Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

17 Ağustos'un üzerinden 27 yıl geçti: Türkiye hâlâ başka bir depreme hazır değil

17 Ağustos'tan bu yana birçok yıkıcı deprem yaşanmasına rağmen Türkiye hâlâ olası bir büyük afete hazırlıksız. soL'a konuşan uzmanlar, kentsel dönüşümün rant odaklı yürütüldüğünü, halka ait alanların sermayeye peşkeş çekildiğini ve binaların güçlendirilmesi yönünde yeterli adım atılmadığını vurguluyor.

Fotoğraflar: Anadolu Ajansı

Emre Alım

Yayın Tarihi: 17.08.2026 , 16:19 Güncelleme Tarihi: 17.08.2026 , 17:15

17 Ağustos Marmara Depremi'nin üzerinden tam 27 yıl geçti.

En az 17 bin 480 kişi hayatını kaybetti, 23 bin 781 kişi yaralandı, 285 bin ev ve 42 bin işyeri hasar gördü.

Peki o günden sonra ne oldu?

Depremin ardından birçok araştırma komisyonu kurulurken Meclis’te de yeni yasalar hazırlandı. Uzman isimler binaların elden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Ama yetkililerin tek yaptığı cüzi yardımlarla günü kurtarmak ve depremi bahane ederek başlatılan kentsel dönüşüm çalışmalarıyla kent alanlarını rant alanlarına dönüştürmek oldu.

Yaklaşık 200 bin kişinin evsiz kaldığı, depremden 16 milyona yakın kişi değişik düzeylerde etkilendi. 

Bir arpa boyu yol alınmamışken yıkımlara yenileri eklendi. 2002’de Afyon, 2003’de Bingöl, 2010’da Elazığ, 2011’de Van ve 2023’te Maraş…

Türkiye hâlâ başka bir depreme hazır değil.

Bugünden atılması gereken adımları, bir kez daha düşülmemesi gereken tuzakları uzmanlarına sorduk.

‘Tek hedefleri inşaat sektörünü beslemek’

soL’a konuşan TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi ve akademisyen Prof. Dr. Pelin Pınar Giritlioğlu, deprem bahanesiyle yapılan düzenlemelerin hiçbirinin depremle mücadeleyi öncelemediğini vurguluyor.

“17 Ağustos’tan bugüne hangi dersleri çıkarmalıyız” diye sorduğumuz Giritlioğlu, "Ders çıkarmadığımız çok açık" diyerek başlıyor sözlerine.

Atılan tüm adımların inşaat sektörünü beslemek dışında bir hedefi olmadığını belirten Giritlioğlu, konuşulan ve konuşulması gereken başlıkların içinin nasıl boşaltıldığını şu sözlerle özetliyor:

“Kamusal alanlarımız sermayeye peşkeş çekildi. Afet toplanma alanları yok edildi. Çünkü yasal bir altyapısı yoktu. Geçici barınma alanlarını zaten hiç konuşmuyoruz. Rezerv alan kavramı çıktı. Tamamen bu sistemi desteklemek için keyfi olarak kullanıldı. Aslında bugün için kupon arazi anlamına geliyor.”

17 Ağustos 1999 saat 03.02'de 7,4 büyüklüğünde meydana gelen deprem 45 saniye sürdü. 

‘Sosyal değil, satılık konut’

İktidarın gözde projelerinden biri de “sosyal konutlar”. Bu konutların hem depreme dayanıklı olduğu hem emlak fiyatlarını aşağı çekeceği savunuluyor. Kanal İstanbul güzergahındaki “sosyal konut” projelerini örnek gösteren Giritlioğlu ise önemli bir riske işaret ediyor:

"Bunlar sosyal konut değil. Türkiye'de sosyal konut uygulaması neredeyse hiç yok. Bunlar satılık konutlar. Bir su havzasında bırak sosyal konutu, ne bir hastane, ne bir okul, hiçbir şey yapılamaz."

