'Çin'de kimse Buda'ya yalvarmıyor iyileşmek için'

Devlet salgını gizledi mi? İnsanlar marketlere hücum etti mi? Aç kalanlar oldu mu? Devlet zora başvurdu mu? Hastalık yüzünden imana gelenlerin olduğu doğru mu? 2007 yılında eğitim için gittiği Çin'de 13 yıldır yaşayan bir çocuk babası Ozan Çakman sorularımızı yanıtladı.
Mehmet Kuzulugil
Pazar, 15 Mart 2020 11:42

Ne kadar zamandır Çin'de yaşıyorsunuz?

2007'den beri Çin'de yaşıyorum. Buraya eğitim amaçlı olarak geldim, sonra eğitimim bittiğinde burada kalmayı tercih ettim. Eğitimim başladığı dönemlerde evlendim. Bir oğlumuz var.

Hangi kenttesiniz?

Ben daha önce Guangzhou'da yaşadım. Guangdong eyaletinin Guangzhou şehrinde. Daha sonra 2016'da Şiyan şehrine geçtim. Hubey eyaletinin içinde bulunuyor bu şehir. Şu anda hatta karantina altındalar hâlâ.

2018 yılında Guangzhou'ya döndüm. Qingyuan diye bir şehirden Guangdong içindeki bir şehirden ev almıştık, orada yaşamaya başladım daha sonra. Askerlik dönemim oldu 2019'da. 2020'de hâlâ burada Qingyuan'dayım

Salgını nasıl haber aldınız? Bir genel duyuruyla ya da ulusal medya haberleriyle mi? Öncesinde bir söylenti yayıldı mı?

Salgını, ben fazla haberleri takip etmeyen bir insan olduğum için biraz eşimden, çevremden haber aldım. Haberlerde zaten açıklanıyordu 15 Ocak itibarıyle. Ayrıca WeChat diye bir sosyal medya uygulaması var burada, oradan da paylaşımlarda görüyorduk zaten. Özellikle Hubey ve çevresindeki eyaletlerde maske takmaya başlamış insanlar vardı, bu şekilde haberdar oldum.

Bunun öncesinde bir söylenti yayılmadı bizde, 15 Ocak öncesinde o kadar ciddi bir durum olduğunu bilmiyorduk. Daha çok Hubey eyaleti çevresinde yayılmıştı bu söylentiler, zaten oradan başladığı düşünülüyor hastalığın.

Salgınla ilgili ilk bilgilendirme açısından yöneticilerin yaptıklarını nasıl buluyorsunuz? Bilgi gizleme yoluna gittiklerini düşünüyor musunuz? Ya da özellikle şunu soralım: açıklık ve toplumu doğru ve serinkanlı şekilde yönlendirme dengesi ne ölçüde sağlandı?

İlk başta haberlerde göstermeye başladılar, işte Hubey eyaletinde yaşananlar; Wuhan'da yaşananlar. Daha sonra bu yayıldıkça biraz daha durum ciddileştikçe devlet önlemler aldı. İlk önce Wuhan şehrini kapattı, daha sonra Hubey eyaletini kapattı. Ve insanlara uyarılarda bulunmaya başladılar. İşte “maske kullanın, ellerinizi yıkayın, önlemlerinizi alın” şeklinde açıklamalar geldi. Televizyonlarda her gün açıklama yapılmaya başlandı 15'inden sonra.

Hem kurumların hem de yurttaşların salgın sırasındaki davranışlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani yöneticiler ne tür adımlar attılar? Yurttaşlar nasıl hareket etti?

Televizyondaki bu haberlerden ve sosyal medyadaki özellikle WeChat gibi sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalarla tabii halk maske takmaya başladı, ellerini yıkamaya başladı düzenli olarak. İnsanlar dışarıya fazla çıkmamaya başladı, önlem olarak. Gerekmedikçe dışarı çıkmayın dendi. Okullar zaten tatil döneminde olduğu için kapalıydı. Çin yeni yıl döneminde olduğu için işyerleri de tatildi. Yani bu konuda zaten insanlar çoğunlukla aileleriyle evde oturdular. Tatilde yaptıkları gibi. Çünkü her yıl Çin’in yeni yıl kutlamalarında herkes ailesinin yanına gidiyordu. Evlerinde oturmaya başladı insanlar dışarıya çıkmamaya başladılar. Tatile gidecek olanların büyük bir kısmı tatillerini erteledi, aileleriyle kaldılar.

Fakat biz 22'sinde gittik, tatilimizi yaptık bir otelde. Çünkü her Çin yeni yılında aileden bir 70-80 kişi toplanıp bir otobüsle bir otele gidiyoruz. Hot spring yani kaplıca oteline gidiyoruz. Kaplıca oteline gittik, iki gün kaldık, maskelerimizle geri döndük tabii. Biz aile olarak biraz umursamaz davrandık, ama hiçbirimize hiçbir şey olmadı.

