Sayfa yolu
ANALİZ - Yeni on yılın eşiğinde Almanya'da 'genç' siyasi yüzler: Kühnert-Kuban karşılaştırması
Yayın Tarihi: 25.12.2019 , 10:12 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Almanya, İkinci Dünya Savaşı sonrasının en radikal değişikliklerin yaşanmakta olduğu yeni bir on yıla giriyor.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ilk kez Alman ordusu 1999'da Yugoslavya'nın NATO güçlerince işgal edildiği sırada Kosova'da görevlendirilmişti. İşgal gücü olarak NATO'ya destek veren başbakan da tahmin edilebileceği gibi, sosyal demokrat Gerhard Schröder'di. (1)
Bu 'destek'in siyasi çıktısı, Alman emperyalizminin savaş sonrası itildiği konumdan çıkabileceği ilk adımın atılması anlamına geldi. Anayasa'daki ordunun yurt dışında görevlendirilemeyeceği maddesi kaldırıldı. Yalnızca bununla da yetinilmeyip, diğer emperyalist devletlere 'sizinle eşgüdümlü çalışacağız' mesajı verilerek, rakiplerin endişesi yatıştırılmış oldu.
Alman ordusunun yurt dışı varlığı 1999'dan bugüne, 9 Aralık 2019 verilerine göre, 12 ülkeye ulaştı. (2) Federal Ordu, Avrupa'dan Afrika'ya ve Asya'dan Akdeniz'e kadar konuşlandırılmış durumda. Alman emperyalizminin çıkarlarının Hindukuş Dağları'nda savunulması gerektiğini dile getiren 2002-2005 döneminin Federal Savunma Bakanı Peter Struck da sosyal demokrat SPD'nin üyesiydi. Tesadüf olmasa gerek.
Alman emperyalizmi açısından ''Bu görevler 25 yıl öncesinde asla düşünülemezdi'' diye ifade edilen gelişmeler sarmalı Reuters'in Avrupa editörlerinden Paul Taylor tarafından bu cümle ile ifade edilmişti. (3)
SOSYAL DEMOKRASİ İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASININ EN AĞIR KRİZİNİ YAŞIYOR
Yugoslavya'nın işgal edilerek, parçalanmasına destek veren sosyal demokrat SPD, şimdi kendisi parçalanmanın eşiğine gelmiş durumda. Yüzde 35'lerden yüzde 13'e kadar düşen oy oranı ile SPD, seçmenine güven vermeyen bir parti durumunda. (4)
6 Aralık 2019 kongresinde Eş Başkanlığa getirilen Saskia Esken ve Norbert Walter-Borjans'e yönelik "partiyi yönetememe" tartışmaları yapılırken, 2021 Sonbaharındaki seçime kadar mevcut koalisyon hükümetinin sürmesinin dahi mümkün olmayacağı konuşuluyor.
Forschungsgruppe Wahlen E.V.'nın 13 Aralık 2019 anketinde Eş Başkanlar Saskia Esken ve Norbert Walter-Borjans'ın SPD'yi geleceğe taşıyıp, partiyi içine düştüğü çukurdan çıkartabileceğine inanların oranı yalnızca yüzde 23'de kalırken, buna inanmayanların oranı yüzde 62 olarak kaydediliyor. SPD taraftarlarının yüzde 37'si bu soruya olumlu yanıt verirken, yüzde 42'si olumsuz olarak yanıtlıyor. (5)
SPD'ye genel başkan dayanmazken, program değiştirmeden imaj değiştirme stratejilerinin de sonuna gelindi. SPD'nin en son imaj avcısı Martin Schulz'du. ''Yüzde yüz Martin'' lakabıyla anılan Martin Schulz, 2017 başında delegelerin yüzde yüzünün onayını aldığı için bu lakap ile anılıyordu. 24 Eylül genel seçimlerinde Merkel karşısında nal toplayınca on ay içinde genel başkanlıktan da istifa etmek zorunda kalmıştı.
