Sayfa yolu
15-16 Haziran'ın 53. yılı: 'Esas meselemiz işçi sınıfının yeniden bir toplumsal aktör haline getirilmesi'
Yayın Tarihi: 15.06.2023 , 07:00 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:11
Bugün Türkiye'deki sınıf mücadelesi tarihinin en önemli dönemeçlerinden 15-16 Haziran'ın yıldönümü. 53 yıl geçmesine rağmen işçi sınıfının büyük direnişi hâlâ hatırlanmaya devam ediyor.
15-16 Haziran 1970'te işçi sınıfı patronlara gücünü gösterdi. Fabrikaların içinde başlayan işçi eylemleri, sokağa taştı. İşçiler kent merkezlerine doğru yürüyüşe geçti. Böylece söz konusu 2 gün sınıf mücadelesi tarihinin en önemli olaylarından biri olarak tarihte yerini aldı.
Peki bugün bize 15-16 Haziran'dan kalan miras ne? Nasıl dersler çıkarmalı, bugünkü işçi eylemlerine 15-16 Haziran'dan çıkan neleri eklemeliyiz? Bu sorulara yanıt aramak için TKP Merkez Komite üyesi ve soL yazarı Alpaslan Savaş'a "İşçi sınıfının bugünkü durumu çerçevesinde 15-16 Haziran'ın 53. yılında Büyük İşçi Yürüyüşü'nün mirası ve dersleri nedir? Nasıl yorumluyorsunuz?" diye sorduk.
'15-16 Haziran Direnişi sarsıcıdır'
Savaş, eylemlerin işyeri temelli ve yaygın olmasına dikkat çekti. "15-16 Haziran direnişinin esas sarsıcılığı işçi sınıfının toplumsal olarak kendisini var etmede oldukça kuvvetli bir iddiaya ulaştığını kanıtlamasındadır" diyen Savaş, Türkiye işçi sınıfının yeniden bir toplumsal aktör haline getirilmesine de işaret etti.
Alpaslan Savaş şunları söyledi:
"15-16 Haziran Direnişi'ni tek bir kelimeyle tanımlamak gerekseydi ben 'sarsıcı' sıfatını kullanmayı tercih ederdim. Sarsıcıdır çünkü yaygındır. Sadece iki kentte olduğuna bakmayın, direnişin yayıldığı Kocaeli ve İstanbul hâlâ Türkiye sanayisinin merkezidir. Sarsıcıdır çünkü işyeri temellidir. İşyerinde örgütlenmiş eylemin katılımı da kararlığı da yüksek olur. Bu kararlılık sokağa taşınca bir kat daha sarsıcı olur. Sarsıcıdır çünkü sendikal düzlemi aşmıştır. Eylemde 'çanına ot tıkılmak istenen' DİSK üyesi işçilerde vardır, yasayı destekleyen Türk-İş’in üyesi hatta sendikasız işçiler de. İşçi sınıfının birliği gerçekten sarsıcıdır.
Böyle pek çok öğe sıralanabilir. Ama 15-16 Haziran direnişinin esas sarsıcılığı işçi sınıfının toplumsal olarak kendisini var etmede oldukça kuvvetli bir iddiaya ulaştığını kanıtlamasındadır. Bu iddia 70’lerde güçlenmeyi sürdürmüş, üstelik siyasi temsiliyeti belirmeye başlamıştır.
'Burjuvazi işçi sınıfının kurulu düzeni sarsmasından çok korkuyor'
Türkiye burjuvazisinin, işçi sınıfının kurulu düzeni sarsmasından ne kadar çok korktuğunu biliyoruz. Bu korku önce tedbir arayışına sonra bir karşı devrimci saldırıya dönüştü. 12 Mart ve 12 Eylül bu saldırının sonraki on yıllık durakları oldu. Bulunan çözüm işçi sınıfının örgütsüzleştirilmesiydi. Özelleştirmeler, sendikasızlaştırmalar, taşeronlaşma, solu sınıftan kazıma çabasıyla paralel yürüdü.
İşçi sınıfının örgütlülüğünü dağıtmak dar anlamıyla işçinin patron karşısında korumasız kalması anlamına gelmiyor, ülkenin ilerici değerlerinin tasfiyesini de beraberinde getiriyor. Demirel’den Özal’a, ondan Erdoğan’a uzanan iktidar yolculuğunun böyle bir iç bütünlüğü var. Üçünde de temsil olan işbirlikçilik, gericilik ve piyasacılıktır.
'Güçlü bir ideolojik mücadele verilmek zorunda'
Geride bıraktığımız 40 yıl, bu saldırının altında gerçekleşti. Yarısı AKP iktidarıdır. Son seçimlerde kurtulamadıysak, en çok da saldırının işçi sınıfını örgütsüz kılmasıyla ilgilidir. Örgütlenme araçları gasp edilmiş, grev hakkı elinden alınmış, mücadele azmi seçim sandığına hapsedilmiş bir işçi sınıfından söz ediyoruz.