'DEVLET MASKELERİN KARABORSA SATILMASINA İZİN VERMEDİ'

Salgın koşullarında temel ihtiyaçların karşılanması için neler yapıldı? Yani üretimdeki daralma, sokakların boşalması, yer yer sokağa çıkma yasakları ve bazen kaçınılmaz olan panik koşullarında insanların temel ihtiyaçlarına ulaşmalarında sıkıntılar yaşandı mı? Bununla ilgili ne tür önlemler alındı?

İnsanların temel ihtiyaçları konusunda bir sıkıntı yaşanmadı. Zaten burada çoğu şeyi uygulamalardan sipariş ediyorsunuz ve kapınıza kadar geliyor. Hani ne bileyim, karnınız acıktı mesela, yemek sipariş ediyorsunuz kapınıza geliyor. Market alışverişiniz var, sipariş ediyorsunuz büyük marketlerden kapınıza geliyor. Bu konuda bir sıkıntı yaşanmadı fakat ilk başlarda maske konusunda bir sıkıntı olmuştu, bunu da daha sonradan çözdüler zaten.

Maske konusundaki sıkıntılarla ilgili devlet şu şekilde bir önlem aldı, mesela eczaneye ya da hastaneye gidiyorsunuz. Adınızı, kimlik numaranızı ya da pasaportunuzu yazdırıyorsunuz, kişi başı aylık 10 tane maske, zaten insanlar fazla dışarıya çıkmadığı için bir ailede 3 kişi yaşıyor diyelim, kişi başı 10 maske demek 30 tane maske, hadi diyelim anne – baba mesela Çin aileleri birbirine yakın yaşıyor, biz eşimle 6. kattayız, annesi babası 5. katta yaşıyor aynı binanın içinde; bu sebeple zaten maskeler yetti. Devlet bu konuda aylık 10'ar maske desteği sağladı. Bu maskeler de karaborsaya düşmesin diye ayrıca normal fiyattan sundu bunları. 1,5 yuan maskenin tanesi, 1,5 yuan'dan verdi. Tabii karaborsa maskeciler de oldu. Mesela adam maske fabrikasında çalışıyor, bu adam fabrikanın ona verdiği 1000 maske var diyelim, onu 1,5 değil de 4,5 yuan'dan sattı insanlara, WeChat üzerinden para alarak. Bunlar da oldu. Ama devlet maske desteğini zaten sağlıyor.

Özellikle Wuhan'dan bir dönem gelen fotoğraflar gerçekten ürkütü bir distopya tablosu hissi veriyordu. Boşalmış sokaklar, evlerine kapanmış milyonlarca insan. Wuhan gerçekten o dönemi bu şekilde mi geçirdi? Toplumsal dayanışma, yardımlaşma, bazen kendi ölümünü göze alan insanların gönüllü çalışmaları gibi şeyler olmadı mı?

Wuhan'da karantina ilan edildi zaten ilk başlarda insanlar dışarıya çıkmadı ama hayat da durmadı. Mesela insanların ihtiyaçları var diyelim, yiyecek içecek ihtiyaçları sağlandı. Videolarda var bir hemşirenin eşi çekiyor, Vlog olarak. Hemşire hasta olmuş, eşi ona bakıyor bir on gün kadar. Daha sonra hastaneye götürdüler tabii. Hastanede bakıma alındı, karantinaya alındı. Onlar yiyecek içecek desteklerini şu şekilde sağladılar. Burada siteler var, güvenlikli siteler. Etrafı duvarlarla örülü sitelerde yaşıyor insanlar çoğunlukla. Bu sitelerin güvenlikleri ve müdürlükleri var. Müdürlüğe bildiriyor insanlar, diyorlar ki, “Benim bugün buna buna buna ihtiyacım var” ardından veriyorlar paralarını, ücretlerini. Bir kaç saat içinde o müdürlüklerden karantina ortamında yani böyle üzerlerine özel kıyafetler giymiş insanlar tarafından o siparişler alınıyor ve kapılara teslim ediliyor. Bu şekilde olduğu için hiç kimse virüse maruz kalmamış oluyor. Bu sebeple de aç kalan olmadı zaten Wuhan'da arkadaşlarım var benim, onlar da anlattı.

GÖNÜLLÜLER VE TOPLUMSAL DAYANIŞMA

Wuhan'da ayrıca yabancı öğrenci ya da başka meslek sahipleri de var. Benim gördüğüm ve duyduğum kadarıyla -zaten Vlog çeken çok insan var- bu şekilde insanlar birbirine yardım etmeye başladı, ne bileyim bazı yabancılar hastanelerde gönüllü olarak çalışmaya başlamış. Bir karı-koca var, hastaneye gitmişler, “gönüllü olmak istiyoruz” demişler. Makinalar vermişler onlara, insanların ateşini ölçüyorlar. O tarz gönüllü olaylar da oluyor tabi ki, çünkü herkesin problemi bu.

Bir kaç tane restoran gördüm Vlog'larda çekilen, bu restoran sahipleri kendilerini riske atarak dükkanlarını açmışlar, yemek pişiriyorlar, hastanelere yolluyorlar. Hastanelerdeki insanlar hazır yemek yemesin, normal yemeklerini yesinler diye. Aç kalma olmasın diye hastalara ve doktorlara yemek yapıp yolluyorlar hergün. Böyle insanlar da var. Herkes elbirliği içinde ve çok duygulandırıcı bir şey bu. Bazen Vlog'ları izlerken ağlatıyor. Vloglar bildiğiniz gibi İngilizce ve Çince olduğu için bir çok insan ulaşamıyor bunlara.

