YO Love is a Rebellious Bird / Anna Fitch, Banker White
İlker Çatak imzalı "Sarı Zarflar" ve Emin Alper'in "Kurtuluş" adlı filmi de Altın Ayı için yarışacak. Başrollerinde Özgü Namal ve Tansu Biçer’in yer aldığı "Sarı Zarflar" filmi, 13 Şubat'ta izleyiciyle buluştu.
Başrollerini Caner Cindoruk ve Berkay Ateş'in paylaştığı, Emin Alper imzalı "Kurtuluş" filmi ise 15 Şubat Pazar günü dünya prömiyerini yaptı.
76'ncı Berlin Film Festivali, 22 Şubat'ta sona erecek.
Wenders’ten ‘siyaset üstü' safsatası
Perşembe günü düzenlenen jüri basın toplantısında Alman yönetmen Wim Wenders başkanlığındaki jüriye gazeteci Tilo Jung’un yönelttiği Alman hükümetinin “Gazze’deki soykırıma desteği” ve insan hakları konusunda “seçici yaklaşımı” hakkındaki sorular ve verilen cevap tartışmayı başlattı.
Festivalin jüri başkanı Wim Wenders, Alman hükümetinin Gazze’deki soykırıma desteğine yönelik soruları sinemayı siyasetten yalıtarak geçiştirdi. Film yapımcılarının siyasetin dışında kalması gerektiğini savunan Wenders, sinemanın dünyayı değiştirme gücünü doğrudan bir mücadele aracı olarak değil, soyut bir "denge unsuru" olarak tanımladı. "Siyasetçilerin işini değil, insanların işini yapmalıyız" diyen yönetmen, sanatı egemen siyasetin suçlarından arındırılmış steril bir alana hapsetmeye çalıştı.
Wenders tam olarak şunları söyledi:
“Biz insanların nasıl yaşamaları gerektiğine dair fikirlerini değiştirebiliriz. Bu gezegende, hayatını yaşamak isteyen insanlar ile başka planları olan hükümetler arasında büyük bir uçurum var. Filmler tam da bu noktada devreye girer. Siyasetin dışında kalmalıyız çünkü siyasi filmler yaptığımızda siyasetin alanına girmiş oluruz. Oysa biz siyasetçilerin işini değil, insanların işini yapmalıyız.”
Toplantıda söz alan "The Zone of Interest" filminin yapımcısı ve jüri üyesi Ewa Puszczyńska ise soykırıma yönelik soruları “adaletsiz" bulduğunu belirterek sorumluluktan kaçmayı tercih etti. Devletlerin kararlarından sorumlu tutulamayacaklarını iddia eden Puszczyńska, Gazze’deki katliamı “karmaşık bir soru” olarak nitelendirip, tüm savaşları öne sürerek jüriye yöneltilen eleştirileri haksızlık olarak niteledi.
Filistin yanıtlarının ardından Arundhati Roy festivalden çekildi
Hintli yazar Arundhati Roy, Gazze’deki soykırımla ilgili jüri üyelerinin açıklamalarını gerekçe göstererek Berlin Uluslararası Film Festivali’nden çekildiğini açıkladı.
Roy, Hindistan’da yayımlanan The Wire gazetesinde kaleme aldığı yazıda, Berlinale jürisi üyelerinin, özellikle jüri başkanı Wim Wenders’in “sanat siyasi olmamalı” yönündeki ifadelerini “akıl almaz” ve “vicdansız” olarak nitelendirdi.
“Küçük Şeylerin Tanrısı” kitabının yazarı Roy, Gazze’de yaşananları “Filistin halkına karşı İsrail devleti tarafından yürütülen bir soykırım” olarak tanımladı.
Yazar “Sanatın politik olmaması gerektiğini duymak ağzımı açık bıraktı. Bu, gerçek zamanlı olarak işlenen bir insanlık suçuyla ilgili konuşmayı susturma girişimidir” diye konuştu.
ABD ve Almanya başta olmak üzere bazı Batı hükümetlerinin İsrail'e destek vererek suça ortak olduğunu söyleyen yazar “Eğer çağımızın en büyük sanatçıları bunu söyleyemiyorsa tarih onları yargılayacaktır” vurgusu yaptı.
Roy, 12-22 Şubat tarihleri arasında düzenlenen festivale, 1989 yapımı filmi “In Which Annie Gives It Those Ones”ın Klasikler bölümünde gösterilmesi için davet edilmişti.
Yazar, jüri üyelerinin açıklamalarının ardından etkinliğe katılmama kararı aldığını duyurdu.
Almanya, ABD’nin ardından İsrail’e en fazla silah ihraç eden ülke konumunda. Berlin yönetimi, Gazze’deki soykırıma lojistik ve askeri destek sağlıyor. Ülke içinde Filistin’le dayanışan her türlü ses, devlet aygıtı ve emniyet güçleri tarafından "antisemitizm" torbasına atılarak kriminalize ediliyor. |
Yıldız isimler bahanelere sığındı
Kırmızı halının ünlü isimleri de faşizmin yükselişi ve sanatın siyasi sorumluluğu hakkındaki sorulardan kaçmayı tercih etti. Rupert Grint, aşırı sağın yükselişine karşı olduğunu söylese de "ne zaman konuşacağımı kendim seçerim" diyerek somut bir tutum almaktan kaçındı.
