Kübalılar Çernobil çocuklarını anlatıyor

Chernobyl dizisine dair tartışmalar sürüyor. Öyle ki diziyi izledikten sonra “sorun santralde değil sosyalizmdeymiş” bakış açısına rahatlıkla sahip olabilirsiniz. Bu bakış açısı üzerine söylenecek çok şey olsa da biz bu hafta bu tartışmaları bir kenara bıraktık ve Küba’nın Ankara Büyükelçisi Luis Alberto Amoros Nunez ile dizide anlatılmayan sosyalizmi konuştuk.
Hatice İkinci
Pazartesi, 01 Temmuz 2019 07:17

Amerikan HBO kanalında geçtiğimiz aylarda yayınlanan Chernobyl dizisine dair tartışmalar sürüyor. Dizi hakkında çok şey yazıldı ve söylendi. Diziye dair bu tartışmaların temelini, yalan- yanlış verilere dayanan anti-komünist anlatım oluşturuyordu. Gerçekten de Çernobil nükleer santralinde yaşanan patlamanın hemen öncesi ve sonrasını anlatan dizide, kazanın tüm sebepleri ve sonuçlarının sosyalizmle ilişkilendirildiğini görürüz. Öyle ki diziyi izledikten sonra “sorun santralde değil sosyalizmdeymiş” bakış açısına rahatlıkla sahip olabilirsiniz.

Bu bakış açısı üzerine söylenecek çok şey olsa da biz bu hafta bu tartışmaları bir kenara bırakacağız ve Küba’nın Ankara Büyükelçisi Luis Alberto Amoros Nunez  ile dizide anlatılmayan sosyalizmi konuşacağız.

Büyükelçi Nunez ile sohbetimizi aktarmaya başlamadan önce, 26 Nisan 1986'da Çernobil'de yaşanan felaket sonrasında 26 binden fazla çocuğun Küba'ya tedavi görmeye gittiğini ve Küba Sağlık Bakanlığı'nın öncülük ettiği bu tedavi programının 1990-2011 yılları arasında devam ettiğini hatırlatalım. Ayrıca, Sovyetler Birliği’nin dağılması ve bölgedeki sağlık sisteminin çökmesinin ardından bunların bir sonucu olarak derin bir iktisadi krize sürüklenen Küba’nın, bu en karanlık döneminde 10 bin kilometre uzaktaki çocuklara yardım elini uzatmakta tereddüt etmediğini de söyleyelim.

Küba, bu tedavi programını başlatmaya nasıl ve hangi sebeplerle karar vermişti?

Program, o zamanki Sovyetler Birliği hükümetinin dünya kamuoyuna yaptığı yardım çağrısıyla başlatıldı. Yapılan çağrı ile nükleer patlamanın ülke nüfusu özellikle de çocuklarda açtığı yaraların sarılması amaçlanıyordu. Küba devriminin imza attığı bütün önemli olaylarda olduğu gibi Küba bu çağrıya da yanıt verdi.

1990’lı yılların başında sorunun büyüklüğünü ve ne tür bir yardımda bulunulabileceğini tespit etmek amacıyla bir grup Kübalı uzman Ukrayna’yı ziyaret etti. Uzmanlara eşlik eden tıbbi ve siyasi yetkililer daha fazla hastanın tedaviye ihtiyacı olduğunu tespit ettiler ve böylece bu iş birliğine karar verildi. Aynı yılın 29 Mart’ında hastalar Küba’ya gelmeye başladılar.

Çocukların bölgeden uzakta tedavi edilmesini hangi gerekçelerle önermiştiniz?  

Programın iki temel amacı vardı. Birincisi yaşanan felaket nedeniyle hastalanan çocukları tedavi etmekti. İkincisi ise ülkelerinde devam edilecek olan bakım hizmetlerinin belirlenmesi için gözlem altında tutulup tetkik edilebilecekleri temiz bir bölgeye getirmekti.

Karar verilirken 1981 yılında Küba’da ortaya çıkan kanamalı dang salgınında yaşanan deneyimden yola çıkıldı. Bu salgın da çocukları çok kötü yönde etkilemişti. Binlerce Çernobil çocuğunun tedavi gördüğü Tarara sayfiye yerinde 1981 yılında 75 bin Kübalı çocuğa interferonla immünolojik tedavi uygulanmıştı.

Havaalanında çocukları bizzat karşılayan Fidel Castro’nun yetkililere verdiği ‘basın önüne çıkılmaması’ direktifini sormak istiyorum, gerekçesi neydi?

Konuyla ilgili ayrıntıları bilmiyorum ancak Küba devriminin tarihi liderinin bu işin reklamının yapılmaması talimatını verdiğini biliyorum. Çünkü yapılan yardım, “Sovyet halkına, kardeş bir halka” karşı yerine getirilen temel bir görevdi. Bu yaklaşım Fidel Castro’nun özgeciliğinin ayrılmaz bir parçasıydı ve Küba devrimine daima böyle bir özgecilik rehberlik etti.