Benim gördüğüm en absürd şeylerden birisi insanlar evcil hayvanlarını balkonlarından aşağıya atmışlar, ölüleri falan gösteriyorlar. Bir tane, sadece bir iki resim var o şekilde sosyal medyada dolaşıyor. Bunların da aslı ortaya çıktı. Bazı insanlar o sırada Wuhan'da olmadığı için, dönemedikleri için maalesef evcil hayvanları da açlıktan, yani yapacak bir şey olmadığı için atlayıp ölenler olmuş. Tabii üzücü bir durum ama adamlar evlerinde yok ne yapsınlar.

Devletin sağlık hizmetlerini salgın koşullarında nasıl örgütlediğine ilişkin gözlemlerinizi paylaşır mısınız bizimle?

Devlet, sağlık hizmetleri salgın koşullarında şu anda zaten üç aydır çoğu insan çalışamıyor ve maaş alamıyorlar. Maaş alamayan insan tabii ki hastaneye gittiğinde ne yapacak, parası yok, kredi kartından çekecek ya da bir şey yapacak. Bir kere Koronavirüsü testleri bedava yapılıyor. Ayrıca bu tedaviler sırasında yüzde 100 olmasa bile yüzde 20 ücretini alarak yapıyorlar. Yüzde 100 bedava olmasa bile, yüzde 20 alarak tedavi yapıyor devlet hastaneleri şu anda. Çünkü o insanlar çalışamıyor, 2 ay 3 ay maaşı yok ne yapacak ölecek mi? Tabi ölmelerine izin vermiyor insanların.

Herkes tedavisini olabiliyor. Hatta şöyle haberler de gördüm ben “Uygur bölgesinde insanlara tedavi uygulanmıyor” ya da “Uygurlular hastalıklı bölgelere yollanıyor” gibi. Hastalıklı bölgelerin arasında Uygur bölgesi de var ve bu insanlar arasında hasta olanlar da vardı. Şu anda iyileşti çoğu. Bir kaç tane kalmış galiba hasta olan, onlar da hastanede kontrol altında. Böyle haberlerle Çin hakkında propaganda yapılıyor. Daha çok Batı medyası yapıyor bunu, bizim habercilerimiz de İngilizce'den, hatta Google Translate'le çeviriyor, yayıyor bunları. “Çin kötü” onlar için.

Özel olarak Wuhan'da çok kısa sürede yüksek kapasiteli hastaneler kuruldu. Bu süreci izlediniz mi? Varsa gözlemlerinizi paylaşır mısınız? Hastalığın izole edilmesi ve o koşullarda özellikle risk taşıyan hastaların iyileştirilmesi açısından ne kadar işlevli olabildi bu adımlar?

Şimdi bildiğiniz gibi hastanelerde bir sürü departman vardır. Böyle yayılan bir hastalığı engellemenin yollarından birisi de bu normal hastalarla karantinadaki ya da Koronavirüsü olabilecek hastaları ayırmaktır. Zaten bunları yapmak için Çin geçici hastaneler kurdu. Sadece Koronavirüs vakalarını aktarabileceği hastaneler açtı ve onları direk oralara aktardı. O hastanedeki bebek doğum ünitesindeki bebekler, ya da kanser tedavisi gören birine bulaşmasın diye. Bu geçici hastaneler bunun için kuruldu. Zaten şu anda bir çok geçici hastane kapatılmış durumda. Bu geçici hastaneleri 5-6 gün içinde kurabilmelerinin sebebi şuydu, bunlar konteyner hastane yani ticarette kullanılan konteynerlar. O tarz bir prefabrik malzemeyle kısa dönemde böyle bir hastaneyi kurabilirsiniz. Çünkü yeterli işçi gücünüz varsa, yeterli makineniz varsa bunları kurabilirsiniz. Önemli olan 5-6 gün gibi bir sürede çok hızlı bir şekilde kurulmasıydı onların. Ayrıca spor salonları, toplanma merkezleri, bu tarz yerlerde de geçici hastaneler kuruldu. Mesela üstü kapalı stadyum tarzı bir yer var diyelim, ya da basketbol sahası var diyelim, bunların çoğunu yataklı hastaneye dönüştürdüler. Şu an çoğu kapanmış durumda. Hastaların yüzde 70-80'i iyileşmiş durumda. En son baktığımda yüzde 79'du. 80 bin vaka var şu an Çin'in içinde. Sanıyorum 17-18 bin kişi kaldı onlar da kontrol altında o geçici hastanelerde bulunuyor. Şu anda Çin hastaneleri bu virüse karşı önlemli ve Çin bu virüsü yenmiş gibi görünüyor şu anda.

Hastalıkla ilgili sanıyorum bir yeni aşı bulundu, şu anda deney aşamasında. Önce bazı hayvanlar üzerinde deneyecekler, sonra insan denekler üzerinde denemeye başlayacaklar. Eğer başarılı olursa bunu seri üretime koyup diğer hastalara uygulayacaklar.