Benzer bir kaçış, Sunny Dancer ekibinden geldi. Gazeteci Tilo Jung'un "sanatın faşizmle mücadeledeki rolü" sorusuna yönetmen George Jaques, "en asi şey iyimser olmaktır" diyerek yanıt verirken; Neil Patrick Harris ise sanatı bir kaçış alanı olarak kurguladı. Harris, "apolitik işler yapmakla ilgilendiğini" belirterek, sanatçı sorumluluğunu "insanlarla bağ kurma" masalıyla perdeledi.
Sudanlı sinemacılara ‘göç riski’ gerekçesiyle vize vermediler: Berlinale’ye onur boykotu
Ödüllü Sudanlı sinemacılar Mohammed Alomda, Amjad Abu Alala ve Paula Thabet, yeni projeleri "Blue Card"ı sunmak üzere katılacakları festivalden, Alman Büyükelçiliği'nin vize başvurularını "göç riski" gerekçesiyle reddetmesi üzerine çekildi.

Screendaily’den Michael Rosser’ın haberine göre; daha önce festivalde jüri üyeliği dahi yapmış olan ekibe yönelik "potansiyel göçmen" muamelesini onur kırıcı bulan sinemacılar, Berlinale'nin sunduğu dijital katılım teklifini de reddederek onur boykotu başlattı.
Yapımcı Alala, bu engellerin savaş bölgelerinden gelen sanatçılara yönelik sömürgeci klişeleri pekiştirdiğini vurguladı. Nisan ayında çekimlerine başlanması planlanan Sudan-Mısır-Almanya ortak yapımı olan film, savaştan kaçan bir adamın ailesini kurtarma mücadelesini konu alıyor.
Berlinale'den eleştirilere yanıt: Sanatçılardan her siyasi soruya cevap vermeleri beklenmemeli
Festival direktörü Tricia Tuttle, sanatçıların Filistin ve soykırım hakkındaki soruları yanıtsız bırakmasına yönelik tepkilere yazılı bir açıklamayla yanıt verdi. Tuttle, sanatçıların her siyasi konuda konuşmaya zorlanmasının “adaletsiz” olduğunu savunarak, kurumsal sessizliği "ifade özgürlüğü" kılıfına uydurmaya çalıştı.
Tuttle, bu tartışmalar üzerine yayımladığı yazılı açıklamada, “Giderek artan bir şekilde, film yapımcılarından kendilerine yöneltilen her soruya cevap vermeleri bekleniyor. Cevap vermezlerse eleştiriliyorlar. Cevap verirlerse ve söylediklerini beğenmezsek eleştiriliyorlar. Başka bir şeyden bahsettiklerini düşünürken, önlerine bir mikrofon konulduğunda karmaşık düşüncelerini kısa bir ses kaydına sığdıramazlarsa eleştiriliyorlar” ifadelerini kullandı.
Festivale katılan sinemacılardan hiçbirinin dünyada olup bitenlere kayıtsız kaldığına inanmadıklarını belirten Tuttle şu görüşleri paylaştı:
Sanatçılar, ifade özgürlüğü haklarını diledikleri şekilde kullanmakta özgürdürler. Sanatçılardan, kontrol edemedikleri bir festivalin geçmiş veya mevcut uygulamaları hakkındaki tartışmalarda yorum yapmaları beklenmemeli. Ayrıca, istemedikleri sürece, kendilerine yöneltilen her siyasi konuda konuşmaları da beklenmemeli.”
Sorular engellendi: Yalnızca iki soru alınmaya başlandı
Söz konusu tartışmaların odağındaki soruları soran gazeteci Jung, sanatçılara Filistin hakkında sorular yönelttiği söyleşilerin ardından düzenlenen son oturumlarda, önceki günlerin aksine gazetecilerden yalnızca iki soru alındığını, devamında ise moderatörün kendi sorularını yönelttiğini açıkladı. Gazetecilerin soru sormalarına getirilen bu sınırlamayı eleştiren Jung, basın özgürlüğü çağrısında bulundu.
İlker Çatak: Sanatçılara baskı Türkiye'ye özgü değil, Jimmy Kimmel'a bakın
İlker Çatak, Türkiye’deki siyasi baskılar nedeniyle işini kaybeden bir sanatçı çiftin hikâyesini anlatan Yellow Letters (Sarı Zarflar) filmiyle festivale katıldı. Sanatçıların ideallerini satmakla yüz yüze bırakılmasını “evlilik hikâyesi için bir arka plan” olarak kurgulayan Çatak, “Neredeyse herkes ideallerini satmakla yüz yüze bırakılıyor. Bunun bir evlilik hikayesi için güçlü bir arka plan olduğunu düşündük” dedi.
Filmde Derya karakterinin geçimini sağlamak için bir televizyon dizisinde çalışmayı kabul etmesi, Türkiye’deki televizyon sektörüne yönelik bir eleştiri olarak yorumlanıyor. Ancak Çatak, bunun yalnızca Türkiye’ye özgü bir durum olmadığını savundu.
