Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Felaketin adı kapitalizm

Bir tarafta Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sel felaketi sonrası yetkililerin kaderci açıklamaları, öte yanda felaketlerin en büyüklerine direnen sosyalist Küba örneği: Fark, insana verilen değerde…

Yayın Tarihi: 10.09.2009 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

İnsani felaketlerin karşılaştırmasını yapmanın sakıncalı bir tarafı vardır. İstatistiki kayıpların karşılaştırılması, kayıpları nesnel verilere indirgeyerek yabancılaştırır bizi: Ölüler birer rakam olur, yaşam boyunca sahip olunan anı yüklü üç beş parça malın kaybı para birimi olarak hesaplanır.

Büyük resme, toplam hasara bakıldığında, acılar matematiğin diliyle anlatılmaya başlandığında, biraz da ayrıntılarda gizli olan insani trajedilerin gözden kaçırıldığını biliyoruz "dere yatağına ev kurdukları için” felaketin faturasını kestikleri insanların çaresizliği hakkında hiçbir şey bilmeyen, hayatında bunlarla gerçek hiçbir teması olmamış yetkililerin kameralara karşı ölü rakamlarını açıklarken ne kadar yabancılaştıklarını da…

Ancak büyük resim, doğruyu arayan gözlere başka gerçekleri gösterir. Üç gündür İstanbul ve Trakya’da yaşanan sel felaketinin arkasından ortaya çıkan tablo, bu düzenin insana verdiği değeri gözler önüne seriyor. “Beterin beteri var” demek için, halkımızın acısını hafife almak için değil, bu acıların yaşanmasının kader olmadığını söylemek için Türkiye’de yaşananlar karşısında Küba örneğini hatırlatmak gerekiyor.

Gustav ve Ike kasırgaları
Karayipler’in en büyük adası olan Küba, tropik kuşağın kasırgalarla en fazla karşı karşıya kalan bölgesinin ortasında bulunuyor. 2008 yılında iki haftadan kısa bir süre içinde adayı çok şiddetli iki kasırga birden vurdu: Gustav ve Ike. Özellikle Ike kasırgası, adayı bir baştan diğerine geçtiği için büyük zarar verdi.

Gustav kasırgası, Haiti’de 77, Dominik Cumhuriyeti’nde 8, Jamaika’da 15, ABD’de 53 kişinin ölümüne neden oldu. Küba’da Gustav kasırgası sırasında hiç insan kaybı yaşanmadı. Daha sonra gelen Ike kasırgası Haiti’de 74, Dominik Cumhuriyeti’nde 2, ABD’de 112 kişinin ölümüne ve 34 kişinin kaybolmasına yol açtı. Ike kasırgasında Küba’da 7 kişi öldü. Kübalı yetkililer 7 kişinin neden öldüğünü tek tek incelediler ve kamuoyuna açıkladılar. Çünkü insana değer veriyorlardı.

Kasırgaların Küba ekonomisine verdiği zarar 8 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Türkiye’ye göre küçük ve oldukça yoksul sayılabilecek ülke için bu çok büyük bir rakam.

“İzahı olmayan felaket” mi?
Türkiye’deki sel felaketinin ardından devletin en tepesinden en alt yönetici mevkideki yetkililere kadar, AKP’li tüm yetkililer açıklamalarında yaşanan doğa olayının beklenmedik olduğunu, ellerinden bir şey zaten gelemeyeceğini ima ettiler.

Başbakan Erdoğan, açıklamalarında “izahı mümkün olmayan felaketlerle karşı karşıya kalındığını” söyledi. Erdoğan, “Bu felaketlerin şöyle bir izahını isteyip araştırdığınız zaman bu olsa olsa 100 yılda bir olur ya da daha uzun süreci kapsayan felaketlerdir” diye konuştu. Erdoğan “asırda bir” gibi çarpıcı ifadeleri tercih etse de, o kadar eskiden değil, kendisi altı yaşındayken, 1960 yılında da Trakya’da sel felaketi yaşanmış, 2 milyon dönüm tarım alanı sular altında kalmıştı.

