Sayfa yolu
Almanya: Cinsel taciz mi, toplumun yeniden terbiye edilmesi mi?
Yayın Tarihi: 14.01.2016 , 12:16 Güncelleme Tarihi: 29.09.2025 , 22:13
Yılbaşı gecesi Köln'nde yaşanan cinsel taciz vakalarının üzerinden yaklaşık iki hafta geçmesine karşın, Almanya'da hâlâ gündemin ilk maddesi olmayı sürdürüyor bu gece yaşananlar.
Ülkenin ana haber bültenlerinin bir numaralı konusu olan ''Yılbaşı gecesi Köln'de yaşananlar'' başlığı öylesine etkili bir gündem maddesi oldu ki, Der Spiegel gibi etkili bir haber/yorum dergisi, hem bunu gündemine kapak konusu yaptı hem de ülke carî siyasetine yeni bir deyim kattı: ''Köln sonrası Almanya...''
'KÖLN'DEN SONRA...' DEYİMLEŞTİ
Köln sonrası Almanya deyimi, Almanya'da genelgeçer statünün değişme miladını ima ettiği için abartılı bulunmamalıdır. Almanya'da ırkçı hareket Nazizmin Kızıl Ordu tarafından yenilmesinden beri hiç bu kadar dikkate değer olmamıştı. Irkçı hareket marjinalize olduğu sınırları ilk kez zorlayarak, toplumun ekseriyetine hitap eden bir, ''bak bunda haklılar'' eşiği yakalayabilmiştir.
Faşizme bir kez 'hak verilmeye' başlandığında sonuçlarının nerelere varılacağı biliniyor...
Yılbaşı gecesi Köln Garı çevresinde hazırlanan eğlence partisinde bir gecede 121 kadına cinsel taciz uygulandığı ortaya çıkınca medya olaya büyük yer verdi. Bu sayı, birkaç gün içerisinde 600 vakaya ulaştı. Yalnız Köln ile sınırlı olmadığı, benzer vakaların Hamburg ve Frankfurt'ta da olduğu medyada yer aldı.
Hamburg polisine aynı gece 53 kişinin şikayette bulunduğu bildirilirken, Frankfurt'ta on kişilik bir erkek grubunun üç kadına cinsel tacizde bulunduğu bilgisi medyada geçti.
Köln'deki yılbaşı eğlencesinde yapılan şikayetlerin yüzde 40'nın cinsel taciz olduğu ve iki kadına tecavüz edildiği polis kaynaklarınca açıklandı.
TACİZCİNİN DİNİ, ETNİK KÖKENİ OLUR MU?
Bunun üzerine açıklama yapan, Kuzey Ren Vesfalya Eyaleti İçişleri Bakanı Rolf Jäger, ilk etapta üç zanlının göz altına alındığını bildirdi. Daha sonra bu sayı 32 kişiye yükseldi. Eyalet İçişleri Bakanı Jäger, sorumluların yakalanacağı açıklamasında bulundu.
Cinsel taciz davasından göz altına alınan 32 kişinin adı ve etnik kökeni 'ifşa' edildi: 9 Cezayirli, 8 Faslı, 5 İranlı, 4 Suriyeli, 1 Iraklı, 1 Amerikalı, 1 Sırp ve 3 ''Alman vatandaşı'' (Dikkat! Alman değil, Alman vatandaşı!).
Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, açık açığa Köln Emniyet Müdürü Wolfgang Albers'i suçlayarak, istifasını istedi.
Federal Adalet Bakanı Heiko Mass, ''örgütlü suç grupları''nın varlığından söz etti ve Köln polisini yetersiz kalmakla itham etti.
Yeni seçilen Köln Birinci Belediye Başkanı Henriette Reker de olayların sorumlusu olarak Köln polis şefinin beceriksizliği olduğunu söyleyenler arasına katıldı.
Görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre şüpheliler, ''Kuzey Afrikalı veya Arap görünümlüler''den oluşuyormuş. Hırpanî görünümlü kişilerin grup halinde davrandıkları ve ''sığınmacı'' oldukları yönünde pek çok açıklama yapıldı.
Bu 'veriler'den hareketle sığınmacılar ve "Arap görünümlüler" suçun failleri olduğu kanısıyla ilan edildi. ''Cinsel tacizcinin kökeni olmaz'' diyen sağduyu sahiplerine karşı, ''tabu kırıcılığı'' yaptığını iddia edenler çoğaldı ve kamuoyu bir şekilde, ''Sığınmacılar ve Müslümanlar geldi, huzurumuz bozuldu'' noktasına getirildi...
