Sayfa yolu
Yeni Dalai Lama nasıl seçilecek tartışması
Yayın Tarihi: 12.03.2015 , 16:56 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Tibet Sürgün Hükümeti'nin her yıl 10 Mart'ta andığı ''bağımsızlık ayaklanması'' anmalarında bu yıl iki Tibet rahibi kendini yakarak protesto etti. 1959'da Çin Halk Cumhuriyeti'nden ayrılmak için isyan örgütleyen Tibet rahipleri öncülüğündeki isyan denemesinin ardından Hindistan'a kaçmak zorunda kalan Tenzin Gyatso ya da yaygın bilinen adıyla XIV. Dalai Lama, kendisinden sonra yerine geçecek yeni Dalai Lama'nın geleneksel yolla seçilmesini istemediğini söylemiş ve ''Bu makama gelecek kişiyi ben belirlerim'' demişti.
500 yıldır uygulanagelen ve reenkarnasyon ritüeline göre belirlenen Dalai Lama kurumu, kendisi bizzat bir Dalai Lama olan bir kişi tarafından kaldırılmak isteniyor. Çin hükümetinin tepki gösterdiği bu açıklama, hiç kuşku yok ki, politik stratejilerin dinsel enstrümanlarla olan dolaysız ilişkisini ele vermesi açısında da önemsenmeyi hak ediyor.
Çin Halk Cumhuriyeti Din ve Etnik Konular Konseyi Başkanı Zhu Weikun, Tibet budizmine ait bu geleneksel kurumu kimsenin keyfi bir şekilde geçersiz kılamayacağını açıkladı. Weikun'un bu açıklamasının ardından, Tibet Bölge Parlamentosu Başkanı Padma Cholig de bir açıklama yaparak, ''Bu kurum, Dalai Lama'nın tercih konusu olamaz'' dedi ve ekledi: ''Bu ifade, Tibet budizmine yapılmış bir hakarettir.'' (Spiegel Online, 11 Mart 2015)
79 yaşındaki XIV. Dalai Lama Tibet budizminin ruhanî liderliği yanısıra, uzun yıllardır Hindistan'da konuşlanmış ''Tibet Sürgün Hükümeti''nin de başbakanı (''Kalon Tripa'') sıfatını taşıyor. 2011'de gerçekleştirilen kongrede görevinden kendi isteğiyle istifa eden Dalai Lama'nın yerine seçilen Harvard hukukçusu Lobsang Sangay seçilmişti.
DALAİ LAMA NASIL VE NİÇİN SEÇİLİYOR?
Dalai Lama'yı seçme yöntemini konunun uzmanından okuyalım: ''Dalai Lama öldükten kısa süre sonra bir çocuk olarak yeniden dirildiği için, rahipler konseyi onun yeniden dirileceği çocuğu detaylı bir törenle seçiyorlardı. Bu prosedür, rakip ailelerin çekişmesini devre dışı bırakıyor ve demokratik bir unsur içeriyordu: Her Tibetli bebek, bir yönetici olabilirdi.'' (Paul N. Siegel, Dünya Dinleri ve İktidar, Yordam Kitap, Birinci Basım Eylül 2013, s. 270)
Paul N. Siegel, yine aynı kitabında şu çok önemli açıklamayı da yapıyor: ''Fakat sistem her zaman işe yaramıyordu: Belirlenen Dalai Lama'ların dokuzuncusundan on ikincisine tümü, konseyin olağandışı bir güce sahip olduğu bir dönemde yaşama talihsizliğinden dolayı, henüz yaşlarını doldurmadan gizemli bir şekilde ortadan kayboldular. Aslına bakılırsa, sadece beşinci, yedinci, on üçüncü ve on dördüncü Dalai Lama erişkinliği görebildi.'' (A.g.e. , s. 270-271)
Bu kısa sayılamayacak zorunlu alıntıdan sonra, 2011'de ''başbakanlık görevi''nden kendi isteğiyle istifa eden Dalai Lama'nın ileri yaşında ani ölümü ile ortaya çıkabilecek olası taktik gelişmeleri şimdiden önleme amacında olduğunu görüşünü yazabiliriz. 500 yıllık bu dinsel kurumu feodal belirlenimli toplumsal düzenin geri getrilmesinin milliyetçi aracı olarak kullanmak isteyen yalnızca Tibet'in Ortaçağ artığı rahipleri değil.
ANTİ-KOMÜNİST BİR SOĞUK SAVAŞ FİGÜRÜ
ABD emperyalizmi Tibet Sürgün Hükümeti ve XIV. Dalai Lama'yı, hem Soğuk Savaş mevzilenmesin de hem de reel sosyalizm sonrası dönemde kullanmaktan geri kalmadı. Bakın bir Dalai Lama uzmanı olan Colin Goldner onun için ne diyor: ''Dalai Lama, büyük güçlerin propaganda savaşında yalnızca bir piyondur.'' (taz'ın kendisinin yeni yayımlanan ''Dalai Lama – Fall eines Gottkönigs'' kitabı üzerine 4 Kasım 2011'de yaptığı röportajdan).
