Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Reformasyon'un 500. yıldönümü tartışmaları

500. yılında Hıristiyan dünyasının en büyük ayrışmalarından Reformasyon yeniden tartışılıyor. Papa Françis, Luthercilerle olan ayrılığı "aşma" sinyalleri veriyor.

Tevfik Taş

Yayın Tarihi: 15.04.2017 , 08:36 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13

Hristiyan dünyasının ikinci büyük ayrışmasını temsil eden Reformasyon'un bu yıl 500. yıldönümü kutlanıyor. Bu vesileyle dünyanı pek çok yerinde sözü geçen ayrışmayı da ele alan etkinlikler düzenleniyor.

13 Mart'da dört yılını dolduran Papa Françis, ''Luther ve Reformasyon yeniden değerlendirilmelidir'' diyerek iki kilise arasında ''daha fazla işbirliği'' talebini dile getiririken, 19 Mart'ta Almanya'nın onikinci cumhurbaşkanı olarak seçilen Frank-Walter Steinmeier, inançlı bir Kalvinci olduğunu yineledikten sonra Reformasyon'un 500. yıldönümü için yaptığı konuşmada Luther'e övgüler düzdü. Ancak şunu eklemeyi de unutmadı: ''Luther ve diğer reformculara teşekkür ediyoruz. Ancak onun kimi ifadelerini paylaşmıyoruz. Özellikle de Yahudi düşmanlığı içeren ifadelerini.''

REFORMASYONUN 500. YILDÖNÜMÜ

Frank-Walter Steinmeier da Katolik dünyasının lideri Papa Françis de Luther ve Reformasyon konusunda hem övücü hem de ihtiyatlı konuşmayı elden bırakmadılar. Tek bir farkla: Steinmeier, Yahudiler konusunda Luther'e rezervli yaklaşırken, Papa Françis Luther ve Reformasyon konusunda bir ilke imza atarak iki kilisenin ortak etkinlik yapmasına olanak verdi. Bir başka deyişle, Papa kendi kilisesinin geleneksel dogmalarına rezerv koyarken, Almanya Cumhurbaşkanı Luther'e karşı takınılan geleneksel ''halk değerleri'' ile ters düşme pahasına tutum ilan etti...

Her iki tutumun da kendi içinde özel özgün mesajları olduğunu belirtmekte yarar var.

ALMAN DEMOKRATİK CUMHURİYETİ THOMAS MÜNZER'E SAHİP ÇIKIYORDU

Frank-Walter Steinmeier, zamanında yoksul köylülerin önderi olup, derebeylerin kılıcı ile boynu kesilen devrimci din adamı Thomas Münzer'in Martin Luther'e bir Almanca dil oyunu ile ''Lügner'' (yalancı) diyen anetdotuna hiç değinmedi. Çünkü Thomas Münzer'e Alman Demokratik Cumhuriyeti sahip çıkıyordu ve Engels onun üzerine kitap kaleme almıştı.

Steinmeier, Martin Luther'in İslam dünyasını ve Türkleri aşağılayan ''Türkler yarı hayvan yarı insandırlar. Tanrı onları yoldan çıkan Hristiyanları yola getirmek için kırbaç niyetine yaratmıştır'' vb gibi ifadeleri için rezerv koymayı da aklına getirmedi. Bilinçli bir 'unutma'dan pekâlâ söz edebiliriz.

Martin Luther'in 31 Ekim 1517'de Wittenberg Kilisesi'nin kapısına astığı ünlü ''95 Tez'' ile, zaten 1204'den beri Ortodoks Kilisesi ile yolları ayrılan Katolik dünyasına yeni bir darbe inmiş oldu. Alman burjuvazisinin Luther'in ''millici'' çıkışına destek verdiği protesto hareketinin, dünya ekümenliği iddasındaki Roma'daki Katolik Kilisesi'ne karşı son derece önemli bir darbe olduğu biliniyor. 

İKİ CİZVİT, İKİ FARKLI TUTUM

Reformasyon döneminin Papası, Papa X. Leo, şimdiki kadar 'hoşgörü'lü olmamış, Luther'i kiliseden afaroz etmişti. En az bunun kadar önemli bir tarihsel veri de, Papa X. Leo'nun şimdiki papanın içinde yetiştiği ''İsa'nın Topluluğu'' yani Cizvit tarikatını da ilk dönem yasaklamış olmasıdır.

Tarihin hikmetine bakın ki, şimdiki Papa Françis'in öncüsü, Cizvit tarikatının militan kurucusu Loyalalı İgnatius, o dönem en büyük savaşını Reformasyonculara karşı vermişti. Katolikliği savunmak için her türlü yol ve yönteme başvuran Loyolalı İgnatius'dan farklı olarak şimdiki Cizvit Papa (ki, Vatikan'daki ilk Cizvit papadır), Reformasyon ile uzlaşma sinyalleri vermekte, Reformasyon'un ortaya çıktığı 500 yıl içerisinde ilk kez bu düzeyde Katolik Kilisesi ile ortak etkinlik düzenleme de yine bu tarikat mensubu papa ile mümkün olmuştur.