Bu programın adı Tarara idi sanırım, Tarara programına kaç çocuk dahil edildi, tedavi başarısı olarak programın rakamsal sonuçları var mı elinizde?

Küba’nın muazzam siyasi iradesi sayesinde ülkemizde 1990-2011 yılları arasında 26 binden fazla hasta tedavi gördü. Bunların yüzde 84’ünü çocuklar oluşturuyordu. Çernobil’in acı dolu mirası konusunda kapsamlı, kitlesel ve ücretsiz bir sağlık programı geliştiren tek ülke Küba oldu.

21 yıl boyunca Ukrayna’dan 16 bin çocuk, 3 bin yetişkin kabul edildi.

1990-1992 yılları arasında Rusya’dan 2715 çocuk, 213 yetişkin, Beyaz Rusya’dan 671 çocuk, 59 yetişkin geldi.

Programdan Moldavya’dan 4 hasta, Ermenistan’dan da 11 hasta yararlandı.

Program kapsamında gelen çocukların çoğunluğu Küba’da 45 günlük bir tedavi alırken azımsanamayacak sayıda çocuk ise Tarara sayfiye yerinde bir yıl veya daha uzun süreyle kaldı. Gelen çocukların yüzde 67’sinde tiroid, vitiligo, saçkıran ve sedef hastalığından kaynaklanan sorunlar görülüyordu.

Programın detayları nelerdi? Tedavinin bilimsel katılımcıları ve önceliklerinden söz edebilir misiniz?

Daha önce de belirttiğim gibi programın iki temel amacı vardı: Çocukları tedavi etmek ve temiz bir alanda gözlem altında tutup tetkik etmek.

Programın özgül amaçlarıysa şunlardı: Hastaların sağlık durumunun tespit edilmesi, önleyici ve tedaviye yönelik tıbbi prosedür ile ağız ve diş sağlığına yönelik adımların belirlenmesi, fiziksel ve zihinsel rehabilitasyon programlarının uygulanması, hastalık seyrinin değerlendirilmesi ve hastaların uzun süreli olarak takip edilmesi.

Çocuklar klinik özellikleri bakımından dört gruba ayrılıyordu (bu sınıflandırmayı geldikleri ülkedeki Kübalı doktorlar ve o ülkenin doktorları yapıyordu): İleri derecede hasta olanlar ki bunlar doğrudan hastanelere veya araştırma enstitülerine geliyorlardı. Saçkıran ve sedef gibi psikosomatik olduğu düşünülen hastalıklara yol açan ileri düzeyde psikolojik rahatsızlık yaşayanlar, karmaşık semptomlara sahip olmayanlar ve görece sağlıklı çocuklar.

Başlangıçta Tarara’da 350 çocuk kapasiteli bir altyapı oluşturuldu, hastane yatakları yerleştirildi. Öne çıkan hastalıklar çerçevesinde uzmanlık alanları belirlendi ve bu alanlarda daimî şekilde hizmet verecek uzman hekim ve hemşireler tayin edildi.

Hastalara yönelik özel ağız ve diş sağlığı hizmetleri de planlandı. Bunun temelinde radyasyonun diş çürüklerine ve başka türlü ağız hastalıklarına yol açtığı yönündeki hipotez yatıyordu (nitekim çocukların büyük bir kısmında diş çürükleri mevcuttu). Gelen bütün hastaların taşıdığı radyasyon düzeyi Küba Radyasyon Hijyeni Merkezi’nde ölçüldü ve sonuca göre genetik muayeneye ihtiyaç olup olmadığı belirlendi.

Tarara’da saç dökülmesi ve sedef hastalığı nedeniyle plasenta histoterapi tedavisine ihtiyaç duyan çocuklar için ayrı bir bölüm açıldı. Bu bölümün direktörü, bu tür patolojilerin ve vitiligo gibi diğer bazı hastalıkların tedavisi için insan plasentası içerikli yirmiden fazla ürünü geliştiren Dr. Carlos Manuel Miyares Cao’ydu. Çocuklara aynı zamanda bir psikolojik bakım programı da uygulandı.

Verilen sağlık hizmetleri üç ayrı düzeyde yapılandırılmıştı. Birinci düzeyde Tarara’daki konutlarda kalan hastalara farklı klinik alanlarda aile hekimleri ve hemşireleri tarafından bütünlüklü bir tıbbi bakım hizmeti sağlanıyordu. Bu tedavi sürecine psikologlar ve diğer tıp uzmanlarının yanı sıra tercümanlar da eşlik ediyordu.

İkinci düzeyde Tarara Çocuk Hastanesi’nde kalan çocuklara sağlanan yatılı tıbbi bakım hizmetleri yer alıyordu.

