Meksika tipi başkanlık sistemi nedir?

HDP'li Dengir Mir Mehmet Fırat'ın gündeme getirdiği "ABD ve Meksika tipi başkanlık sistemi", başkanlık tartışmalarını bir kez daha tetikledi. ABD'nin Türkiye'deki bilinirliği daha fazlayken, nedir bu Meksika tipi başkanlık sistemi?
Dış Haberler
Perşembe, 05 Kasım 2015 10:20

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat'ın gündeme getirdiği "Meksika tipi başkanlık sistemi", hakkında pek bilgi sahibi olunmamasına rağmen tartışmaların fitilini ateşledi.

Fırat'ın "Meksika tipi başkanlık sistemi"nden neyi kastettiğini anlamak mümkün olmasa da, Meksika'daki siyasi sistemin "olumlu" olarak değerlendirilmesi ilginç bir durum oluşturuyor.

İlginç bir durum oluşturuyor, çünkü Meksika'daki başkanlık sistemini eleştirenler, ironik olarak bu sisteme "6 yıllık monarşi" adını veriyorlar. 

MEKSİKA SİSTEMİNİN KÖKENİ
Meksika'daki siyasal sistemi anlamak için, biraz tarih gerekiyor. Modern Meksika tarihinin en önemli dönüm noktası, monarşiye karşı başlayan büyük 1910 Devrimi'dir.

Birçok devrimci grubun ittifakıyla başlayan ayaklanma, Porfirio Díaz'ın 35 yıllık rejimini devirmeyi, demokrasiyi ilan etmeyi ve toprak reformunu hedefliyordu.

Devrimin yoksul köylü tabanını, ünlü Emiliano Zapata'nın öncülüğündeki campesino'lar oluşturuyordu. Zapata, 1919 yılında bir suikast sonucunda öldürüldü.

Büyük oranda bir "demokratik devrim" mahiyeti gösteren Meksika Devrimi, Díaz karşıtı yöneticilerden orta sınıflara, yoksul köylülerden işçi sınıfına kadar çeşitli toplumsal katmanları bir araya getirmişti.

Díaz'ın devrilmesi ve 1911 başkanlık seçimleri de Meksika'nın siyasi krizini çözmeye yetmedi. Eski rejim yanlıları ile devrimci güçler tarafından istenmeyen yeni başkan Madero, 1913 yılında öldürüldü.

Madero'nun ardından başkanlığa gelen muhafazakar general Huerto, silahla ayaklanma ve kitlesel isyan yoluyla istifa ettirildi. Meksika Devrimi'nin özelikle bu safhası oldukça radikal bir görüntüdeydi.

Ancak bundan sonra, devrimci cepheyi oluşturan anayasacılarla radikaller arasında bir iç savaş başladı. İç savaşın askeri galibi, 1915'te anayasal cephe olmuştu. On yılın sonunda, Zapata liderliğindeki devrimciler gerilla savaşına başlasa da, başarılı olamadılar.

İşte bu iç savaşın hemen ardından kabul edilen 1917 Anayasası, Meksika'daki başkanlık sisteminin temelini oluşturuyor. Akılda tutulması gereken, ülkedeki devrimci güçlerin o tarihte bölünmüş olduğu ve daha o zamanlardan anayasacı güçlerin devrimci atılımı frenlemeye başladığıdır.

Yine de bütün bunlara rağmen, 1917 Anayasası'nda işçi sınıfı ve yoksul köylülerin çok sayıda kazanımı var. Bunların en önemlisi toprak reformu.

Ayrıca Anayasa, Katolik Kilisesi'nin egemenliğini kısıtlayarak seküler bir yönetim kurarken, başkanın da yalnızca 1 kez seçimle göreve gelmesini güvence altına alarak "monarşi"nin önüne geçmeye çalışıyordu.

HİLE İDDİALARI
Meksika'da devrimden sonra oluşan sistemin temelinde, bir tür tek parti yönetimi bulunuyordu. 1929 yılında Ulusal Devrim Partisi olarak kurulan, ancak şimdilerde Anayasal Devrimci Parti (PRI) olarak bilinen parti, 1988 yılına kadar ülkeyi tek başına yönetti.

Bu kadar uzun süre "seçimli başkan-parti yönetimi"nin tek sürmesi, seçimlerde hile iddialarını sıklıkla gündeme getirdi. 1988 yılında, PRI adayının, PRI'den kopan bbaşka bir partinin adayı karşısında kaybedeceği anlaşılınca, oylar sayılırken seçim sistemi "gizemli" bir şekilde kapatılmıştı.

Gniş uluslararası toplum tarafından meşru kabul edilen ilk seçim 1994 yılında PRI adayının kazandığı seçimlerdi.

BAŞKAN NASIL SEÇİLİYOR?
6 yıllığına göreve gelen ve tek aşamalı çoğunluk oyuyla seçilen başkan, şu unvanları kazanıyor: Devletin ve hükümetin başı, silahlı kuvvetler başkomutanı.