PROTESTANLIKLA VE ORTODOKSLUKLA YAKINLAŞMA

98 ülkede 145 kilisesi ve onmilyonlarca üyesi olan Dünya Luther Birliği (LWB) Genel Sekreteri Martin Jungs ile Vatikan'ın şefi Papa Françis, İsviçre'de Reformasyon'un 500. yıldönümü etkinkiklerinde bir araya geldiler ve dünya ekümenliği konusunda iyi niyet temennisinde bulundular. Bir ilktir!

Bir başka ilki yine Papa Françis döneminde geçen yılın Şubat ayında daha gördük. Katolik Kilisesi'nin kadim düşmanı Ortodoks Kilisesi Patriği I. Kirill ile Papa Françis Havana'da bir araya gelmişlerdi. Orada da Hristiyanlığın dünya ekümenliği konusunda temennilerde bulunulmuş, Hristiyan dünyasının birliği ifade edilmişti. 

Batı basınının geniş bir bölmesinde  ''Putin'in adamı'' olarak nitelenen I. Kirill, ortodoks tutumunu koruyan bir dili benimseyerek, Vatikan'ın şefine pek de yakın durmamıştı.

''Grosse Schisma'' yani Büyük Ayrışma'yı aşmanın mümkün olmaktan çıktığı günümüz dünyasında nasıl I. Kirill Putin'in adamı ise, nasıl Mehmet Görmez Erdoğan'ın adamı ise, Martin Jungs ve Papa Françis de sermayenin adamları olarak görevlendirilmekten pek öte işlev sahibi olamazlar. İsteseler de olamazlar. Çünkü kapitalist/emperyalist sistemin doğası daha fazlasına olanak vermez.

Bir toplu iğne ucunda kaç tane meleğin oturduğu ya da meleklerin cinsiyeti var mıdır, var ise nedir, sorularının gayet politik sorular olduğunu biliyoruz. Bu sorular ve bu soruları soru haline getirenler, iddia olunan aksine, hiç de gayri siyasi bir gündemle meşgul değillerdi ve hiç de olmadılar. 

Büyük Ayrışma tartışmasının son derece politik bir tartışma olduğunu belirtmekle birlikte, günümüze dönmekte yarar var...

PAPA'NIN GÜCÜ VE İŞLEVİ

Hristiyanlığın bu üç büyük mezhebi içinde hiç kuşkusus en etkilisi hâlâ Katolik Kilisesi'dir. İkinci Paylaşım Savaşı'nın en etkili kumandanı Stalin'i önemsizleştirmek için ortaya atılan ''Savaşı 'General Kış' kazandı'' saçmalığına bir de siyasi dedikodu eklenmişti. Sözüm ona Stalin, Vatikan'ın gücünü bilmeyecek kadar cahilmiş ve şu lafı söylemiş: ''Papa güçlü deniliyor. Kaç tümen askeri var acaba?''

Soğuk Savaş'ın aynı zamanda ciddi bir dezenformasyon savaşı olduğunu biliyoruz. Tüm bu karaçalmalar ve daha niceleri Soğuk Savaş'ın anti-komünist cephesinin matbaalarından çıkmıştır. Hiç kuşku duymuyoruz.

Evet, Papa güçlüdür. O denli güçlüdür ki, Polonyalı karşı-devrimci Leh Walesa 9 Mayıs 1993'de La Stampa gazetesinin kendisiyle yaptığı mülakkatta, ''Size en çok kim yardımcı oldu?'' sorusuna hiç tereddüt etmeden, ''Papa II. Johannes Paul'' yanıtını vermişti.

1978'de ABD'nin isteği üzerine ''Bir Polonyalı papa'' seçilmiş, reel sosyalizm yumuşak olduğu tesbit edilen karnından vurulmak için harekete geçilmiştir. Yoksa 455 yıl sonra İtalyan olmayan bir papa niçin seçilmek istenmiş olsun ki?

Papa II. Johannes Paul, daha ziyade 'dış dünyaya' yönelik konuşlandırılmıştı. Komünizmi yıkmak için gecesini gündüzüne kattı. Kilise içi ile pek ilgilenmedi. Binlerce pedofili vakası, Vatikan Bank IQR üzerinden milyarlık kara para aklamaları, rüşvet, adam kayırma, lüks tüketim... Bunların hiç önemi yoktu. Asıl düşman reel sosyalizmdi.

REEL SOSYALİZMİN ÇÖZÜLMESİ KİLİSENİN PİSLİKLERİNİN SU YÜZÜNE ÇIKMASINA YOL AÇTI 

Nihayetinde reel sosyalizmin içerden ve dışardan yıkılması akabinde kilisenin içindeki pislikler bir bir dökülmeye başladı. Nazi geçmişi bilinen Joseph Ratzinger 2005 yılında ölen Papa II. Johannes Paul'un yerine seçildiğinde zaten yaşı çok ileriydi. Ortak düşman yenilmiş, misyon şimdilik yerine getirilmişti. Bir de bunun üzerine ileri yaşında bir papa; vur çatlasın, çal oynasın...