Şu anda hastalığın uygulanan bir ilacı yok, şöyle bir şey var hastalığı bazı geçmişte görülen virüslere uygulanan tedavilerle engellemeye çalışanlar var. Tedavilerle tedavi etmeye çalışanlar var. Mesela semptomları engellemeye çalışarak, durdurarak tedavi etmeye çalışanlar var. İşte mesela, ateşi çıkıyor insanların, ateş düşürücü; nefes yolunda sıkıntı oluyor, nefes borusunu açabilecek ilaçlar, akciğere nüfuz edebilen ilaçlar.. Bu tarz ilaçlarla tedavi ediliyor, bir süre sonra da iyileşiyor. Zaten iyileşen oranlarına baktığınızda iyileşen insanların sayısının fazla olduğunu görüyorsunuz.

Zaten bu hastalıkta ölüm oranı çok düşük. Çin içinde yüzde 3 gibi bir ölüm oranı var. Biraz Avrupa'da yayıldığında, işte İran, İtalya gibi yerlere yayıldığında -Fransa ve Almanya'da da çok yayıldı bugünlerde- ölüm oranları yükseldi. Şu anda virüsün dünya genelindeki ölüm oranının yüzde 4'ten fazla olmasının sebebi, biraz da Avrupa ülkelerindeki önlemsizlik. Yani takmadılar fazla, “bir şey olmaz” dedi halk. Çünkü halk da önlem almalı. Bu sebepten dolayı biraz tehlikeli duruma geldi Avrupa'da özellikle.

Batı ülkelerinde yaşayanlar için doğal sayılan iki şey var. Öte yandan bu "doğal" davranış toplamda büyük zararlara da yol açıyor.
Bir tanesi şu marketlere hücum tablosu. İnsanlar, felaket anında yaşam savaşını kişisel olarak veriyor ve daha sonra bulamayacağını düşündükleri ihtiyaç malzemelerini edinmek için bazen birbirlerini ezerek harekete geçiyor.
İkincisi de kaçış. Salgın bölgesinden hızla uzaklaşmak isteyen kalabalıkların salgını çok daha tehlikeli biçimde yaydıkları örneğin İtalya'da görüldü.
Çin'de durum neydi?
Bağlantılı bir soru ya da bu sorunun yanıtı içinde belki yerini bulur: Salgının Çin içindeki yayılımının bu açıdan biraz daha kontrol altına alınabilir olmasını Çin devletinin baskıcılığına ya da yoksulluğa -insanlar paraları olmadığı için zaten salgın bölgesinden uzaklaşamıyordu gibi- bağlayan çokça yayın yapıldı. Bu mu gerçekten?

Çin'de salgın bölgesinden kaçma gibi bir durum olmadı fazla. Neden, çünkü zaten Wuhan'ı ve Hubey’i karantinaya aldıktan sonra Çin, insanları kontrol etmeye başladı. Hızlı trene veya uçağa binen kişilerin listesi devletin elinde oluyor. Bakmaya başladılar, bu insanlar nerelere gidiyor, ne yapıyor, kimlerle temas etmiş, kimlerle görüşmüş. Tek tek insanların sicilini çıkarttılar. Bu biraz korkutucu bir şey gibi gözükebilir, ama bence çok güvenli bir durum. Güvenlik önlemlerini arttırdılar. Zaten bu sebepten de 3-4 haftadır düzgün yeni vaka sayısı gözükmüyor. Zaten ilk iki ayda, Ocak ve Şubat aylarında 80 bin kişiye ulaştı. Şu an artmıyor vaka sayısı. Çünkü önlemlerini aldı insanlar, devlet önlemlerini aldı daha doğrusu. Çünkü insanları tek tek kontrol etmeye başladılar. Ev ev hatta doktorlar gelip, “daha önce seyahat ettiniz mi, Ocak, Şubat hatta Mart ayında başka bir şehre geçtiniz mi” tek tek sormaya başladı. Bu sebeple de zaten herkes nereye gittiği, kimlerle temas kurduğu belli olduğu için şüpheli durumu olanlar gözetim altına alınmış oldu.

Mesela geçen hafta benim evime de geldiler, o ara lavabodaydım kapıyı açamadım. Kapıya bir not bıraktılar, kağıtların bir tanesinde bir QR kodu vardı. Kodu okutunca bulunduğunuz sitenin korona virus grubuna giriyorsunuz. Whatsapp gibi bir uygulama Wechat grubu. Wechat biraz daha gelişmiş. O gruba giriyorsunuz. O grupta iki doktor size soruyor: “Bu aralar ne yaptınız, kaç gündür evdesiniz, kaç gündür seyahat etmiyorsunuz, günlük hayatınızda ne yapıyorsunuz” bunun gibi sorular soruyorlar herkese. Siz de bunları cevaplıyorsunuz.

