Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

6 Şubat’tan 1000 gün sonra: Bin parça

Depremin üzerinden geçen bin gün, Hatay’da yaraları değil, rantın gölgesini büyüttü; halk hâlâ saat 05.00’te uyanıyor, patronların şantiyeleri ise hiç durmuyor.

Fotoğraflar: Özkan Öztaş

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 01.11.2025 , 12:23 Güncelleme Tarihi: 01.11.2025 , 12:41

“Mıknatıslı bir anten gibi tek tek
Gökyüzüne açılmış kirpiklerim
Dilimde yanık yıldızların tadı
Ayakta ne uyku ne durak bütün
Bir gece deprem bekledim
Olmadık saatleri yokladım
Hiç biri yerinden kımıldamadı”*

Tam bin gün oldu. Dile kolay söylemesi. 6 Şubat’ın üzerinden, geçen geçmeyen, biten bitmeyen tam 1000 gün geride kaldı.

Gazeteci Mustafa Dilek, “Onca zaman geçti, hâlâ saat 5’e doğru uyanıyorum. Sadece ben de değil üstelik. Neredeyse tüm şehir aynı durumda” diyor.

Depremin ilk anlarında yaşadıkları panik, telaş, korku ve öfke, şimdilerde yerini çaresizliğin verdiği bir sabra terk etmiş. İyi ya da yeni olan ne varsa insanı biraz daha uzaklaştırıyor geçmiş öykülerden.

“İlk günler zaten mesleğimizi unuttuk” diye anlatıyor Mustafa Dilek. Arama kurtarma çalışmalarına destek olmuş, yemek dağıtımına da. “Bir arabanın arkasında kazan kazan yemekle mahalleleri gezdim. O an aklıma haber yapmak hiç gelmedi. Bir kişiye daha bir sıcak çorba ulaştırabilir miyim diye uğraştım” diyor.

Benim etrafımda tanıdığım kim varsa sabah dört buçukta uyanıyor. Depremin ilk günlerinde, aslında yaşadıklarımızın ve onun bizde bıraktığı etkinin farkında değildik. Ama şimdi bakınca kalıcı ya da geçici bir sürü hasarı gözlemliyorum kendimde ve çevremde.

Bir cep telefonu, azıcık şarj, haber mesaisi

Mustafa Dilek ilk 45 günden sonra, mesleği için elde olan tek şeyle, bir telefonla, haber yapmaya başlamış: “Ofisim depremde yıkıldı. Tüm ekipmanlarım enkaz altında kaldı. Geriye kalan tek şey telefonumdu. Malum, ilk 15 gün telefonları şarj edecek bir ortam dahi yoktu.”

Depremden 20-25 gün sonra fotoğraflar çektim. Ama her biri arşiv niteliğinde. Hiç bunları alıp haber yapmak aklıma gelmedi o zamanlar. Şimdi düşünüyorum mesela. Depremden sonra ilk sosyal medya paylaşımımı 6 Şubat’tan 65 gün sonra yapmışım.

Depremden sonra şehrin her yerinde bitiveren şantiyelerin ortasında devam eden bir hayat var Hatay'da. Refik Amca da bu telaşın ortasında emekliliğine ek gelir yaratmaya çalışıyor. İşçilerin kaldığı konteynerlerde domates satıyor. "İşçiler belki menemen falan yaparlar" diyor beklerken.

'Kendimi belediye çalışanı olarak buldum'

Gazeteci Mustafa Dilek kendini evden dışarı attığında sadece terliklerini alabildiğini fark ediyor. "Sokakta çöp kenarında bir tek ayakkabı buldum, başka bir ayakkabının tekini de giyip 20 gün gezdim sokaklarda" diyor. 