Üçüncü düzeyde ise Havana’daki farklı çocuk hastanelerinde, uzman enstitülerde ve son teknolojiyle donatılmış çeşitli merkezlerde tedavi gören çocuklara verilen tıbbi bakım hizmetleri yer alıyordu. Bu hastane, enstitü ve merkezler arasında Hematoloji ve İmmünoloji Enstitüsü, William Soler Çocuk Hastanesi Kardiyoloji Merkezi, Uluslararası Nörolojik Restorasyon Merkezi (CIREN) ve Plasenta Histoterapi Merkezi gibi kurumlar yer alıyordu.

Küba devletine bağlı farklı kurum ve enstitülerden katılıma olanak sağlayan bu interdisipliner çalışma sayesinde tedavi süreçlerinin başarıyla sonuçlanması mümkün oldu.

Kaç yıl sürdü bu program?

Farklı etapları olan bu program 21 yıl boyunca ücretsiz olarak yürütüldü. 2011 yılında sonlandırılmış olmasına karşın Ukraynalı ve Rus hasta gruplarının Küba’ya tıbbi amaçlı ziyaretleri devam ediyor. 2016 yılından bu yana bu hastaların büyük çoğunluğu Havana’nın batısında bulunan Siboney Uluslararası Kliniği’nde tedavi görüyorlar.

Küba halkının programın sürdürülmesi sırasındaki katkı ve fedakarlıklarından bahsedebilir misiniz?

Küba halkı, 1990’larda Sovyetler Birliği’nin yıkılması ve ABD ablukasının sıkılaştırılması sebebiyle, “Özel Dönem” olarak adlandırdığımız süre boyunca büyük fedakarlıklarda bulundu. Bununla birlikte, ekonomik açıdan çok zor koşullara karşın Küba “Çernobil çocuklarına” özel sağlık hizmeti sunmaya devam etti. İşçi sınıfı enternasyonalizmi ve dayanışmasına olan bağlılığımız bunu gerektiriyordu.

“Çernobil çocukları” programı siyasi irademizin, dayanışmacılığa ve insancıl bir bilinç yaratmaya dayalı ilkelerimizin bir ifadesiydi.

Dünyanın çeşitli bölgelerinden, özellikle savaş coğrafyalarından benzer yardım talepleri geliyor mu? Gelirse olanaklarınız aynı şekilde geçerli mi?

Küba halkı dünyanın dört bir yanına on binlerce uzman, özellikle de doktor yollayarak çok sayıda uluslararası dayanışma örneği sergiledi, sergilemeye devam ediyor. Birkaç yıl önce Afrika’da ortaya çıkan ebola salgınıyla mücadele için yollanan doktorları, kısa süre önce Mozambik’te olduğu gibi doğal afetlerden etkilenen yardıma muhtaç kesimlere hizmet vermek için yollanan sağlık personelini, “Daha Fazla Doktor” programı kapsamında Brezilya’da hizmet veren binlerce doktoru hatırlatmak yeter.

Dolayısıyla, Küba devriminin iş birliği ve dayanışma iradesi daimî bir uygulama halinde varlığını sürdürüyor. Çatışma bölgelerine yönelik insani yardım bu açıdan ayrıcalıklı bir durum teşkil etmiyor.

Tedavi edilen çocuk ve aileleri ile Küba’nın iletişimi halen sürüyor mu?

Evet. Küba’da kaldıkları döneme ilişkin çok hoş anılara sahip olan ülkemizle mükemmel bir ilişki sürdüren bu çocukların ve ailelerinin çoğunluğuyla iletişimimiz devam ediyor. Bu kişilerin kayda değer bir kısmı Küba’yla dostluk ve dayanışma hareketleri içinde çok etkin bir şekilde yer alıyor.

Dünyada hemen her ülkede bu tür (nükleer) program ve tehditler yaygın ve güncelken, kapitalist ülkelerde sizin programınıza eşdeğer bir program hazırlığı var mı?

Bildiğim kadarıyla Küba örneğine benzer bir deneyim yaşanmadı. Bana kalırsa Küba’nınkine benzer programların hayata geçmemesinin nedenleri bencillik, dayanışma kültüründen yoksunluk, önde gelen kapitalist ülkelerin çıkarları doğrultusunda işleyen eşitsiz ve adaletsiz dünya düzeni.

“Radyoaktif çocuklar” olarak adlandırılan Çernobilli çocukların Avrupa’da hiçbir ülke tarafından kabul edilmediğini, bu çocuklar karşısında yüreği sızlayıp onları kabul etme kararı alan tek ülkenin Küba olduğunu belirten yazarlar oldu.

Küba olmasaydı bu çocukların tedavilerinin nasıl olacağına dair bir ortak fikir var mı?

Bu soruyu yanıtlamak için Küba devriminin lideri Fidel Castro tarafından 16 Nisan 2001 tarihinde dile getirilen şu sözleri tekrarlayacağım: “Sosyalizm olmasaydı, 1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer kazasından etkilenen üç ülkeden gelen 19 bin çocuk ve yetişkin tedavi olma imkanına sahip olamayacaktı; bu çocuk ve yetişkinlerin büyük çoğunluğuna Özel Dönem’in en zor koşullarında sağlık hizmeti sağlandı.”