“ABD’de de var. Jimmy Kimmel’a bakın” diyen yönetmen, büyük medya şirketlerinin siyasi iktidarlarla kurduğu ilişkilere dikkat çekti. Çatak, sanatçıların çalıştıkları kurumların kimlerle bağlantılı olduğunu sorgulaması gerektiğini vurgulayarak, “Kiminle aynı yatağa giriyorum? Bu kurum kime bağlı?” sorularının giderek daha yüksek sesle sorulması gerektiğini söyledi.

Sarı Zarflar'ın Türkiye'de çekilemeyeceği yorumlarına itiraz
Sarı Zarflar filmiyle Gümüş Ayı’ya aday gösterilen Özgü Namal, Türkiye’deki siyasi baskı ortamını konu alan filmin neden Almanya’da çekildiğine dair sorulara yanıt verdi. Hikâyenin Türkiye’de çekilemeyeceği yönündeki yorumlara itiraz eden Namal, yurtdışı çekimlerini bir “zorunluluk” değil, “tercih” olarak nitelendirdi. Çekimlerin Berlin ve Hamburg’da yapılmasını “mekanın enerjisi” ve “prodüksiyon kolaylığı” ile açıklayan oyuncu, şunları söyledi:
“Bu Türkiye’de çekilemeyen bir film değil, burada çekilmesi tercih edilmiş bir iş. Prodüksiyon olarak kolaylıkları mutlaktır ama bu demek değildir ki yapılamayan bir şeyden söz ediyoruz.”
Oyuncu, performansına ilişkin bölümde ise mekân değişiminin oyunculuğunu etkilemeyeceğini ifade etti:
“Performansta bir şey değişeceğini zannetmiyorum. Ama İlker’in Almanya’ya, buradaki enerjiye hâkim olması kameranın önüne yansımıştır. Bizim de Türk enerjisini getirmiş olmamız, katmanların birleşmesi… Bence ortaya çıkan sinerji ve güzellik biraz da bundan.”
Emin Alper’den ‘Gazze soykırımı’ çıkışı
Festivalde Altın Ayı için yarışan filmi Kurtuluş’un galasında konuşan yönetmen ve senarist Emin Alper, Gazze’de yaşananları hatırlattı.
Yönetmen Alper, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
“Bu film, bir toplumun nasıl korkunç suçlar işleyebileceğini anlatıyor. İnsanlık tarihi bu tür hikâyelerle doludur ve ne yazık ki günümüzde de öyle. Bugün, İsrail'in Gazze'de gerçekleştirdiği soykırıma şahit oluyoruz.”

Berlin Film Festivali’nin kökeni: Doğumu emperyalizmin elindendi
Temelleri antikomünizmle atılan festival, bugün de benzer bir ideolojik barikat görevi görüyor.
Uluslararası Berlin Film Festivali (Berlinale), 1951 yılında ABD işgali altındaki Batı Berlin’de sanatsal bir kaygıdan ziyade Batı’nın sosyalist bloğa karşı ördüğü antikomünist duvarın bir parçası olarak doğdu. Festival, sinemayı bir "yumuşak güç" silahı olarak kurgulayan emperyalist merkezin ideolojik kuşatma stratejisinin en somut tarihsel kanıtı niteliği taşıyor. Kuruluşun arkasındaki irade, Amerikalı "film subayı" Oscar Martay ile Goebbels’in film şirketlerinde görev yapan eski Nazi sanat tarihçisi Alfred Bauer’in karanlık işbirliğine dayanıyor.
Bu isimler, Alman Demokratik Cumhuriyeti’nde (ADC) hazırlıkları süren halkçı ve demokratik film festivallerinin önünü kesmeyi ve sosyalist kültürün emekçiler üzerindeki etkisini kırmayı hedefliyordu.
Amerikalı subay Martay, Berlin hattına kurdurduğu "sınır sinemaları" üzerinden bilet fiyatlarını altıda birine düşürerek Doğu Berlinli işçileri Amerikan propaganda filmleriyle etkilemeye çalıştı. CIA destekli operasyonlar, Batılı aydınları Amerikan davasına kazanma savaşının bir ön cephesi olarak bu festivali bizzat tasarladı ve finanse etti. 1974 yılında sosyalist ülke filmlerine kapıların açılması bir özgürlük adımı değil, komünizmi "yakınlaşarak çökertme" amacını güden taktiksel bir manevra olarak kayıtlara geçti.
Bugün Berlinale, sanatın özgürleştiği bir alan olmanın aksine Constantin Film ve Tele München Gruppe gibi beş büyük dev holdingin denetlediği bir pazar meydanı olarak nitelenebilir. Yıllık milyarlarca dolarlık hasılat üreten bu devasa sinema endüstrisi, sermaye düzeninin tüketim çarklarını döndüren bir sanayi merkezi gibi çalışıyor.
Sonuç olarak Berlinale, dün sosyalizme karşı kurulan bir barikat olma görevini bugün emperyalist ideolojinin kültürel tahakküm alanını genişleterek sürdürüyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.