Ancak daha önemlisi, bu boyutta felaketler zaten görece ender yaşansa da, bunlar karşısında hazırlıklı olabilmek. Ike kasırgası da örneğin şimdiye dek kaydedilen en büyük on kasırgadan bir tanesiydi. Fakat sivil savunma önlemleri, zaten böylesi felaketler düşünülerek alınmalı.

Dahası da var. Hükümet ya da İstanbul yerel yönetimi önlemlerini almıştı, fakat felaketin büyüklüğü karşısında bunlar yetersiz kaldı demek de mümkün değil. Alibeyköy başta olmak üzere İstanbul’un birçok yerinde her sene su baskını sorunları yaşanmasına rağmen makul hiçbir önlem alınmıyor. AKP’nin sel baskınına önlem alması için yeterince örnek yaşanmıştı.

Kaldı ki, tüm uzmanlar İstanbul’u şiddetli bir depremin beklediği konusunda birleşiyor. AKP bu mantıkla olası bir deprem sonrasında da “Bunlar yüz yılda bir olur” diyecek. Oysa bu gibi afetler için önceden hazırlık yapmak gerek. Bu hazırlıkların başında da sivil halkın eğitilmesi ve örgütlenmesi geliyor.

Küba’da kasırgalar sırasında can kaybının olabilecek en alt düzeye çekilmesinde halkın eğitilmesi ve örgütlenmesi yatıyor. Küba’da kasırgalarda iki buçuk milyona yakın insan tahliye edildi. Bu büyük bir rakam: Dört-beş kişiden biri demek olan iki buçuk milyon insanın tahliyesi, yeni barınakların sağlanması, yiyecek, ısıtma, su, elektrik gibi ihtiyaçların tedariği, güvenlik… Küba’da tüm bunlar, halkın ekipler halinde çalışmaya katılması ve seferber olması sayesinde başarılıyor.

İstanbul’da da derhal deprem gibi olası felaketler sonrasına dönük olarak halkın bilinçlendirilmesi ve örgütlenmesi gerekirken, Başbakan “Yüz yılda bir olur” demeyi tercih ediyor. Yoksulluğa mâhkum edilen halkımız ise, kendisine dayatılan bireyci ideolojiye rağmen zor zamanlarında birbirine yardım etme erdemine hâlâ sahip olsa da, televizyonlara yağma görüntüleri yansıyor.

Kapitalizmin halk düşmanlığı, sosyalizmin halkçılığı
İki ülkedeki yönetimlerin felaketlere yaklaşımında, insana ve halka karşı tavırları var. Küba Komünist Partisi, tek bir Kübalı'nın dahi mağdur olmaması için elinden geleni ardına koymazken, AKP hükümeti benzer her olaydan sonra halkı suçluyor. Dün de Başbakan Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, suçu dere yataklarına ev yapan insanlara atan ifadeler kullandılar.

İstanbul’un gecekondu mahallelerine yerleşen insanlar, yoksulluk, çaresizlik ve bilgisizlikten dolayı buralarda yaşama tutunmaya çalışıyor. İstanbul’u gökdelen ve köprüye boğmaya çalışan, kentin tümünü rant alanı haline getirip yağmaya açan belediye ve yoksullara karşı politikalarının ardı arkası gelmeyen AKP hükümetinin, bu insanları suçlaması en hafif deyimle bir yüzsüzlük. 1999 depremi sonrasında evsiz kalan ve Irak hükümetinin yaptırdığı evlerde yaşayan Arızlı halkının, kendi vergileriyle ayakta duran devletin başındaki AKP tarafından evlerinden atılmak istenmesi, AKP’nin felaketlerden mağdur olan halkımıza bakışının en çarpıcı göstergelerinden bir tanesi.

İki örnek, Küba ve Türkiye, halka, insana dair iki farklı yaklaşımı sergiliyor. Birleşmiş Milletler dahi diğer ülkelere felaket durumlarında ve öncesinde yapılacaklar konusunda Küba’yı örnek almalarını söylüyor. Kapitalizmin esir aldığı Türkiye ve AKP ise kaderci açıklamalar yapıyor, “Ucuz atlattık” demeye getiriyor ve olan bitenden sonra halkı suçluyor. Türkiye’nin iki örnek arasındaki farkı daha iyi görmesi gerekiyor.
(Yiğit Günay- soL)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.