Adayın, seçimden önceki 6 ayda kabine üyeliği, valilik ya da aktif askeri görev yapmamış olması gerekiyor. Ayrıca kilise rahipleri ve dini kurum yetkilileri başkan olamıyor.

Bir kez başkan olan yeniden başkan seçilemiyor. ABD'de olduğu gibi bir "başkan yardımcılığı" müessesesi de bulunmuyor.

BAŞKAN'IN YETKİLERİ
Meksika'da başkanın mutlak otoritesi büyük oranda devrimden sonra kurulan PRI'den kaynaklanıyordu.

Kendisinden sonra aday olacak PRI üyesini öneren başkan, aynı zamanda partinin tüm kadrolarını istediği şekilde değiştirebiliyordu.

6 yıllık diktatörlük ya da "imparatorluk başkanlığı" olarak da nitelendirilen sistemde, kabine üyelerini de başkan belirliyor. Başkan ayrıca büyükelçileri, başkonsolosları, Anayasa Mahkemesi hakimlerini ve Federal Bölge valisini de atama hakkına sahip.

Özellikle 1980'lerde derin ekonomik krizin ardından başkanlık sisteminde bazı düzenlemeler yapıldı. Değişikliklerle birlikte, yetkilerin bazıları Kongre'ye devredildi. Buna rağmen, eski başkanın yetkilerinin birçoğu hala duruyor.

Örneğin bütçe kararı Kongre'ye ait olsa da, 2004 yılında Anayasa Mahkemesi Başkan Fox'un başvurusuyla bütçeyi veto etmişti. Bu, Başkan'ın Kongre'nin bütçe kararını Anayasa Mahkemesi aracılığıyla veto etme yetkisine sahip olduğu çeklinde yorumlanmıştı.

Meksika'da parlamento ise, ABD'ye benzer şekilde ikiye ayrılmış durumda: Senato ve Vekiller Meclisi.

ABD ETKİSİ VE ŞİDDETİN ROLÜ
Meksika'dan bahsederken, ABD'den bahsetmemek olmaz. İki ülke arasında ilişkiler Amerikan Devrimi'nden (1774) öncesine kadar dayanıyor. Daha sonra savaşlar ve anlaşmalar ile devam eden ilişki, özellikle Diaz döneminde ABD hegemonyasının Meksika üzerinde kurulmasıyla sonuçlanıyor.

Devrim, yabancı yatırımları kısıtlasa da, özellikle 1980'lerle birlikte Meksika'nın neoliberalizme yelken açışı ve devam eden serbest ticaret anlaşmaları, ABD'nin Meksika üzerindeki etkisini pekiştirdi.

Geçen sene The Nation'da yayımlanan bir makale, Meksika başkanlarının ABD'nin etkisiyle ülkedeki neoliberal "reform"ları nasıl uyguladığını göstermesi açısından önemli.

Makalede, PRI üyesi Başkan Enrique Peña Nieto'nun, Şili Darbesi'nin mimarı ve memuru Augusto Pinochet'nin 1970'lerde Latin Amerika'da oynadığı rola benzer bir rol oynadığına dikkat çekiliyor.

Makalenin yazarı John M. Ackerman, Başkan Nieto'nun 1910 Devrimi'nin bütün ilerici kazanımlarını yok etmeye çalıştığını, Devrim'in ardından oluşturulan anayasada işçilere verilen hakları budamayı, neoliberal eğitim reformunu ve petrol sanayiini özelleştirmeyi hedeflediğini söylüyordu.

Tüm bunların yanı sıra, Nieto Meksika'yı ABD'nin "ulusal güvenliği" ile bağlanmış bir vekil devlet haline getirmeyi planlıyordu.

Öyle ki, İngiliz sermayesinin ünlü gazetesi Financial Times, Nieto'nun "Güney Amerika popülizmlerinin" önünü keserek kıtayı yeniden "Washington konsensüsü"ne bağlayacağını umuyordu.

Nieto'nun bu hedefleri, büyük bir şiddet eliyle gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Pena'nın başkanlıktaki ilk yılı olan 2013'te 18 bin şiddet olayları bağlantılı cinayet ve 2 bin 500 insan kaçırma vakası yaşandı.

Meksikalı 43 öğrencinin devlet bağlantılı uyuşturucu çeteleri tarafından polisle işbirliği içerisinde kaybedilmesi/öldürülmesi ise hala hafızalarda.

Uyuşturucu çeteleri (karteller), gündelik ve PRI bağlantılı şiddet, yoksulluk Başkan'ın "6 yıllık diktatörlüğü" ve ABD'ye bağımlılık ile birleşince, günümüz "Meksika başkanlık sistemi" tüm boyutlarıyla ortaya seriliyor.