İdlib operasyonu Antakya'dan yönetildi; komuta ABD'de

Suriyeli isyancıların ilerleyişinin yankısı sürerken çarpıcı bilgi ve iddiaların yer aldığı bir makale de Foreign Policy’de yayınlandı. Makalede İdlib operasyonunun arka planında ABD’nin cihatçılara karşı değişen tutumunun ve bölgesel anlaşmazlıkların işbirliğine dönüşmesinin yattığını öne sürdü.
Dış Haberler
Çarşamba, 06 Mayıs 2015 17:12

Suriye'deki silahlı grupların son günlerde elde ettikleri dikkate değer ilerlemenin arka planı ve doğurabileceği olasılıklar üzerine çeşitli görüşler ortaya atılmaya devam ediyor.

Foreign Policy’de dün yayınlanan bir makalede, isyancıların ilerleyişinin ABD’nin Suriye’de savaşan cihatçı gruplara karşı tutumunda yaşanan değişiklik ve son dönemde “didişmeden” işbirliğine dönük bir görüntü veren Suudi ve Türkiye-Ürdün ikilisinin rolüyle ilgili boyutuna değinildi.

Makalenin yazarı Charles Lister’a göre, daha önceki dönemde Suriye konusunda birbirleriyle rekabet halinde olan "muhalifleri" destekleyen Suudi Arabistan ile radikal İslamcı grupları destekleyen Türkiye-Ürdün, bir süredir “uyum” içerisinde faaliyet gösteriyor.

'MUHALİF' KARARGAH TÜRKİYE'DE, KOMUTA ABD'DE
Lister bu argümanını desteklemek için İdlib operasyonunun arkasındaki güçlerin nasıl bir koordinasyon içerisinde çalıştıklarına dair çarpıcı bilgiler paylaşıyor. Yazara göre, İdlib operasyonunu yöneten kumandanlardan bazıları Türkiye’de bulunan ABD yönetimindeki operasyon odasının Nisan ayı başlarından bu yana ÖSO’nun operasyona dahil olması konusunda çaba sarf ettiğini aktardı.

ABD müttefiklerince “ılımlı” kabul edilen ÖSO’nun, cihatçıların başını çektiği İdlib operasyonuna komuta düzeyinde dahil olması, radikal gruplar konusunda yakın bir zamana dek dillendirilen “çekincenin” bir kenara konduğu olarak yorumlandı. Yazar ayrıca, Türkiye’deki operasyon odasının Ürdün’de bulunan türdeşiyle birlikte cihatçı gruplara dönük istihbarat desteğini son haftalarda ciddi ölçüde artırdığı bilgisini paylaştı.

'SURİYE'NİN YENİ DİNAMİĞİ'
ABD’nin tutumunda yaşanan değişiklik, Lister’a göre büyük ölçüde Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar arasında yeniden gözlemlenen yoğun bölgesel işbirliğinin yarattığı basınçtan kaynaklanıyor. İkinci ve daha tali olan gerekçe ise İran ile son dönemde ilişkilerini derinleştiren ABD’nin Sünni Körfez ülkeleriyle arayı açmaktan kaçınması.

Makalede ABD’nin cihatçı gruplar konusundaki tavrına dönük değişikliğine meşruiyet sağlamaya yoğun çaba harcanması da dikkat çekti. Cihatçı ve sözde ılımlı grupların rejime karşı “yeni bir birliktelik duygusu yakalamalarının” olumlu bir gelişme olduğunu öne süren yazar, El Kaide’yle işbirliği yapmanın “halen daha iyi bir alternatifinin olmadığını” savundu.

Özgür Suriye Ordusu’ndan Nusra Cephesi gibi cihatçı gruplara uzanan geniş bir koalisyonun ortaya çıkmasını “Suriye’nin yeni dinamiği” şeklinde makul hale getirmeye çabalayan Lister, “farklı ideolojilere sahip çok sayıda grubu bir araya getirmenin” önemli olduğunu savundu.

'UÇUŞA YASAK BÖLGE'YE DESTEK
Suriyeli isyancılar arasında cihatçıların prestijinin giderek artmasını “Esad’ın kurtarılan bölgeleri kana bulamasına” bağlayan yazar, bu durumu önlemenin yolunun Suriye’nin kuzeyinde rejimin “rastgele hava taarruzunu” engelleyerek, bu bölgelerde “sivil ve temsili yönetimin” kurulmasını desteklemek olduğunu öne sürdü. 

Yazar, Türkiye’nin başını çektiği “uçuşa yasak bölge” çağrılarına destek çıkmayı da ihmal etmedi.

'TÜRKİYE EL KAİDE'Yİ DENGELEMEYE ÇALIŞIYOR'
Makalede Türkiye’nin Ahrar'uş Şam ile İslam Ordusu adlı iki büyük grubu birleştirme çabalarının, El Kaide’nin (Nusra Cephesi) Suriye’de artan prestijine karşı yürütüldüğünün öne sürülmesi de dikkat çekti.

Bu iki grubun toplam savaşçı gücünün 70.000’i bulduğunu öne süren Lister, Türkiye’nin Suriye’deki İslamcıları birleştirme konusundaki yeteneğine övgüler düzdükten sonra, bu çabanın ardında “Suriyeli İslamcı” bir zemin yaratarak El Kaide’yi dengelemek ve artan yükselişinin önüne geçmek gibi bir motivasyon bulunduğunu iddia etti.

Yazara göre bu çaba rejime karşı “muhalefetin” elini güçlendirmesinin yanı sıra El Nusra ve İslam Devleti gibi örgütlere karşı da “sağlam bir bariyer anlamına gelecek.

Oysa Ahrar'uş Şam örgütü, El Kaide lideri Ayman el-Zevahiri'nin "kişisel temsilcisi" Halid es-Suri tarafından kurulmuştu.