Hilesiz seçim olmadı ki...

Türkiye, 6 milyon fazla seçmen tartışmalarıyla yerel seçimlere giderken, geçmişte de her seçimde "hile" konusu gündeme geldi. En fazla “oy çalma, çifte kayıt, fazla oy kullanma”dan şikayet ediliyor.
Salı, 16 Aralık 2008 10:00

soL (HABER MERKEZİ) Türkiye, geçen seçim dönemine oranla 6 milyon fazla seçmenle yerel seçimlere hazırlanırken, geçmişe yönelik usulsüzlük iddiaları da bir kez daha gündeme geldi.

1946 en şaibeli seçim
Türkiye'de en çok tartışılan, 1946 yılında yapılan genel seçim oldu. CHP'nin tekrar iktidar olduğu seçim, "kapalı oy açık sayım" yerine "açık oy kapalı sayım" yöntemiyle yapıldı. Bu seçimlerde, Aslanköy'de olduğu gibi köyün tamamı "cesaret edip" muhalefete oy verse de, sayımlarda sandıklardan CHP çıkabiliyordu.

Adnan Menderes döneminde "kapalı oy açık sayım" ilkesine dönülse de bu kez başka hile yöntemi tartışılır oldu. Mükerrer oy uygulamasına ilişkin ilk spekülasyonlar bu dönemde görülürken, Menderes 1954 seçimlerinde rakibi Osman Bölükbaşı'yı seçtiği için Kırşehir ilini cezalandırmış ve Nevşehir'e bağlı bir ilçe haline getirmişti. Yine aynı dönemde İsmet İnönü'nün seçim bölgesi olan Malatya ikiye bölünerek Adıyaman ili ortaya çıktı. Böylelikle, Türkiye, seçim hilesi olarak illerle ve nüfuslarla oynayan ilk ülke oldu.

Askeri darbe şeffaf pusula
1960'lı yıllar boyunca "oy çalma" "çifte kayıt" "mükerrer oy" gibi seçim hileleleri tartışma gündeminden düşmezken, 1982 yılının Kasım ayında, darbeciler, hazırladıkları anayasayı halkoyuna sunarken, "evet" ve "hayır"ların iki ayrı renkle tanımlandığı pusulaların, oyu belli edecek şekilde şeffaf zarflara konulmasını da ihmal etmediler.

Türkiye'deki seçimlere yönelik ciddi bir hile iddiası da, 1994 yerel seçimlerinde ortaya atılmıştı. Sosyal Demokrat Halkçı Parti, İstanbul ve Ankara da aralarında olmak üzere bir dizi ilde yönetimi Refah Partisi'ne bırakmış, "oyların çalınması" tartışma konusu olmuştu. Seçimden aylar sonra, birçok ilde, her iki parti de kendisine "evet" mührü basılmış oyların imha edildiğini iddia etmiş ve delil olarak çöplere atılmış oyları göstermişti.

1990'lı yıllar boyunca hile iddiaları Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde yoğunlaşmıştı. Burada Kürt siyasetçilerin önünün kesilmesi için oyların çalındığı, vatandaşların yasadışı olduğu halde açık oy vermeye zorlandığı ileri sürülmüştü. 1999 yerel seçimlerinde, TRT' bültenlerinde Mersin Belediyesi'nin HADEP'e geçtiği, ikincinin CHP, üçüncünün DSP olduğu duyurulduktan hemen sonra, oylar tekrar sayılmış, kentin belediyesi DSP'ye geçmişti.

Pusulaya bile el attılar
2007 seçimleri ise pusula hileleriyle gündeme geldi. DTP'li bağımsız adayların seçilmesini önlemek üzere, AKP, CHP ve MHP, ortaklaşa aldıkları kararla bağımsız adayların parti pusulalarına eklenmesini sağladılar. Böylelikle okuma yazma bilmeyenlerin oylarının boşa gitmesi hedeflenmiş, ayrıca, birçok ilde, isimleri DTP'li adayların isimlerine çok benzeyen adayların bağımsız aday oldukları ortaya çıkmıştı.

2007 seçimlerinden sonra, yeni Meclis'in Cumhurbakanı'nı onaylama yetkisinin olmayacağını, çünkü seçimlere "hile" karıştırıldığını ileri süren MHP ve CHP harekete geçmiş, bazı sandıklarda tutanaklara kaydedilen oy sayılarının merkezlerde AKP lehine değiştirildiğini örneklemişlerdi.