KORONA VİRÜSÜ YASALARI

Çin “Korona Virusu” yasaları diye bir sürü yasa çıkarttı. Bu sorulara yalan yanıt verenler olursa, hapis cezası var. Ayrıca, yalan haber, saçma haber, olmayan şeyler yayarsanız ölüm cezasına kadar giden cezaları var. Bence bu da yerinde çünkü kötü amaçlı olan insanlar bile bir duracak yani. Bu da güvenliği sağlamak açısından çok önemli. Özellikle karaborsacılar yakalanırsa büyük uygulamalar yapılacağını söylediler. Karaborsa maske, maske işi şu anda devlete ait, devletin kontrolünde. Eğer bunu insanlar karaborsa olarak satmaya çalışırsa, bunun da bir hapis cezası olduğunu bildirdi. Bu tarz caydırıcı önlemler aldı insanlara karşı. Bu tür zamanlarda biliyorsunuz insanlar çıkarları için herşeyi yapıyor. “Birazcık daha para kazanayım. Ah ne güzel virus de gelmiş, parayı kırayım ben bu virüsten” diyen insanlar için bu tarz önlemler aldılar.

Aslında şu anda Türkiye'de duyduğum kadarıyla özellikle kolonya ve maske alanlarında karaborsa artmış. Bizim devletimizin de bu tarz önlemler alması gerekiyor. 50 maskelik kutu, 20 lira olan maskeyi sen insanlara devir kötü diye 100 liraya 150 liraya satamazsın. 5 kat, 10 kat kâr edeceğim diye insanların sağlıklarıyla oynayamazsın. Bence devletimizin bu konuda önlemler ve olağanüstü kısa süreli uygulanacak yasalar çıkarması gerekiyor diye düşünüyorum. Çin'deki gibi ölüm cezası gibi cezalar olmasa bile, caydırıcı olarak bir hapis cezası çıkartılabilir diye düşünüyorum.

Özellikle son beş yıldır Çin'deki insanların ekonomik durumu gelişmiş durumda. O kadar yoksul insan kalmadı fazla. Bu sebeple zaten yoksul olsa bile Çin yeni yılında seyahat ediyordu insanlar. Mesela adam Guangzhou'ya gidiyordu çalışmaya ama Guelin'li. Mesela kasabasından kalkıyor, üniversitesini okuyor, büyük şehre gidiyor çalışmaya. Her Çin yeni yılında kasabasına geri döner bu tarz insanlar. Bunların çoğu zaten geri döndü, yani hastalık yayılmadan önce geri döndü. Zaten seyahat edebiliyorlar. Çok yayılmamasının sebebi, insanların yoksulluğu, seyahat edememesi falan değil. Çok yayılmamasının sebebi devletin aldığı önlemler. Devlet dedi ki, kardeşim biz burayı karantinaya aldık, kendinize dikkat edin, maske takın. Mesela kamu kuruluşlarında maskesiz dolaşma yasağı çıktı, AVM'lerin girişlerinde ateş ölçümü cihazlarıyla bekleyen güvenlik görevlileri çıktı. Yani devlet önlem aldı ama bunu insanları germeden yaptı. İnsanlar bu önlemler var diye sinirlenmedi. Kızmadı, bir eylem yapalım, sokaklara çıkalım, bastıralım, mastıralım. O tarz şeyler olmadı, görmedim de duymadım da. Çin'in birçok şehrinde Çinli arkadaşlarım var zaten ve WeChat üzerinden “an”larını çekip yolluyorlar sürekli hani “moment” diyoruz biz, “an”… Gördüğüm kadarıyla hiç böyle bir taşkınlık olmadı, Uygur bölgesinde dahil. Ki o kadar şey söylerler Uygur bölgesiyle ilgili, adamlar sağlıklarını düşünüyorlar, sağlığını düşünen adam çıkıp da eylem mi yapacak. Yani biraz gülüyorum o tarz haberler gördüğümde. Hadi kendi sağlığını düşünmesin, sevdiklerinin sağlığını düşünmemek olabilir mi? Çocuğu var evinde, tabii ki düşünecek. Devlet diyorsa “tehlike var, evinde oturacaksın”, evinde oturdu insanlar da yani. Bir 50 gündür evinde oturan insanlar biliyorum. Hatta bir arkadaşımın maskesi kalmamış, “Git eczaneden al” dedim. “Maske kalmadı evde, o yüzden evden çıkmıyorum, eve söylüyorum herşeyi” diyor. Siparişlerle geliyormuş eve, çıkmaya da korkuyor, eczaneden almaya da korkuyor. Zaten bir çok market, eczane, maskeli olmayanı içeriye almıyormuş.