‘Kentleri daha kırılgan hale getiriyoruz’

Planlama ilkelerinin yok sayıldığı, afet tahliye yollarının binalarla kapatıldığı ve toprak geçirgenliğinin betonlaşma ile yok edildiği bir kentleşme modelinin, deprem dışındaki diğer afetlerin etkisini de artırdığını belirten Giritlioğlu, "Yolları genişletmeden aynı yol kapasitesi üzerine daha yüksek katlı yapılar yaparak, kamusal açık alanları sermayeye verip ortadan kaldırarak depremlere karşı giderek daha kırılgan ve hazırlıksız kentler inşa ediyoruz" ifadelerini kullanıyor.

Depremde İstanbul'da 454 kişi yaşamını yitirirken Yalova, Düzce ve Gölcük'ten kentteki hastanelere getirilen yaralılardan hayatını kaybedenlerle bu sayı 981'e çıktı.

Çözüm: Bilimsel planlama

Giritlioğlu, deprem gerçeği ile yaşayan bir ülke için yapılması gerekenleri ise rant odaklı olmayan, bütüncül ve bilimsel bir planlama anlayışına geçiş olarak özetliyor.

Yerel yönetimlerin yetkilerinin kısıtlandığı mevcut modelin iflas ettiğini savunan Giritlioğlu, "Gerçekten de deprem odaklı bir planlama anlayışını hayata geçirmeli. Direnç odaklı bir planlama kavramını gündemine almalı. Son yıllarda yerelin yetkileri çok kısıtlandı. Bu yetkilerin tekrar yerele verilmesinin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü depremle ve afetlerle mücadele yerelden başlar" diyor.

Denetim mekanizmalarının kağıt üzerinde kalan bürokratik bir işlemden öteye geçmesi gerektiğini belirten Giritlioğlu, yapı denetiminin inşaat bittiğinde sona eren bir süreç değil, sürekliliği olan ve etik ilkelere dayanan bir model olarak yeniden kurgulanması gerektiğini ekliyor.

Kapıdaki tehlikeyi unutmamalı

Kent ölçeğinde yapılacaklar kadar bina ölçeğinde yapılacakların listesi de bir hayli uzun.

soL’a konuşan deprem yüksek mühendisi Dr. Bahadır Şadan, 17 Ağustos’tan bugüne yaşanan depremlerin önemli dersler barındırdığına işaret ediyor.

Depremlerin, yıkıcı etkilerine rağmen gündemden hızla düştüğünü belirten Şadan, 6 Şubat’ın ardından yaşananları şu sözlerle hatırlatıyor:

“2023 depreminin üzerinden 3 sene geçti. Halkımız yine yavaş yavaş unutmaya başladı. Dünyada birçok yerde büyük depremler oluyor. Marmara’da yıllardır beklenen bir deprem var. Ama bunun bir yansıması var mı derseniz, yok. Depremden hemen sonra çok hızlı bir şekilde reaksiyon verilmişti. Herkes çok acil olarak binalarının durumunu görmek istemişti. Fakat çok bir şey yapıldığını söyleyemem.”

İstanbul’da özellikle Avcılar, Küçükçekmece ve Bağcılar gibi bölgelerde yaşanan ağır yıkımlar, fay hattından öte yapı niteliği, zemin yapısı ve kentsel planlamanın hayati önemini ortaya koydu.

Bina güçlendirmenin öneminin 2023 depremleriyle bir kez daha görüldüğünü belirten Şadan, Hatay’da gerçekleştirilen akademik çalışmaların güçlendirmenin hayat kurtardığını somut bir şekilde ortaya koyduğunu vurguluyor.

Hiç güçlendirme yapılmamış binaların yıkıldığını, kısmi güçlendirme yapılanların ise ciddi hasar alsa dahi ayakta kaldığını belirten Şadan, "Güçlendirme hayat kurtarıyor. Bir depremden sonra belki o binalar tekrardan kullanılamayacak hale gelecekler ama özellikle insanların binalarını boşaltmadan, dairelerinden uzaklaşmadan güçlendirme yapmanın mevzuatı iyileştirilebilir. En azından olası bir deprem anında yıkımların ve can kayıplarının önüne geçebileceğimizi düşünüyorum" ifadelerini kullanıyor.


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.