ŞİMDİ 'SOLCULUK' ZAMANI
Ardından SPD tarihinin ilk kadın genel başkanı olan Andrea Nahles göreve getirildi. Nahles, delegelerin oynun yüzde yüzüne nail olamadıysa da, bir yeni imaj kaygısının ürünü olarak o da iki yıl bile görevde kalamadı. 6 Aralık 2019 kongresinde göreve getirilen (bu kez eş başkanlık modası ile) Saskia Esken ve Norbert Walter-Borjans'ın düşük profillerine rağmen öne çıkan özellikleri şu: Her ikisi de Keynesyen ekonomiden yana ve her ikisi de parti içerisinde ''solcu'' kabul edilen ekiplerden geliyorlar.
Saskia Esken, ''solcu Saskia'' olarak tanınırken, SPD içindeki ''Parlemento Solu'' (PL) kanadının üyesi. Schröder'in neoliberal Agenda 2010 programına ürkekçe de olsa karşı çıkan ekipte yer alan ''solcu Saskia'', mevcut koalisyonun bozulmasına karşı çıkıyor.
Diğer Eş Başkan Norbert Walter-Borjans da parti içerisinde ''solcu'' olarak tarif edilen ekipten bir siyasetçi. Meslekten iktisatçı olan Walter-Borjans da Keynesyen çizgiyi savunuyor. Yeni Sosyal Piyasa Ekonomi İnisiyatifi (INSM) üyesi olan Walter-Borjans, ne hikmetse 2005-2009 yıllarında Federal Maliye Bakanı olarak kabinede görev yapan Peer Steinbrück'ün azgın liberalizmine boyun eğmiş, onunla gayet uyumlu bir çalışma yürütmüştü.
Peer Steinbrück, SPD'nin ''sağ kanadı'' içinde yer alıyordu ve 2013 genel seçimlerinde Merkel'e karşı partisinin başbakan adayıydı. Seçimleri kaybeden Steinbrück, SPD liderliğini bırakarır bırakmaz Ukrayna hükümetine danışmanlık yaparak ''ek gelir'' elde eden bir siyasetçi olarak kariyer yaptı. Bu azgın piyasacı, kendi partisinde dahi eleştiri konusu olmuştu.
Norbert Walter-Borjans, Peer Steinbrück ile Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde sorunsuz çalışmasına karşın bugün, 'şimdi solculuk zamanı' diyerek kolları sıvadı.
Bu iki düşük profilli siyasetçiye bir de ''genç takımdan'' transfer edilen Kevin Kühnert eklendi.
KÜHNERT VAKASI VE 'CÜCELERİN İSYANI'
Kevin Kühnert, bu ekibin yaşı en genç olanı, 1989 doğumlu. 2017 başında partinin gençlik örgütü JUSOS'un başkanlığına seçildi. 6 Aralık 2019 kongresinde de Genel Sekreter Vekilliğine getirildi.
Kühnert, mevcut koalisyonun sürmesine karşı açık tutumu ile tanındı. ''Yarın dev olmak için bugün cüce kalınabilir'' dediği için ''deneyimli'' abla ve ağabeyleri tarafından yadırganmıştı. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partisinin etkili ismi Alexander Dobrindt tarafından şu sözlerle hedef gösterilmişti: ''Bu, cücelerin isyanıdır.''
''Ben sosyalistim'' diye konuşan Kevin Kühnert, Maischberg'in programında (6) mülkiyet sorusunu gündeme getirerek, ''Hangi hakla bir kişinin 20'den fazla evi olur?'' sorusunu sorduğu için partisini derin kaygılara gark ettirmişti.
Bununla da yetinmeyen genç Kevin Kühnert, Die Zeit gazetesinin kendisi ile yaptığı röportajda BMW'nin kamulaştırılabileceğini söyleyerek, bütün şimşekleri üzerine çekmişti. (7) Ancak Kühnert, aynı röportajda zenginleri dışlama amacı taşımadığını belirterek sermaye sahiplerini rahatlatmayı da unutmadı.