Bu arada ben de bir 25-30 gündür bir tekstil fabrikasında (maske ve doktor koruyucuları, giysileri üreten) çalışıyorum gönüllü olarak. Gördüğüm kadarıyla insanlar zaten evinde oturmaktan sıkılmış, çıkmış fabrikalara yardım ediyor. Bizim fabrikada da eskiden 20 kişi çalışıyordu, şimdi bir bakıyorum günde 100 kişi girip çıkıyor. İnsanlar gitti, fabrikalarda çalışıyor, üretime destek veriyor. Zaten fabrika sahibi bu gönüllü olarak giden insanlara üç kat maaş vermeye başladı. Kadın arkadaşım fabrikanın sahibi oradan biliyorum. Gönüllü olanlar konusunda bir sıkıntı yok, zaten herkes bir ucundan tutmaya çalışıyor. Zaten evinde sıkılmış insanlar, fabrikalarda gönüllü oluyor, hastanelerde bir şeyler yapıyor. Doktor olmanıza gerek yok bunun için. Bir ateş cihazı alıyorsunuz, giriş çıkışlarda insanların ateşini ölçüyorsunuz. Bu bile gönüllü bir iş. O yüzden gördüğüm kadarıyla insanlar hep birlikte savaşıyor. Çin'in içinde 40'tan fazla millet var, herkes birarada elinden geleni yapmaya çalışıyor. Elinden bir şey gelmeyen varsa da evinde oturuyor, hastalık yayılmasın diye dışarıya çıkmamaya çalışıyor.

Geçen gün bir sosyal medyada gördüm, videosunu çekmişler. İtalya sokaklarında tanklar dolaşıyor, karantinadaki insanlar dışarıya çıkmasın diye tankları indirmiş ordu. Tanklar şehrin sokaklarında devriye geziyor. Burada hiçbir şehrin sokağına tank indiğini görmedim, duymadım, arkadaşlarımdan da haber almadım. Yani asker sadece kontrol amaçlı bulunuyor sokaklarda. Bakıyorlar hasta olan insan varsa, gidiyorlar yanlarına destek götürüyorlar. Zaten ev ev kontrol ediyor doktorlar. Her doktora belli bir bölge ayrılmış durumda ve bazı bölgeler, mesela Hubey eyaletinin içinde her bölge düzenli olarak ev ev, kapı kapı insanlara ateş kontrolu yapılıyor, ateşin var mı diye bakıyorlar. Bunu da Hubey eyaletindeki arkadaşlarımdan öğrendim, çünkü orada daha önce yaşadığım için çok arkadaşım, çok tanıdığım var.

Hatta Hubey'deki arkadaşlarıma sormuştum, “Eğer bir ihtiyacınız varsa, Guangzhou karantina altına alınmadı, Guangdong bölgesi karantinada değil, burada biraz daha rahat hareket edebiliyoruz. Bir ihtiyacınız varsa buradan alalım, yollayalım size” dedim. Çoğu demeyeyim, hepsi “Bir ihtiyacımız yok, burada herşeyimiz tam” diyorlardı, o yüzden bir şey yollamadım.

Şu anda fabrikalar ve işyerleri yüzde 90 oranında açılmış durumda. Bizim fabrika zaten Ocak'ın 25'inde çalışmaya başlamıştı, ben biraz geç gittim. Diğer fabrikalar da bu şekilde maske fabrikaları, medikal ekipman fabrikaları 25-30 Ocak arasında çalışmaya başlamıştı. Bizim fabrikamıza devletten görevliler gelmiş Guangdong eyaletinden fabrika sahibiyle görüşmüşler arkadaşla. Fabrikanızı açmanız gerekiyor, devletin sizin ürünlerinize ihtiyacı var diye fabrikayı açtırmışlar.

Yani tatildeki patronlarını tatillerinden ederek fabrikalarını açtırmışlar, işçilerle birlikte. Ama sıkıntı yaşayan, bu konuda bir sıkıntısı olan görmedim. İnsinlar canla başla çalışıyor, çünkü bu bir savaş sonuçta. Neden? Bütün ülkeyi ilgilendiriyor. Biz orada bir şey üretiyoruz, bütün ülkenin içinde bir hayat kurtarıyor. Senin ürettiğin her ürün bir hayat kurtarıyor. Öyle düşünerek ürettiğin zaman, paketlediğin zaman, saydığın zaman, yolladığın zaman içinde bir mutluluk oluyor.

'ARTIK DÜNYAYA YARDIM ETMEYE BAŞLADIK' DİYORLAR

Bu arada Çin ilk başlarda yurtdışından maske ihtiyacını karşılamak amacıyla alımlar yapmıştı. Fakat şu anda fabrikaların çoğu açılmış olduğu için maske ihtiyacı tamamen karşılanmış durumda, medikal ekipmanlar da dahil, ve bazı fabrikalar artık yurtdışına satmaya başladı. Avrupa ülkelerine, Kore, Japonya gibi ülkelere maske satışına başladı fabrikalar. Ayrıca zaten duymuşsunuzdur belki, Çin dün İtalya'ya bir uçakla hem doktorlar yolladı (Hubey'deki hastaneler kapandı, geçici oluşturulan hastaneler, o hastanelerden boşalan doktorlar uçağa bindirildi İtalya'ya yollandı) ayrıca medikal ekipman desteği de duyduğum kadarıyla İtalya'ya yollamış. Çin kendi içini temizledi, temizleyecek 16-18 bin kişi arası kaldı “Artık dünyaya yardım etmeye başladık” diyor yani.

