Sayfa yolu
57. yılında Paşabahçe grevini hatırlamak
soL'a güvenin, algoritmaya müdahale edin. Tek tıkla soL Haber'i Google'da tercih edilen kaynağınız olarak belirleyin.
Haber Merkezi
Yayın Tarihi: 31.01.2023 , 15:14 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Paşabahçe, dönemin yeni sendikal yasalarının uygulanmasına ilişkin tartışmalar neticesinde doğmuş, işkolunda bir toplu iş sözleşmesi varken aynı zamanda işyeri özelinde toplu iş sözleşmesi yapılıp yapılamayacağının tartışılmasına vesile olmuş ve nihayet Yargıtay’ın verdiği karar ile işyeri özelinde toplu sözleşme yapılmasına imkan verilmesine yol açmıştır.
Kristal-İş sendikasının işvereni toplu sözleşmeye çağırması ve Şişecam yönetiminin toplu sözleşme görüşmelerine yanaşmaması nedeniyle grev kararı alınır. Paşabahçe grevi bulunduğu semtin bir işçi semti olmasının da etkisiyle fabrika etrafındaki mahallelere de sıçrayarak tabir yerindeyse bir “semt grevi”ne dönüşmüş ve fabrika çevresinde yaşayanlarca da sahiplenilmiştir.
31 Ocak 1966’da başlayan grevin 80. Gününde grevci işçiler İstanbul halkına aşağıda sunduğumuz bildiri ile seslenirler:
“Sayın İstanbul Halkına,
Biz işçiyiz. Paşabahçe’de bir fabrika Şişe ve Cam yapar, orada çalışırız. Beyoğlu’nda süslü bir mağazası var. Tabaklar, bardaklar görürsünüz de iftihar edersiniz. İşte onları yaparız biz. 1800 derece hararetin altında çalışırız. En eskimiz 30 seneyi dolduranımız. Vergiler dahil saatte 150 kuruş, günde 12 TL alır. Saatte 55 kuruş, 80 kuruş, 90 kuruş, alanımız vardır. Vasatisi 125 kuruştur.
Hepimiz 2.500 kişiyiz. Ailelerimizle 10.000. Toplu Sözleşme Kanunu çıktı dediler. Biz de hak isteyebilecekmişiz. 3 sene evvel sözleşme yapıldı. Bize bir şey veren olmadı. Biz de 3 sene bekledik şimdi verin dedik. Bizim İşverenimiz Şahap Kocatopçu imiş. Büyük adammış, zengin adammış. Ama sözleşme yapmak istemiyor. Hakkınız yok diyor.Mahkemeye gittik. Yargıtay’a gittik hakkınız var dediler. Ama adam olmaz diyor.
Bizde greve başladık. Fabrika Devletin malı, zararı Devlete biniyor. Kocatopçu tıkır tıkır maaşını alıyor, zarar ettiği yok. Bize hak vermemek için neler yapmadı ki. En son haberimiz olmadan protokol imzalattı. Netice gene bize bir şey vermedi. Üstümüze tabancalı adamlar geldi. İki arkadaşımız hastanede. Fabrika kapısına ekmek astılar, pencereden tulumba tatlısı gösterdiler, arkadaşlarımız hapishanede yattı.
Bugün 80 günü geçti gene de hakkımızı istiyoruz. Dağlarda ebegümeci topluyoruz, labada topluyor, balık olursa oltayı alıp koşuyoruz. Evde fazla eşya vardı kilim, mintan, iskemle gibi. Onları da satıyoruz. Ölüm Allah'ın emri ama bu adam bizimle masaya oturmalı, mahkeme kararma Yargıtay kararına uymalı. Bu adamın hem Devlete milyonlar zarar vermeye, hem de bizleri süründürmeye ne hakkı vardır. Halbuki Fabrikanın bir günlük zararını, bize zam diye verse mesele hallolur.
Sayın Hemşehrilerimiz,
Bu adama dur diyen yok. Gazeteler çok yazdılar, çizdiler, her şeyi biliyorsunuz. Sendikamız Karaköy’deki Ziraat Bankasının İstanbul Şubesinde (28653) No.lu hesap açtı. Emekten yana olanlar, haktan yana olanlar, emeği ile, alın teriyle çalışanlar maddi ve manevi yardıma koşuyorlar, hesaba bir kuruş da olsa para yatırıyorlar.
Biz Cemiyette yalnız kalmadığımızı anladık. Sen de hemşerim, sen de sesini yükselt, yapılan işlerin, haksızlığın hesabını sor. Biz haksızsak yüzümüze vur ama susma. Bir hemşeri olarak yapabileceğin şeyler vardır. Hakem ol, haklıyı haksızı ayır, sonra bu fakir işçiye, bu fakir devlete fazla zarar verilmesine mani ol.
Millet isterse, her şeyi yapar, her meseleyi halleder. Hoşça kalın hemşerilerimiz, birimizin derdi hepimizindir. 1966 yılında bunu anlamayanlar başlarına gelince üzülmesinler.
Halen Grev'de bulunan İŞÇİLER”
Kaynak: Zafer Aydın – Aziz Çelik, Paşabahçe 1966 Gelenek Yaratan Grev, TÜSTAV Yayınları, 2006
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.