Alman Birinci Kanalı ARD'nin Panaroma programının başlığı şuydu: ''Dalai Lama ve CIA'' (7 Haziran 2012). Kanal, Dalai Lama'nın denetimindeki budist rahiplerin ABD'nin Colarado eyaletindeki gerilla eğitim kamplarında nasıl askeri eğitim aldıklarını yayınladı.
Alman Süddeutsche gazetesinin açığa çıkarttığı belgelere göre, Tibet Sürgün Parlementosu CIA'den yılda 1 milyon 700 bin dolar ödenek alırken, bizzat Dalai Lama'nın kendisinin de CIA tarafından maaşa bağlandığını ve kişisel olarak yılda kendisine 180 bin dolar ödendiğini ifşa etti. (''Geldhilfe für den Dalai Lama'', 9 Haziran 2012)
Financial Times Deutschland, 9 Haziran 2012'de Dalai Lama'nın ''Hayat hikayesinde leke'' olarak verdiği haberde yine aynı uğursuz role işaret ediyordu: CIA ile olan yakınlığına...
Araştırmacı yazar Colin Goldner, taz gazetesine verdiği röportajda Dalai Lama'nın yakın dostu olup, 1995 Mart'ında Tokyo metrosunda sarin gazlı saldırıyı örgütleyen tarikat reisi Shoko Asahara ile olan ''fikrî yakınlığını'' hâlâ koruduğunu söylüyor. Bu katlimada 12 kişi yaşamını yitirmiş, 5000'in üzerinde insan da zehirlenerek hastanelere kaldırılmıştı.
Dalai Lama'nın Nazi üst düzey yöneticileri ile de yakın ilişkisi vardı. 1938-39 yıllarında Tibet'te faaliyet yürüten SS subayı Heinrich Harrer ve yine aynı dönemde orada bulunup, savaş sonrasında suçlu olarak hüküm giyen Bruno Beger ile 60'lı yıllara dayanan dostluğu basına yansıdı. Dalai Lama, 2014 yılında ölen savaş suçlusu Nazi subayı Bruno Beger'i ''sadık bir dost'' olarak gördüğünü söyledi.
Dalai Lama'nın ''Ezoterik Hitlerizm'' fikrinin babası, Şili Ulusal Sosyalist Partisi şefi faşist Miguel Serrano ile de yakın dostluk ilişkisi içinde olduğu biliniyor.
Avusturyalı faşist Jörg Haider ile de iyi ilişkileri vardı; tıpkı Alman faşist partisi NPD ile olduğu gibi. NPD, ''Tibet Tibetlilerindir'' soganınını kolayca benimsemiş, Dalai Lama'ya dayanışma ilişkisini esirgememiştir.
Bir başka ünlü Soğuk Savaş figürü olan Papa II. Yohannes Paul ile de mesaisi oldukça yoğun geçmişti. Yohannes Paul'un cenazesinde şu sözleri sarf etmekten geri kalmamıştır: ''Barış adamı olan Johannes Paul ile bizi birbirimize bağlayan pekçok bağ vardı. Her ikimiz de komünizm altında açı çektik'' (2 Nisan 2005, Radio Vatikan)
HANGİ MODELE GÖRE SEÇİM?
ABD güdümlü Tibet Sürgün Hükümeti Başbakanı Lobsang Sangay, Çin Komünist Partisi'nin ateizme inandığını ve dini zehir olarak gördüğünü iddia ederek, yeni Dalai Lama'nın belirlenmesi konusunda Pekin yönetiminin görüş bildirmesinin ''gülünç'' olduğunu öne sürerek şu ifadede bulundu: ''Bu öyle ki, Fidel Castro'nun 'yeni Papa'yı ben arayacağım ve bütün Katolikler de buna uyacak' demesi gibidir.'' (Spiegel Online, 11 Mart 2015)
Yeniden doğma ritüelinin hangi biçimde hayat bulacağı belirsizliğini koruyor. Geleneksel modele göre rahipler kurulu tarafından ''bir Tibet ailesi''nde mi çocuğun aranacağı, yoksa yeni önerilen taktik açılıma göre, yani ''Vatikan modeli'' denilen üst düzeydeki rahipler tarafından ''seçilip, ilan edilmesi'' esasına göre mi yapılacağı henüz netlik kazanmadı.
Siegel'in de vurguladığı gibi, model politik ihtiyaçlara göre belirleniyor. Dalai Lama fikrinin ortaya çıkışında da, bu 'fikin' rafa kaldırılma tartışmalarında da aynı yaşamsal kurla geçerli: Siyaset ve paradan dinin uzak tutulması kuralı...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.