Nereden aldım, nereden buldum hatırlamıyorum. Zaten giyebileceğim hiçbir şey yoktu. Bir ‘Hatay Büyükşehir Belediyesi’ yeleği bulmuştum. Üşümemek için onu geçirdim üzerime. Üzerimde yeleği gören bir şeyler sordu. Beni belediye çalışanı sanmışlardı. Hem depremzedeler hem de şehre dışarıdan gelen gönüllüler. Ben de ekiplerle birlikte gelen yardımların insanlara ulaştırılmasında görev aldım. Evet, ilk günler aklıma gazetecilik gelmedi ama kendimi belediye çalışanı olarak bulmuştum.

Birazcık nefes alınca mesleği olan gazetecilik geliyor akla. Tam da çadır kentler, konteyner kentler, rezerv alan tartışmaları, kamulaştırma gündemleri derken enkazın ortasında koca bir telaş sarıyor Mustafa Dilek’i.

Herkesin yavaş yavaş deprem alanını terk edip, depremzedeleri yaşadıkları acıyla baş başa bıraktıkları dönemde...

Gazeteci Mustafa Dilek

Böbürlenme padişahım, senden büyük patron var!

Depremden 1000 gün sonra Hatay’a girdiğinizde sizi bir şantiye cehennemi karşılıyor. Bir yandan zemin çalışması yapan araçlar ve onların ritmik çıkardığı “tak tak tak tak” sesleri. Diğer yandan hafriyat kamyonlarının gürültüsü. 

Genzinizde kalan egzoz dumanıyla beraber ortam bir savaş alanına benziyor. Makineli tüfeklerin yerini iş makineleri, tankların yerini kamyonlar ve barut kokusunun yerini çimentonun aldığı karanlık bir dünya burası.

Evet, depremzedelerin acelesi var. Hâlâ sayısı 650 bin civarında olduğu tahmin edilen depremzede, konteyner ya da benzeri geçici konaklama merkezinde kalıyor.

Ve bugün depremden etkilenen şehirlere, özellikle de yıkımın en büyük olduğu yerlerin başında gelen Hatay’a adım attığınızda şehrin “süper valisi” olarak, müteahhitler ve inşaat patronları karşılıyor sizleri.

Yasalar ve yasaklar bir tek onları ilgilendirmiyor.

Ne tonaj, ne sürat ne de yapı denetim. Her şeyin üstünde patronlar var.

Evet, depremzedelerin başını sokacakları bir ev için aceleleri var. Ama depremzedeler bir kenara, patronların alacaklarını tahsil etmek için verdikleri uğraşın hızına hiçbir şey yetişemiyor.

Mustafa Dilek, “Hatay ranta kurban gitti” diye anlatıyor bu durumu.

Bugün Hatay’da ihtiyacın ötesinde taş ocağı var. Üstelik taş ocakları için "ÇED raporu gerekli değildir" kararıyla birlikte patronlara altın tepside sunuldu her biri.

Çıkarılan rezerv alan yasasından sonra, proje bütünlüğüne uyum göstermesi için, sağlam, depremde zarar görmemiş binaları dahi yıktılar. Bir yandan şantiyeler diğer yandan rüzgâr türbinleri ve maden arayışları. Bunca enkazın ve yıkımın arasında ne ara aklınıza geldi bunlar diye sorarlar adama. Tüm bunlar olurken zeytinlik alanlara el konuldu.

Mustafa Dilek bunları anlatırken bir detaya daha dikkat çekiyor. O da bu rantın etrafında herkesin olduğu. Mustafa Dilek bunu şöyle anlatıyor:

Bu rant sadece iktidar ve onun atadığı bürokratlar tarafından yürütülmüyor. Bu ranttan ciddi manada faydalanan bir muhalefet de var. Bugün çok merak eden varsa araştırsın. Hatay CHP milletvekilleri, depremden önceki vekiller, il başkanları, ilçe başkanları bugün ne yapıyor? Depremden sonra hangi iş kollarına girmişler? Kimlerle ortak olmuşlar? Nereleri ranta açmışlar? Bunlara bakan biri tabloyu gayet net görür.