Kühnert'in komünist mi, yoksa sosyal demokrat mı olduğunu merak eden Die Zeit muhabirinin Kühnert'e yaklaşımının aslında ''Buna sosyal piyasa ekonomisi denebilir...'' saptaması sonrasında yaptığı açıklama anlamlıdır: ''Daha farklı... (...) sosyalizm piyasa mekanizmalarıyla da işleyebilir. Amaç, nasıl çalışıp ne ürettiğimizin daha fazla demokratik denetime tabi tutulmasıdır.'' Adorno'nun pek bildik cümlesini de yineleyen Kühnert (''Yanlış hayat içinde doğru yaşanmaz''), diyerek bildik sosyal piyasa yaklaşımlarını radikal bir sol jargon içinde ifade etme kurnazlığına da imza atmıştı.
Kühnert, partisine üç değerlendirme/öneride bulunuyor: Bir, Merkel'in siyaseti başarısızdır. İki, Büyük Koalisyon'dan çekilip, bir süreliğine muhalefette kalalım. Üç, olası bir azınlık hükümetini dışardan destekleyelim.
Bu üç önerisi de ''büyükleri'' tarafında önce görmezden/duymazdan gelindi. Ardından mülkiyet konusunda yaptığı ''ölçüsüz'' çıkışlarından dolayı esaslı bir uyarı aldı. Nihayetinde ise, kendisine ceza verecek ekipler birbiri üzerine seçim yenilgileri alıp, konumlarını kaybettikçe Kühnert'e yol açıldı.
Kühnert, geçen yıl Siegessäule adlı LGBT dergisinde kendisinin eşcinsel olduğunu kamuoyu ile paylaşması ile popülerliğini artırdı.
GELENEKSEL KİTLE PARTİLERİNDE EROZYON (8)
Savaş sonrasının geleneksel siyasi dengeleri değişirken, iki partili ''halk partileri'' de güçlü bir erozyon sürecinden geçiyorlar. SPD'nin yaşadığı erimenin benzerini yaşayan ana akım Alman sağı, faşist hareketin kitleselleştiği bir tabloya doğru evriliyor.
Savaş sonrasında CDU/CSU ile SPD ''denetlediği'' oy oranı yaklaşık yüzde 80'di. Şimdi bu oran yüzde 50'nin altına çekilmiş durumda.
CDU/CSU'dan türeyen AfD adındaki faşist kitle partisi 2013'de kurulmasına rağmen bugün ülkenin ana muhalefeti durumuna ulaşmıştır. Bu gelişmenin karşı cephesini temsilen yükselişe geçen bir diğer düzen partisi ise Yeşiller'dir. Militan liberalizmin bu partisi ile kitlesel faşist hareket arasındaki bu eşzamanlılık geleneksel tablonun radikal bir şekilde değişmeye başladığının kanıtı olarak okunabilir.
Merkel sonrası için kaygılanan Alman ana akım sağı, Merkel'in yerine seçilen Annegret Kramp-Karrebnbauer'in bu yeri doldurmada başarısız olduğunu pek çok kez dile getirdi. Siyasi dengeler radikal değişime uğrarken, ''kalibresi yüksek lider'' pazarına pek nur yağmıyor.
Bu verinin en son örneği, CDU içerisinde gençleşmeye vurgu yaparak SPD'deki sürece benzer bir adayın kendi gençlik örgütünden derlenmesi olarak afişe edildi.
TİLMAN KUBAN VE NAZİZM ESİNLENMESİ
Tilman Kuban, 32 yaşında ve CDU'nun gençlik örgütü Junge Union'un yeni başkanlığına seçildi. 2019 Mart ayında seçilen Kuban, aynı zamanda CDU'nun Genel İdare Kurulu üyesi oldu.
Ana akım medyada bolca cilalanan Tilman Kuban, ilk konuşmasında Nazi dönemine ait jargon kullanınca sözcük seçiminin ''uygunsuz'' olduğunu söyleyerek, özür dilemek zorunda kaldı. (9) CDU içindeki üç kanattan (liberal, muhafazakâr ve ''Hristiyan emekçiler birliği'') muhafazakâr gruba dahil.