KÖLN OLAYININ NEDENİ VE SİYASİ SONUÇLARI
Oysa kazın ayağı pek de öyle değil...
Neden ve siyasi sonuçları açısından kimi noktaların altı çizilmelidir.
Bir; Yılbaşı gecesi Köln'de cinsel tacize gerçekten uğrayanlar olduğu gibi bu durumu kendi sığınmacı karşıtı tutumuna kılıf ve fırsat olarak kullananların varlığı da biliniyor. Bu oran, tahmin edilenden daha yüksek, çünkü ilk gece şikayet sayısı 100 civarında iken, ikinci - üçüncü gün bu şikayet sayısı 600'e ulaştı.
Cinsel taciz ve hırsızlık ihbarlarındaki olağanüstü artış, ırkçılık şüphesini güçlendirmektedir.
İkinci önemli olgu; Merkel'in sığınmacı politikası ile hemfikir olmayan başta koalisyon hükümetinin küçük ortağı Hristiyan Sosyal Birlik Partisi CSU'nun bu fırsatı ustaca kullanması olarak sayılmalıdır.
Öyle ki, etkili bir CSU eski yöneticisi olan Peter Gauweiler Merkel'in partisi Hristiyan Demokrat Birlik Partisi CDU ve Almanya Sosyal Demokrat Partisi SPD'yi koalisyonu bozmakla tehdit etti, ''Yeni bir seçime gidilsin ya da CSU'nun yerine Yeşiller koalisyona dahil olsun'' dedi.
Üç; Alman büyük sermayesinin artmakta olan işgücü ihtiyacını genç sığınmacılarla çözmeyi kafasına koyan Merkel - Gabriel ikilisinin ''ölçüyü kaçırdığı''nı, meselenin denetim altında tutulamayacak bir kavim göçüne evrildiğini savunan Avrupa Birliği'nin yeni üyesi Doğu Avrupa ülkeleri, verili toplumsal korkuları kaşıyarak, Merkel karşıtlıklarına uygun bir gerekçe bulmuş oldu.
Dört; sağcı Polonya hükümetinin ülkelerine Müslüman sığınmacı almak istemediklerini açıklamasından sonra, Slovakya hükümeti de Müslüman sığınmacı kabul etmeyeceklerini açıkladı. Danimarka sınırını kapatan İsveç, sığınmacıların getireceği ekonomik yük dışında, ''toplumsal dokularının değişeceği'' kaygısını ileri sürdü.
Alman emperyalizminin gereksinimleri göz önünde bulundurularak planlanmış sığınmacı politikasının, bizzat Dublin Anlaşması'nın mimarı olan Almanya tarafından ihlal edilmesine öfkeli tüm kesimler 'Köln vakası''na hiç olmadığı kadar asıldılar.
Beş; İslam karşıtı olarak kendini örgütleyen, ırkçı PEGİDA hareketinin Dresden kenti dışında en etkin olduğu yer Leipzig'dir. Köln'de de örgütlenen PEGİDA, burada ''Köln yılbaşısı öncesi''nde, en fazla üç yüz kişiye ulaşırken, bu olaydan sonra sayıları ilk yürüyüşte bin 700'e ulaşmayı başardı.
PEGİDA ve benzeri ırkçı, islamofobik yapılar cinsel taciz olayını, ''bir inanca ya da belirli bir etnik gruba ait özsel unsur'' gibi ilkel argümanlarla propaganda etmelerine karşın, belirli bir kesimden destek almayı başardılar.
Altı; Almanya'nın sığınmacı politikası yüzünden Avrupa'daki 'ahenk'in bozulduğunu iddia eden ABD anaakım basını, Merkel'i istifaya davet etti.
Yedi; Müslüman Merkez Konseyi Başkanı Aiman Mazyek, kendileri üzerindeki baskının bu olaydan sonra olağanüstü arttığını söyleyerek, ''Yaşanmakta olan şey, nefretin yeni bir boyut kazanmasıdır'' dedi.
Sekiz; sığınmacılar kendilerini o derece sıkışmış hissettiler ki, kamuoyuna açık mektup yayınlayarak, Köln'deki olay ile kendilerinin bir ilgilerinin olmadığını, olayı lanetlediklerini, sorumluların mutlaka bulunup, cezalandırılmalarını talep ettiler. Daha da ilginç olan, açık mektuplarının altına ''Suriye ve Pakistanlı Sığınmacılar'' notunu iliştirme ihtiyacını duymalarıdır...