İşte şimdiki papa bu hal ve ortamda papa seçildi. Kilise içinde işler iyi gitmiyordu. Yalnızca Meksika'da 1978'den 2013'e kadar Katolik Kilisesi mensubu olan yüzde 26'lık bir azalma olmuştu. 

Papa Françis'in Meksika ziyaretini değerlendiren Alman Konrad Adenauer Vakfı (KAS) Meksika temsilcisi Stefan Jost, 11 Şubat 2016'da Vatikan Radyo'ya verdiği röportajda, ''Papa Françis siyasi bir papadır'' deme ihtiyacını duydu. Alman emperyalizminin çıkarlarına hizmet etmekle yükümlü bu vakfın Meksika sorumlusuna göre, gayet açık sözlü bir üslûpla, ''Meksika'da birçok Meksika var. Derinleşmiş yoksulluk, yaygınlaşmış uyuşturucu mafyası ve suç örgütleri ülkenin hakiki gündemini oluşturuyor. Papa'nin ziyareti de tam da bu siyasi gündeme uygundur'' ifadelerine yer vermişti. Kilise kan kaybediyordu ve bir şeyler yapılması zorunluydu.

PEDOFİLİ, KARA PARA, RÜŞVET, LÜKS TÜKETİM

Gazeteci Emiliano Fittipaldi Katolik Kilisesi'nin üzerini kapatmaya çalıştığı pedofili vakalarını kitaplaştırdı. ''Lossuria'' yani şehvet adını verdiği kitabını gazeteci Gianluigi Nuzzi ile basına paylaştığında ''tespit edilen'' pedofili sayısı 1200'dü. Bu kitap, Papa Françis döneminde yayımlandı ve Junge Welt yazarı Gerhard Feldbaum'un ifadesiyle ''Papa'nın ilk üç yılında ortaya çıkanlar''dı.  

Vatikanbank IQR'in şefi Nunzio Scarano namı diğer ''Monsignor 500'', 500 avroluk banknotları iç etme operasyonunda yakayı ele verince Papa Françis, 'reform şart' diye sesini iyice yüksetti. Vatikan uzmanı Marco Politi Papa Françis'i ''general'' olarak nitelendirerek, Vatikan'ın reforme olmayacak kadar batağın içinde olduğunu yazdığı kitabının adı da manalıdır: ''Kurtlar arasında Françis. Papa ve düşmanları'' ( Herder Verlag / 2015)

''Vatileaks I'' belgelerinde Vatikanbank'ın her kardinale ayda 500 paket sigara, 400 litre benzin ve kaliteli şarap ödemesi için harcama yaptığını kayıtlarda gösterdiğini ortaya çıkmıştı. Bu hesaba göre, her kardinal günde 300 adet sigara tüketiyor, binlerce kilometre yapıyordu!

Batı anaakım medyasının öve öve bitiremediği ''yoksulların kilisesi'' ve ''yoksulların Papası''nın yönettiği kilisenin iç durumu bundan ibaret...

''PAPALARIN YANILMAZLIĞI'' TEAMMÜLÜNÜN YIKILMASI MANEVRASI

Göreve seçilmesinin dördüncü yılındaki Papa Françis'in  Ortodoks ve Protestan Kiliseleri ile yakınlaşma manevralarından birisi de, ''Kendimi çok özel biri olarak görmüyorum. Ben günahkârım ve hata yapabilirim'' diye Die Zeit gazetesine açıklama yapmasıdır. Açıklamanın hem çok yeni hem de bir Alman medya kurumuna yapılmış olması düşündürücüdür. ( 8 Mart 2017) 

''Papaların yanılmazlığı'' teammülünü ortadan kaldıran bu ifade, açık ki, Hristiyan mezhepleri arasındaki derin ayrılığı hafifletmeye dönük önemli bir açılımın ipucu. 813 yıllık Katolik – Ortodoks, 500 yıllık Katolik – Protestan ayrılığı bu ifadeyle aşılır mı? 

Elbette hayır!

Peki buna inanan olur mu?

Papa Françis 18 Haziran 2015'de ilan edip, kendisine ''Çevreci Papa'' unvanı sağlayan ''Ortak evimizin bakımı ve gezegenimizin geleceği için acil çağrı'' amacıyla hazırlandığı duyurulan ''Laudato Si'' adındaki enziklika konusunda ölçüsüzlüğü kaçıran Almanya'nın tek Sol Parti'li eyalet başbakanı olan Thrüngen Eyaleti Başbakanı Bodo Ramelow, Papa'yı ''Latin Amerika perspektifine sahip, devrimci'' ilan etmişti. (Die Zeit, 14.06.2015) 

Alman Cumhurbaşkanı Frank- Walter Steinmeier, Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu I. Kirill ve Dünya Lutherciler Birliği Genel Sekreteri Martin Jungs'un inanmayacağına bahse girerim. Ama Bodo Ramelow için garanti veremem! 

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.