Merkel politikalarına bayrak açan Kuban, adeta mevkidaşı Kühnert gibi, partiyi içeriden reforme etmek için kolları sıvadı. Kühnert nasıl SPD'nin sosyal demokrat kimliğine sosyalist imaj vermeye çalışıyorsa, Kuban da CDU'ya daha sağcı bir aşı gerektiğini vurguluyor.
Kühnert, sosyalizme ait mülkiyet sorusunu gündeme taşırken, Tilman Nazi döneminde ait bir kavram seti olan ''Gleichschaltung'' terimini devletin yeniden organize edilmesi sürecinde iktidar dışı unsurların da senkronize edilerek, total bir eşgüdüm sistemi oluşturulmasını dillendiriyor.
Kühnert, Alman emekçilerinin düzenden duyduğu hayal kırıklığı ve öfkeyi düzen içi kanallara akıtarak buharlaştırmayı önerirken, Tilman Alman halkının öfkesini faşist harekete gereksinim duymadan, ama ona ait ödevleri de içselleştirerek uygulamayı öneriyor.
Tilman, Merkel'in siyasetinin yanlış olduğunu söylüyor. Bu görüşünü de üç başlıkta topluyor: Bir, parti yönetimi 2015'de sığınmacılara kapıları açma siyasetiyle hata yaptı. İki, askerlik hizmetinin zorunlu olmaktan çıkartılması son bulmalıdır. Üç, atom enerjisinden çıkma stratejisinden cayılmalıdır.
Bu üç önceliğin, senkronize bir eşgüdümle uygulanmasının ancak topyekün bir streteji, eş deyişle Gleichschaltung ile mümkün olacağını savunuyor. 1933 sonrası Nazilerin Gleichschaltung olarak adlandırdıkları faşist siyaset, parti-devlet-toplum sacayağında oluşturduğu total denetim ve devlet terörüne dayanıyordu. Tilman Kuban, elbette bu kavram ile Nazizme nostaljik empati kurmaya çalışmamıştı. Yalnızca seçilen kavram yanlıştı. ''Uygunsuz'' deyip, özür dilendiğinde konu kapandı.
Bu yaklaşım, seçilen kavramın Nazi cephaneliğinden aşırılmış olunması dışında pek bir tepkiye yol açmadı. Ayrıca AfD'nin önünün kesilmesi için CDU'nun daha da sağa açılmasında bir sakınca yoktu. Maksat zaten demokrasiyi savunmaktan ibaret değil miydi?
CDU'lu genç Kuban, faşist AfD'nin yükselişini ona ait kavramlar ve yaklaşık programlarla ''önlemeye'' çalışırken, SPD'li genç Kühnert, sosyal demokrasinin emekçi sınıflarda yarattığı hayal kırıklığını sözde radikal sol söylem ile ''telafi'' etmeye yelteniyor.
Alman burjuva siyasetinin bu iki genç yüzünün Almanya'ya sunmaya hazırlandığı yeni on yıllık dönem bu parametrelere dayanıyor.
(1) https://www.swr.de/swr2/programm/ra08-kriegspartei,broadcastcontrib-swr-...
(2) https://de.statista.com/statistik/daten/studie/72703/umfrage/anzahl-der-...
(3) https://haber.sol.org.tr/dunya/alman-militarizmini-yureklendirme-raporu-...
(4) https://www.forschungsgruppe.de/Aktuelles/Politbarometer/
(5) https://www.forschungsgruppe.de/Aktuelles/Politbarometer/
(6) https://archiv.berliner-zeitung.de/kultur/kuehnert-bei-maischberger---mi...
(7) https://web.archive.org/web/20190501150554/https://www.zeit.de/politik/d...
(8) https://www.youtube.com/watch?v=3-mla9MobkA
(9) https://www.handelsblatt.com/politik/deutschland/politik-neuer-ju-chef-k...
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.