Hâl böyle olunca kimse de bu ranta karşı çıkmıyor. Yani muhalefet kurtla beraber avlayıp, kuzuyla birlikte ağlayarak yoluna devam ediyor Hatay’da.

Şehrin her yerinde biten kule vinçler şantiyelerin iktidarını anlatıyor. Yollar delik deşik, Asi Nehri çamur içinde. 

Depremi anarken bile yan yana gelmeyenler rantta buluştular

Mustafa Dilek bir şeye daha dikkat çekiyor.

O da rant söz konusu olunca bir araya gelen siyasiler:

6 Şubat anmalarına bakın. Orada bir araya gelmeyen siyasiler söz konusu rant olunca nasıl da kol kola giriyorlar. Mesela son yapılan 6 Şubat anmasında, AKP ve MHP’li isimler Atatürk Caddesi’nde bir araya gelirken CHP Uğur Mumcu Meydanı’nda yaptı. İşte burada bile yan yana gelemeyen unsurlar konu rant olunca birlik beraberlik mesajı veriyor. E bunu halk görmüyor mu sanıyorlar? Bu halkta bir rahatsızlık yaratmıyor mu sanıyorlar?

Üstelik bu durum iktidar cephesinden de teyit ediliyor. Murat Kurum’un her seferinde “sizin yerel belediyeleriniz ve temsilcileriniz bizimle uyumlu çalışırken neden genel merkeziniz bizimle kavga ediyor” diye sorarken biraz da buraya işaret ediyor.

27 milyonluk cezayı tek kalemde sildiler

Mustafa Dilek, aynı zamanda patronlara tüm hukuki şartların ve kuralların patronları nasıl es geçtiğine dikkat çekiyor:

Belediyenin adını vermeyeceğim. Ama bir belediyenin bir taş ocağına kestiği 27 milyon tutarında ceza Ankara’daki bürokratlar tarafından silindi. Şimdi sorsak yalanlayacaklar. Ama biliyoruz. Biliyorlar. O yüzden de iddia düzeyinde ifade etmek zorunda kalıyoruz bunları.

Evet, inşaat patronları ne söz dinliyor ne de kural tanıyor. Tek bir telefonla cezalar iptal ediliyor, borçlar siliniyor. Hâl böyle olunca da yaşanan her türlü probleme karşı halk sessiz kalıyor. Ne de olsa padişahtan büyük patron var!

Hatay’da her şeyin belirleyeni depremzedelerin ihtiyaçları ya da talepleri değil, rant beklentileri. 40 saate varan elektrik kesintileri olağanlaşırken bir okula 6 gün elektrik verilmemesi gündem dahi olmuyor artık.

"Peki neden kaynaklanıyor?" diye sorulunca “inşaat firmaları kazı yaparken hatlar kesildi” yanıtı çıkıyor ortaya. İnşaatlara ceza kesilmiyor mu sorusunu sormaya lüzum dahi yok. Artık hikâyeyi biliyoruz.

Patronlar aldıkları ihaleyi bir başka taşerona, o taşeron da bir başka taşerona işi peşkeş çekerken arada inşaatı hiç görmeden para kazanan patronlar türüyor. Mustafa Dilek şöyle anlatıyor:

Yedi milyona işi alan bir firma onu 5 milyona bir başka firmaya veriyor. O firma da 3,5 milyona bir başka firmaya veriyor. Bu iş dördüncü firmaya kadar uzuyor kimi örneklerde. Arada kaybolan para nereden çıkıyor? İşte o yapım hataları ya da ince işçiliklerde yaşanan sorunların kaynağı bu. Eksik olan şey ne? Denetim!

Mustafa Dilek’in anlattıkları, patronların diledikleri gibi at koşturabildikleri bir tabloyu tarif ediyor. Rezerv alanlarda yeni yapılan evlere yerleşen depremzedeler bugün altına imza attıkları borç kâğıtlarının hâlâ ne kadar olduğunu ve ne kadar sürede ödeyeceklerini bilmiyor.


*Atilla İlhan, Deprem Bekçisi

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.