Bu süreçte gördüğüm kadarıyla Başkan Xi evinde oturmadı, fabrika fabrika dolaştı, işleyişi kontrol etti; hastane hastane dolaştı, Wuhan'a gitti geçen gün hatta. Wuhan'daki karantina hastanelerinden birine gitti kontrol amacıyla. Adam oturmuyor, adam sürekli kontrol ediyor. Ne nasıl gidiyor, işleyiş nasıl? Korkmuyor adam. Normalde bir devlet görevlisisin, devletin başısın, liderisin, korkarsın di mi yani. Ne bileyim, evinde oturursun, sarayında oturursun, tweet'lere bakarsın. Adam öyle yapmadı, adam her gün başka yeri, başka alanı dolaşıyor. Geçen gün Wuhan sokaklarını dolaşıyordu, insanlar camlardan bakıyor işte “Başkan Xi geliyor”, el sallıyor.

Bu süreçte devlet de halka destek verdi, devlet halkın motivasyonunu artırdı. Böyle bir süreçte karantina ortamında motivasyon çok önemlidir. Neden? Şimdi siz diyelim bir ay boyunca evde kaldınız. Bir ay boyunca o dört duvarlı evde kaldınız, motivasyonunuz düşer, bir depresyon havası oluşur. Hani ne kadar tatil de olsa, bir yere kadar, ailenizle olmak bir yere kadar. Bir depresyon havası oluşuyor. O depresyon havasını önlemek için devlet görevlileri sürekli ev ev dolaştı ve devlet de bu süreçte motivasyon olarak insanlarına gayet destek oldu.

Şimdi Avrupa ve bazı başka ülkelerde şöyle düşünenler oluyor. İşte “Beni evime hapsedemezsiniz bu benim insan hakkım dışarıda dolaşacağım”. Tamam hakkıdır özgürce dolaşmak, gezmek-tozmak, sinemaya gitmek falan ama sen başkasının sağlık hakkını gasp ediyorsan o senin kullandığın şey insan hakkı değildir. Özellikle bu yaptıkları, maskesiz dolaşanların bu yaptıkları diğer insanların sağlık haklarını gasp etmek olarak görüyorum ve kesinlikle bir insan hakkı değildir. Biz Çin'de günlerdir evde oturduk. Bir çok insan 50 gündür oturuyor, ben fazla oturmadım fakat bir çok insan 50 gündür evde oturuyor. Bu insanların insan hakları gasp edilmiş mi? Bu insanlar sağlık hakları olduğu için evlerinde oturmaları söylenmiş. “Sağlıklı olmanız gerekiyor sizin, siz virüs kapmayın ki ailenize de yayılmasın” olay bu işte.

İnsan hakkım var diye, gitsem ben çıksam, maskemi de takmasam; Guangzhou büyük şehir orada hâlâ virüs olabilir, ben “insan hakkım” diye maskemi çıkartsam orada toplu alanlarda koşsam, dolaşsam ne bileyim. Bu tamam bir insan hakkı gibi görülebilir ama sen oradan bir hastalığı kaptın, geri döndün evine, ailene götürdün. Sen onların sağlık haklarını ellerinden aldın.

En çok İran'da ve İtalya'da görüldü bu olay. Adamlar hiç takmadılar bile, hatta İtalya'da muhalefet liderlerinden biri “N'olacak Korona virüsü” dedi, o adam hasta olmuş işte. Muhalefetteki bir milletvekilleri sanıyorum; adam hasta olmuş. Şimdi güle güle “ben hastayım” diyordur yani. O zaman da güle güle “Korona'dan bir şey olmaz” diyordu. Şimdi ne diyor bakalım. İnsanlar biraz önlem almalı, dikkat etmeli bu konuda.

'ÇİN İSLAMA YÖNELDİ' SÖZLERİ BENİ GÜLDÜRÜYOR

Bir ara bayağı bir felaket manzarası da çıkarttı KOVİD salgını. Çin'de insanların mistik şeylerle daha doğrusu dinsel görüşlerle arası nasıl? Yani bu felaketle birlikte daha metafizik düşüncelerin özel bir yayılması oldu mu? Bir de belki rastlamışsındır, Türkiye'de “Koronavirüs karşısındaki çaresizlikten sonra binlerce insan islamı seçti” filan gibi iddiaların da alıcısı oldu. Bunlar için ne dersin?

Burada Çin’de pek mistik düşüncelerin alıcısı yok. Daha doğrusu şöyle diyeyim, daha çok yaşlı nesil, budizm işte inandıkları, yani tanrı olarak inandıkları değil de artık ailelerinden geleneksel olarak geçen şeyler var. Yaşlı insanların evlerinde buda köşesi var. Biliyorsunuz Budizm’de biliyorsunuz birçok tanrısal şey var. Değişik değişik heykeller, putlar gibi şeyler. Yaşlı insanlar tabii onlara bir şeyler yapmaya başladı, bir şeyler takmaya başladı ama tabii onlar yaşlı jenerasyon, ailelerinden ne gördülerse onları yaptılar. Onların döneminde daha eğitim bu kadar gelişmemişti. Hani kötü bir şey olduğu zaman o putlara, budizme yöneliyordu bir şekilde. Onlara dua ediyorlardı. Budistler zaten ayda bir kere dua etmeye giderler, manastır gibi yerlere. Fakat budizm tanrısı bayağı azaldı Çin’de son 50 yılda. Daha doğrusu 50 yaşın altındaki insanlarda azaldı.

