Sayfa yolu
ÖZEL I Lastik-İş Başkanı'nın öldürülmesinden sonra fabrikada neler yaşandı?
Yayın Tarihi: 27.11.2018 , 15:10 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 07:26
13 Kasım’da Lastik-İş Genel Başkanı Abdullah Karacan Sakarya’nın Arifiye ilçesindeki Goodyear fabrikasında bir işçi tarafından vurularak öldürülmüştü. Cinayet kadar düşündürücü olan başta DİSK olmak üzere birçok kurumun ve basın organının vahim olay sonrasında konuyu neredeyse karanlık güçler tarafından öldürülen sendika lideri olarak ele alması ve gerçeğe gözlerini kapaması oldu. Karacan hiç hak etmediğini herkesin bilmesine rağmen bir “işçi önderi” gibi uğurlandı.
Olayın hemen arkasından hazırladığımız habere göz atanlar neyi kastettiğimizi anlayacaktır. Sonradan ortaya çıkan ve cinayetin hemen öncesinde fabrika içindeki sendika binasının çevresinde yaşananları gösteren kamera görüntüleri de, vahim olayın sıcaklığıyla aktardıklarımızı doğruluyordu.
Aslında bu olayda da en çok konuşması gerekenlerin fikrini kimse sormadı bugüne kadar. Oysa herkes onlar hakkında konuşuyor. Fabrikada çalışan işçiler yaşananları nasıl yorumluyorlar, hayat onlar için nasıl devam ediyor?
Bu soruları isimlerini saklı tutmak zorunda olduğumuz Goodyear işçilerine sorduk.
Uzun süredir bölgede çalışan ve tecrübeli sayılan bir işçi, işçilerin uzun süren mücadelelerle kazandığı haklar nedeniyle bu fabrikanın genelde işçilerin çalışmak istediği yerlerden birisi olduğunu söylüyor. Çünkü ülkenin durumunu gözönüne alınca her ne şekilde olursa olsun buraya girebilmek, işçiler için önemli bir nimet oluyormuş. Tecrübeli işçi zaten tüm çelişkinin burada yattığını söylüyor.
Demek istediğini biraz açmasını istediğimizde şöyle diyor: "İşçiler işveren ve sendika tarafından tanıdık, akraba ilişkilerine göre işe alınır burada. Özellikle kadrolu olduktan sonra bu baskı daha da yoğun hissettirilir. Böylece fabrikada üretimdeki emeğinizle değil birilerinin imkanıyla varolduğunuz mesajı verilir. Kurdukları düzeni bozucu ya da sorgulayıcı bir düşünce istemezler."
İşsizlik, ekonomik zorluklar ve görece imkanları iyi bir fabrikaya giriş hayali... İşçiler bu çembere sıkışmış durumdalar. İşçilerin anlattıklarına göre patron ve sendika bu güvencesizliğe dayanarak işbirliği içinde kurdukları düzenle yıllardır işçileri istedikleri gibi yönetiyor. İki taraf da birbirini kolluyor. Sendika başkanını da ölüme götüren bu düzen ve onun getirdiği “özgüven” olmuş anlaşılan...
“Mesela uzun süredir sendikada fabrikada temsilcilik seçimlerini kaldırdılar. Atama usulüne göre temsilciler seçiliyor. Seçimlerin yapıldığı dönemlerde genel merkezin dışında aday çıkartan işçilerin çoğunu sendikaya muhalefetten işten attırdılar mesela. Bu işverenle yaptıkları işbirliğinin tescilidir.”
İşçiler temsilci atamalarında da patron-sendika işbirliği olduğunu söylüyorlar: “İşe alımlarda nasıl sözleri geçiyorsa, atmada da patronların hayli hayli sözü geçiyor.”
Peki Türkiye’nin gündemine oturan cinayetle ilgili ne düşünüyorlar?
“Olayda yer alan işçi, sendika referansı ile fabrikaya girdi” diyor biri. Basının olayı aktarış şekline ve sendika açıklamalarına da öfkeli devam ediyor: "Planlı ve dışarıyla organize bir cinayet gibi yansıtılıyor yaşananlar. Hatta son basın açıklamasında fabrikadaki sendika odasının çevresinde, cinayetin hemen öncesinde yaşananları gösteren görüntülerin montaj olduğu söylediler."
Görüntüleri izleyenler Karacan’ı vuran işçinin çok sayıda kişi tarafından darp edildiğini ve zorla odaya sokulduğunu görecektir.
