Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

2026 emekli için 'yoksullukta ısrar' yılı: Zam var, geçim yok

Yüzde 12-18’lik zamlarla 2026 yılına açlık sınırının altında giren emekliler tepkili. Artık dinlenmenin hayal olduğunu söyleyen emekliler için tek seçenek ileri yaşta ikinci bir işte çalışmak.

Fotoğraf: Erdal Kınacı

Özkan Öztaş

Yayın Tarihi: 06.01.2026 , 21:10

Yeni yılla birlikte emekli aylıklarına yapılacak zam da belli oldu. Eğer AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan inisiyatif kullanmazsa 2026'da işçi emeklisine yüzde 12, kamu emeklisine yüzde 18 zam yapılacak.

Bu zam oranları, zaten açlık sınırının altında hayatta kalmaya çalışan milyonlarca emekliyi kara kara ne yapacaklarını düşünür hale getirdi. 2026 yılının kendileri için daha da zor geçeceğini belirten emekliler, artık dinlenmenin bir hayal olduğunu ve hayatta kalmak için çalışmaktan başka çarelerinin kalmadığını anlatıyor.

Emekliler, yüksek enflasyon ve barınma maliyetleri karşısında açıklanan bu rakamların bir iyileştirme değil, yoksullukta ısrar olduğunun altını çiziyor. Özellikle gıda enflasyonunun durdurulamadığı bir dönemde, emekli aylıkları temel ihtiyaçları bile karşılamaktan uzak bir noktaya geriledi. 

soL'a konuşan emekliler, bu tablonun kendilerini sadece ekonomik olarak değil, psikolojik ve sosyal olarak da bir köşeye ittiğini, hayatta kalabilmek için ileri yaşlarına rağmen en ağır koşullarda çalışmak zorunda bırakıldıklarını vurguladı.

'Emekli kelimesi artık kötü bir şey'

Ankara’da yaşayan kamu emeklisi Berfin Demir, emeklilik kavramının yıllar içinde geçirdiği dönüşümü buruk bir şekilde anlatıyor. Kamu sektöründe çalıştığı yıllarda emekliliğin bir ödül ve dinlenme dönemi olarak görüldüğünü hatırlatan Demir, "Gençken daireden biri emekli olduğunda pastalar kesilir, kutlamalar yapılırdı. Hepimiz o günlerin gelmesini, sabahın köründe işe gitmek yerine biraz dinlenebilmeyi hayal ederdik" diyor.

Ancak bugün tablonun tamamen değiştiğini vurgulayan Demir, emekliliğin artık bir tür "gözden çıkarılma" hali olduğunu söylüyor. Türkiye’de emekli olmanın adeta sokağa atılmakla eşdeğer hale geldiğini ifade eden Demir, "Emekli kelimesi artık kötü, sevimsiz bir şey haline geldi. Eskiden de geçim sıkıntısı vardı ama emekliler hiç bu kadar toplumsal hayatın dışına itilmemiş, hiç bu kadar yük gibi görülmemişti" ifadelerini kullanıyor.

Ben miyim devletin sırtında yük?

İşçi emeklisi Orhan Yenisoy ise zam oranlarındaki adaletsizliğe dikkat çekiyor. Zam oranlarını sorduğumuzda, "Ben yüzde 18 almıyorum, işçi emeklisine yüzde 12 reva görüldü" diyerek sözlerine başlıyor. Emekli olduktan sonra geçinebilmek için bir çimento firmasında tekrar çalışmaya başlayan Yenisoy, emeklilerin devletin sırtında yük olarak nitelenmesine sert tepki gösteriyor.

Tüm gençliği boyunca prim ödediğini belirten Yenisoy, "40 yıl boyunca bu devlet için alın teri döktüm. Şimdi emekli olunca ‘erken ölse de yük olmasa’ gözüyle bakıyorlar. Çalışırken daha iyi bir yaşam hayali kurardık, şimdi en temel ihtiyaçlarımıza ulaşamıyoruz. 57 yaşındayım, bir ülkede ayakkabı almak lüks olur mu? Ayakkabı yahu!" diyerek yaşanılan darboğazı özetliyor. Yenisoy, atadan kalma bir evi olduğu için kendini "şanslı" saydığını, kira ödemek zorunda kalsaydı şartların nasıl olacağını düşünmek dahi istemediğini sözlerine ekliyor.

Sahi emekliler nerede?

Emeklilerin sosyal hayattan nasıl silindiğini anlatan Berfin Demir, yüksek maliyetler nedeniyle emeklilerin evlere hapsolduğunu belirtiyor. Aylığın tamamının kiraya gittiğini, çocuklarının yardımıyla geçinebildiğini söyleyen Demir, "Evet, insanın zoruna gidiyor. Eskiden ben onlara harçlık verirdim, şimdi onların eline bakıyorum" diyor.

Hayat pahalılığının emeklileri dışarı çıkamaz hale getirdiğini ifade eden Demir ve Yenisoy, sosyal yaşamın lüks haline geldiğine dikkat çekiyor. Bir bardak çayın 40-50, bir kahvenin 150 lira olduğu bir koşullarda, emeklilerin eve ekmek götürebilmek için sosyalleşmekten vazgeçtiğini vurguluyorlar. Kış aylarının gelmesiyle birlikte emekliler ya belediye lokallerine sığınıyor ya da evlerinde dört duvar arasında günü tamamlıyor.

'İkinci işte çalışmayan emekli görmedim'

İkinci bir işte çalışmanın artık bir seçenek değil zorunluluk olduğunu belirten Yenisoy ve Demir, hizmet sektörünün neredeyse tamamen emekli gücüyle devindiğini söylüyor. Taksi duraklarında, depolarda, güvenlik kulübelerinde ve bulaşıkhanelerde hep emeklilerin olduğunu ifade eden Orhan Yenisoy, "İkinci işte çalışmayan emekli görmedim ben" diyor.

Çocuklarının desteğiyle ayakta durmaya çalışan Berfin Demir ise "Eğer o destek de olmasa yapacak bir şey yok. Eşimi yıllar önce kaybettim, maaşım fatura ve kiraya gidince mutfağa bir şey kalmıyor" diyerek durumu özetliyor.

Emeklilerin sığındığı oteller de zamlardan nasibini alacak mı?

Geçtiğimiz günlerde Gazete Oksijen’de yayımlanan Mine Şenocaklı imzalı haber, emeklilerin sığındığı otelleri gündeme getirmiş ve büyük yankı uyandırmıştı. soL, Ankara Ulus’un arka sokaklarında bulunan ve adeta birer sığınağa dönüşen o otellere yeni yılda emeklilerin kaldığı odalara zam yapıp yapmayacaklarını sordu.

Bir resepsiyon görevlisi bu sorumuza acı bir gülümsemeyle yanıt verdi: "Zaten 800 lira bir oda. Biz emekliye işte 300-350 liraya veriyoruz. Ne zam aldılar ki bize versinler? Biz zam yapmayacağız."

Bu otellerin fiyatları ne kadar süre bu seviyede tutabileceği bilinmiyor. Zam yapıp yapmayacaklarını, daha ne kadar bu fiyatlarla devam edeceklerini zaman gösterecek. Ama tüm veriler emeklilerin gideceği bir yeri olmadığı gerçeğini değiştirmeyecek.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.