15-16 Haziran direnişinin patladığı günlerde memleketin kurtuluşu için yol arayanlar arasında 'Ülkede düzeni sarsabilecek bir işçi sınıfı fiilen var mıdır?' tartışması da sürüp gidiyordu. Vardı elbette, ama henüz masaya yumruğunu vurmuş değildi. Önceki on yıl pek çok işyeri direnişi, işgal ve lokal işçi eylemine tanıklık etti fakat işçi sınıfının “'buradayım' dediği çıkış bu iki güne sığan büyük direnişle oldu. Bugün işçi sınıfının varlığı tartışılmıyor belki ama siyaset işçi sınıfı yokmuş gibi sürüyor. Sola bulaşmış kimlikçilik, sınıfsallıktan kopartılmış özgürlükçülük ve bağımsızlıkçılık bu yok saymaya dayanıyor. İşçi sınıfının toplumsal bir aktör hale gelmesinin önündeki engellerden biri sermaye sınıfının düzenli saldırısıysa diğeri bu bulaşıklıktır. Sermayenin saldırısına karşı mücadele işyerlerinde örgütlenme kavgasıyla, grev ve direnişlerle kora kor sürerken diğeriyle de güçlü bir ideolojik mücadele verilmek zorunda.
Direnişin dersleri için değerli pek çok şey sıralayabiliriz ama bizim esas meselemiz, Türkiye işçi sınıfının yeniden bir toplumsal aktör haline getirilmesidir. Bu mümkün. Tarihte o kadar çok örneği var ki. Ne bu düzenin gücü mutlak, ne de patronlar yenilmez değil. Onu sarsacak tek gücün yalnızca işçi sınıfında olduğuna güvenin."
'İşçi sınıfını hesaba katmadan adım atılamayacağı görüldü'
15-16 Haziran eylemleriyle ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma niteliğindeki "İşçilerin Haziranı" kitabının yazarı ve aynı zamanda "İşçilerin Haziranı 15-16 Haziran 1970" adlı belgeselin yapımcılarından biri olan Araştırmacı-Yazar Zafer Aydın'a da aynı soruyu yönelttik. 15-16 Haziran'ın Türkiye işçi sınıfının Cumhuriyet tarihindeki en önemli eylemi olduğunu söyleyen Aydın, sınıfı birleştirecek en temel ögenin sınıf kimliği olduğunu vurguladı.
Zafer Aydın şöyle konuştu:
"15-16 Haziran Türkiye işçi sınıfının Cumhuriyet tarihindeki en önemli eylemi. Bir meydan okuması. İşçi sınıfı bütün esamesiyle 'Biz buradayız' dedi ve sonuçta devlet, siyasi partiler, sendikalar her şey bu eylemden etkilendi. O tarihten itibaren tüm bu unsurlar işçi sınıfını hesaba katmadan adım atamayacağını büyük ölçüde gördü.
15-16 Haziran savunma karakteri önde olan bir eylemdi. Bu eylemle birlikte işçi sınıfı önemli bir özgüven, cesaret kazandı. Yeni eylem süreçlerinin, örgütlenme ve mücadele pratiklerinin önü açıldı. '76 DGM direnişinde de, kitlesel 1 Mayıs kutlamalarında da, 70'li yıllar boyunca özellikle metal sektöründe gelişen yığınsal grevlerde de 15-16 Haziran'ın yarattığı ruhun etkisi olduğunu görürüz. Hatta 12 Eylül sonrası '89 Bahar Eylemleri'nde de bu ruh büyük ölçüde vardı. Dolayısıyla 15-16 Haziran'ın işçi sınıfı hareketi içerisinde bir esinlendirici, ilham verici yönü var.
'15-16 Haziran sınıfın militan bir eylemidir'
15-16 Haziran'ın bugünlere taşınan en önemli mirası da, işçi haklarının ancak mücadeleyle kazanılabileceğini göstermiş olmasıdır. 15-16 Haziran bir anlamda '63 Kavel'le başlayan sürecin bir devamıdır. '61 Saraçhane, '63 Kavel; işçilerin sendikal özgürlüklerini kazanmak uğruna verdikleri mücadele ve onun sonucunda elde edilen başarıdır. 15-16 Haziran da elde edilen kazanımların geri alınma çabalarına karşı gösterilmiş bir direniştir. Bu 15-16 Haziran'ın dünden bugüne önemli bir öğretisidir. Yani aslında 15-16 Haziran üzerine konuşurken biz, 'İşçi hakları yukarıdan verildi ve alındı' gibi kaba bir genellemenin de hiçbir anlamı olmadığını görüyoruz, bu mücadelelerin tarihine baktığımızda.
Eylemlerin bıraktığı miras diye kabaca birkaç nokta üzerinde durmamız gerekirse, 15-16 Haziran sınıfın militan bir eylemidir. 60'lı yıllar boyunca sınıfın çevresinde iliştirdiği eylem repertuvarlarının ürünüdür. İşyeri işgal eylemlerinin bir üst aşamasıdır. Ve 15-16 Haziran, işçileri sokağa çıktığında etrafında gençlerle, kadınlarla, toplumsal örgütlerle buluşmuştur. Eylem böylece toplumsal hareket özelliği kazanmıştır. Dolayısıyla miras ve dersler dediğimizde eylemin birleştirici, militan karakteri önemlidir.
'En önemli ders mücadelenin bir sınıf perspektifi içerisinde sürdürülmesi gerektiğidir'
Farklı partilere oy veren, farklı dinsel inanışlara, etnik kimliklere sahip işçiler, ortak çıkarları etrafında kolektif bir mücadeleye girişmişlerdir. Çıkartılacak en önemli ders de, bugün sınıf kimliğinden uzaklaştıkça etnik ve dinsel kimliklerin öne çıkmasıdır. Böyle olduğunda sınıf bölünmektedir. Oysa sınıfı birleştirecek en temel öge sınıf kimliğidir. 15-16 Haziran'dan bugüne taşınması gereken en önemli ders mücadelenin bir sınıf perspektifi içerisinde sürdürülmesi gerektiğidir."
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.