İşçiler olayın perde arkasını şöyle anlatıyor: “Bu işçiyle de yaşanılan sorun fabrikada çalıştığı kısmın değiştirilmesi üzerinedir. Fabrikada yapılan bu yer değişikliği sendikanın kendisiyle ters düşen işçiler üzerinde uyguladığı bir baskıdır. Ya da kendisine daha yakın duran işçilerin görece daha kolay işlerde çalışmalarını sağlamak için verdiği bir ödül. Olay günü de işçi arkadaş sendika temsilciliği binasına bu görüşme için çağrılmış. Orada genel başkanın silahıyla geçiyor konuşma. Abdullah Karacan’ı tanıyan ya da onun daha önce yaşanmış bazı olaylardaki tutumunu anlatanların kolay sinirlenen ve küfürlü konuşan biri olduğunu bilir. İşçi oradan çıkmak istemesine rağmen temsilciler tarafından yaka paça içeri sokulmuş. Sonra ölümle bitiyor bu itişmeler. Bunlar kimsenin uluorta konuşamadığı ama bildiği durumlar. Sendikanın bu politikası sonucu işçi, çalıştığı kısmı ya da işini kaybetme korkusuyla ses çıkaramamaktadır. Bunlar yaşanan olayın temel sebepleridir.”
Olayın ardından giriş turnikelerine x-ray cihazı konulduğunu aktaran işçiler, sanki içeriye silahla girenler işçilermiş gibi “Bundan sonra böyle durumlara karşı sıfır tolerans gösterileceği söylendi” diyorlar. Fabrika yönetimi işçilerin sorunlarını dinleyip onlara destek olacaklarını söylediği danışmanlık hizmetini de devreye sokmuş olaydan sonra. Ancak işçiler bunun göstermelik bir uygulama olduğunu, tüm yaşananların nedeninin zaten sendika yönetimi ve fabrika yönetiminin işçiyi ezen işbirliği olduğunu söylüyorlar.
Olaydan sonra işçilerin bir kısmının sendikal mücadeleye olan güveninin sarsıldığını söyleyen işçiler, hatta kimi arkadaşlarının “sendika olmasa daha adaletli bir yönetim olabilir” dediklerini bile aktarıyorlar. Çünkü bunlar Goodyear işçisinin son olayla ilk defa gündemine gelmiş sıkıntılar değil, daha önce de çeşitli defalar şikayetlerini dile getirmişler.
“İşçiler öteden beri yerel haber kanallarına, haber sitelerine gönderdiği mektuplarla sendikanın gerçek sorumluluklarını yerine getirmeyip, fabrika içerisinde ekipleşerek çalışma huzurunu bozduğu, işçinin temsil hakkını feshederek sözleşme maddelerini sendikanın insafına bıraktığını, ekonomik olarak kazanım sayılmayacak rakamlara imza atıldığını söylediler” diyerek aktarıyor durumu işçilerden birisi.
Görüştüğümüz işçiler, buradaki işçilerin bunca yaşanandan sonra artık tecrübe sahibi olduğunu da söylüyor: Bu yönüyle sendikacılığın nasıl yapılmayacağını işçi biliyor artık. Sendika kurumunun birilerinin değil bağlı olan tüm işçilerin kürsüsü olduğunu da...
Yaşanan tüm sıkıntılara rağmen işçiler mücadeleden vazgeçmediklerini de vurguluyorlar. Çünkü hayat zaten bir mücadele onlar için, önlerine hazır konan bir şey değil, aksine zorla kazanılması gerekiyor.
“Beklenti güvenle gelişen bir durumdur. Bu zamana kadar işçi sendikadan korktu ve bireysel çıkarlar dışında bir şey istemedi. Bu bireysel çıkarlar da işçileri birbirine karşı güvensiz yaptı. İşçiler olarak artık bunları biliyoruz. Bundan sonra sendikanın alacağı kararlar, o güveni ve aidiyeti belirleyecektir. Çünkü böyle ağır bir sektörde alın teri döken işçiler üstüne bir de sendika ve işveren baskısını kaldıramaz. Ve huzurlu bir çalışma ortamı yaratılamaz.”
Konuştuğumuz işçilere göre asıl sorun işçinin sessizliği ve boyun eğmesi... Ancak bundan sonrası için de umutlu olmaya devam ediyorlar:
“Bizleri bu günlere, işçiler olarak kendi aramızda ortak sorunlarımızı konuşamamak, yanlış olduğunu düşündüğümüz uygulamalarda fikir beyan edememek, sendikanın yaydığı korkuya sessiz kalmak getirdi. Biz ne kimsenin ölümüne sevinecek, ne de kimsenin mağduriyetini kutsayacak işçileriz. Fabrika önlerinde hakları için direnen, sefalet ücretleriyle çalışan, iş cinayetlerinde ölen binlerce işçi, binlerce işsizin yaşadığı toplumda örgütlü bir sendika olarak böyle anılmak istemiyoruz.”
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.