Burda normalde de şu şekilde aslında. İnsanların bir ateşi çıkıyor, direk hastaneye gidiyorlar. Serum veriliyor hastanede bünyeyi güçlendirmek için, ilaç veriyorlar ve insanlar bir iki gün içinde iyileşiyor. Serumu aldıkları zaman ayağa kalkıyorlar.

O yüzden benim gördüğüm kadarıyla 50 yaş altındaki insanlar bu tarz şeylere yönelmediler. Hani özellikle islama yöneldi filan, bu paylaşımlar gayrı ciddi. Adam Kuran’ı sorsan o ne diyor? Allah desen “ne diyorsun sen” diyor.

O yüzden bu bana komik geldi. Yani Allah’a yöneldiler, islamı seçtiler. Birazcık galiba tarikatler çıkardı bu söylentileri, onlar birbirlerine yaydılar. Tarikatler gazetecilere yaydı. Ki zaten gazeteciler arasında tarikat elemanları var bildiğim kadarıyla. Daha sonra bunlar tabii Türkiye medyasına yayıldı. Bunlardan kopya çekip başka haberler de yaptılar.

Ondan sonra, “Çin islama yöneldi” bilmiyorum da belki bazıları Çin’in yüzde 80’inin filan islama geçtiğini filan anlatıyordur. Bilmiyorum.

Ben şu şekilde izliyorum: Bakıyorum Çin’in İngilizce kaynakları ne demiş bu konuyla ilgili, Çince kaynakları ne demiş. Sonra batının kaynakları ne demiş? Türkiye’deki kaynaklar ne demiş? Gördüğüm şu… Sizin için demiyorum da, Türkiye’deki bir çok kaynak İngilizce kaynakların Google translate’le çevirilmiş halinin düzeltilmiş şekli olmuş. Bunları da bile bile propaganda yapan, yalan haber yapan yerlerden alıyorlar.

Artık insanlar İngilizce de olsa, kendi dillerinde de olsa sövmeye başladılar bunlar.

Düzgün kaynaklar da var Amerika’dan, Rusça’da da var.

Ama bunlardan en korkunç olanlarını seçiyorlar ve çeviriyorlar.

Şu anda 50 yaş altı insanların çok çok inandığı şey Ying-Yang olayı, Feng Shui.

Fakat bu da bir din değil biliyorsunuz. Kültürel bir olay. Enerji ile ilgili bir şey. Enerjiniz iyidir, iyi şeyler seni bulsun. Enerjiniz kötüyse kötü şeyler seni bulur.

İnsanlar burada, yeni nesil, doktorlara güvenmeye başladı. Hastanelere. Böyle bir salgın esnasında ne yapacaklarını biliyorlar. Ne yapacaklar? Eğer tespit ettiyse kendinde bir şey. Mesela ateşi mi çıktı, hastaneye gidiyor. Bu virüsten önce de böyleydi, şimdi de öyle.

Mesela ben, bu virüsten 3 – 4 yıl önce ateşim mi çıktı arkadaşlarım diyorlardı ki hastaneye git.

Ben diyordum ki, biraz Türkiye’deki insanlarımız gibi, bana bir şey olmaz. Türküm zaten.

Hani böyle bir şeyde genel bir tanrıya yönelme, bağlama ihtiyacı olsaydı insanlar bu kadar doktorlarına güvenmezlerdi. Bir şey olduğunda hadi derlerdi, biz camiye gidiyoruz. Cami de var çünkü burada her şehirde var. Hani birileri bağış toplayıp yaptırmıyor. Devlet bunu kendisi yapıyor. Camiler, kiliseler devlet yaptırıyor, bu olanakları devlet sağlıyor zaten. Çin’de müslüman da var, yahudi de var, hıristiyan da var. Değişik dinlerden, böyle acayip şeylere inananlar var.

Artık yeni nesil, “neye inanıyorsun” diye sorduğunuzda “kendime inanıyorum” diyor “yapabileceğime inanıyorum.” “Ben bir şeyler başarabileceğime inanıyorum” diyen bir insana “inancınız ne” derseniz güler geçer. İnancınız ne bilmiyorum ama kendine inanmayan bir insan, bir dine inanmış neye yarar yani.

Sağlığı, hayatı bir yerlerden beklemek bana komik geliyor. Çünkü sağlığı bekleyebileceğiniz tek yer şu anda hastaneler. Çünkü onlar daha iyi biliyor. İnsan vücudunu biliyor. Hastalık nereden geliyor, işte nefes borusu tıkandığında bunu nasıl açabiliriz? Bunları doktorlar biliyor. Doktor olmasa, sen istediğin kadar yalvar. Ne bileyim, İsa’ya yalvar. Musa’ya yalvar. Yalvar, bir daha yalvar, yine de düzelmezsin.

İnsanlar, burdaki insanlar artık bunun farkına vardı. Buda’ya da yalvarmıyor. Yalvarılacak tek kişi varsa doktordur. Doktora gidenler de “beni kurtarın, yapılabilecek ne varsa yapın” diyorlar. Kendilerini doktorun eline bırakıyorlar yani.