Dokuz; koalisyon kükümetinin büyük bileşeni CDU, 9 Ocak'da Mainz kentinde çalıştay topladı, çalıştay sonunda da ''Mainz Açıklaması'' adında ''diğer kesimlere'' taviz verip, sığınmacılar tutumunu gözden geçiren bir deklarasyon yayınladı.
Sığınmacılar üzerindeki baskılar artacak, sınır dışı kolaylaşacaktır bu deklarasyona göre. Kamu düzeninin yeniden tesisi adına tabii...
SOL PARTİ YÖNETİMİ: HEM NALINA HEM MIHINA
Sol Parti Grup Başkanvekili Dietmar Bartsch, hem nalına hem de mıhına bir söylem geliştirdi. Yılbaşı Köln'de yaşananlar ''iğrenç, kriminel ve tolere edilemez''di. Ne gerekiyorsa yapılmalıydı. Ama ''toptancı'' yaklaşmamak gerekiyordu...
Sol Parti Eş Genel Başkanı Sahra Wagenknecht daha da ileri giderek, litaratüre ''konukluk hakkı'' gibi ne idüğü belirsiz bir kavram soktu. ''Kim konukluk hakkını kötüye kullanırsa, o konukluk hakkını kaybeder'' diye tehditle karışık bir laf etti.
Aynı partinin dış politika sözcüsü Stefan Liebiech, Wagenknecht'i eleştirirerek şu gerçeğin altını çizdi: ''Sığınmacıların suiistimal ettiği bir 'konukluk hakkı' yoktur. Yalnızca Cenevre Sığınmacılar Sözleşmesi vardır'' diye tvitter hesabından tepkisini gösterdi.
Sol Parti milletvekili Jan van Aken, ''Bu pozisyon sol bir pozisyon değildir. Bugüne kadar da olmamıştır'' diye Sahra Wagenknecht'e tepki gösterdi.
Sol Parti'nin hukuk işleri sözcüsü Halina Wawzyniak da parti şefini eleştirenler arasındaydı: ''Nerede 'konaklık hakkı' yazıyor? Bu hakkın aslı astarı olmadığı gibi, kötüye kullanımı da söz konusu olamaz. Sığınmacılık bir insan hakkıdır, değiştirilemez!''
BURJUVA FİLOZOFU BULUTLARIN ÜZERİNDEN YERYÜZÜNE İNDİĞİNDE...
Der Spiegel, felsefe dergisi ''Philosophie Magazins''in Genel Yayın Yönetmeni Wolfram Eilenberger ile sığınmacılık ve Köln vakası üzerine reportaj yaparak, okurları ile paylaştı.
Felsefeci Eilenberger, mevcut sığınmacı dalgasını 1989'da Berlin Duvarı'nın 'yıkılması'na benzeterek, o dönemde Varşova Paktı'nın bu olaydan dolayı çatladığını, sığınmacı dalgasından dolayı bugün de Avrupa'nın benzer bir çatlama yaşayacağını ileri sürerek, ''Biz çekirdek Avrupalılar, yoksulluğun aşılıp, sınırların olmadığı cennet bahçesi bir dünya ilüzyonuna sahiptik. Artık bunun mümkün olmadığını gördük'' değerlendirmesinde bulunuyor.
Yani felsefe dergisi genel yayın yönetmeninin sığınmacı krizi ve Köln vakasından yaptığı çıkarsama eşitlik, özgürlük talebinin gerçekçi olmadığını savlayan, ütopyasızlıkmış... Dünyayı cehenenneme çeviren kapitalist/emperyalist sisteme dönük en küçük bir eleştiri yapılmadığı gibi, işlerin daha da kötüye gideceğini 'teorikleştiren' bir tutum gerçekçilik olarak öneriliyor.
Felsefeci Eilenberger, Köln'deki cinsel taciz olayınıın Avrupalı yurttaşta geçmişten kalma Müslüman erkeğe karşı duyulan korkunun harekete geçmesi olarak okuyarak, bilerek ya da bilmeyerek, yükselen sağın yelkenine rüzgar taşıyor.
Oysa Bavyera'nın meşhur bira festivali ''Oktober Fest''de daha az cinsel taciz olduğunu kim iddia edebilir? Ama nedense bu konularla hemen hiç kimse ilgilenmiyor.
Yoksa, asıl mesele cinsel taciz değil de, cinsel taciz gibi iğrenç bir durumun, sığınmacı karşıtlığı gibi bir başka iğrençlikle 'dengelenerek', toplumun yeniden terbiye edilmesi olmasın?
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.