Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Darbe anayasaları birbirinin aynı mı?

1961 ve 1982 Anayasalarının her ikisi de Türkiye’de askeri darbe yönetimleri tarafından hazırlandı. Ancak bu iki Anayasa birbirinden neredeyse zıtlık ölçüsünde farklıydı.

Yayın Tarihi: 27.05.2010 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Taha Parla 1961 ve 1982 Anayasalarını karşılaştırdığı kitabında 1961 Anayasası’nı “hafif romantik”, 1982 Anayasası’nı ise “düpedüz metafizik, hatta teolojik” olarak nitelendirir. Gerçekten de, özünde bambaşka anlayışlar ve bambaşka birer ruhun hakim olduğu iki Anayasa’nın neredeyse tek ortak özelliğinin, her ikisinin de askeri darbe yönetimleri tarafından yapılmaları olduğunu söylemek mümkündür. 1960 ve 1980 darbelerinin hangi toplumsal kesimleri hedefleyerek yapıldığının her iki Anayasa’nın da ruhunu belirlemiş olduğu görülüyor. İşçi sınıfı mücadelesi ile henüz tanışmamış olan 1961 Anayasası'nın getirdiği göreceli özgürlük ortamına karşılık, 1960 sonrası yükselen işçi sınıfı hareketini başlıca düşman olarak gören 1982 Anayasası toplumsal hareketlere dönük her tür kısıtlamayı en ince ayrıntısına kadar kayda geçirmiştir.

1961 Anayasası’nın önceki Anayasalara göre daha geniş bir özgürlükler ortamı getirdiği, temel hak ve özgürlükleri genişlettiği genel olarak kabul gören bir yaklaşımdır. Anayasa üzerine çalışan akademisyenlerden Mustafa Erdoğan gibi Demokrat Parti çizgisine yakın olanlar dahi “ihtiyatlı demokrasi” nitelendirmesi ile bu gerçeği kabul ederler. 1971 yılındaki askeri muhtıra ile Anayasa’da yapılan geniş çaplı değişiklikler ile 61 Anayasası’nın bu özelliği büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. 1980 darbesinin ardından hazırlanan 82 Anayasası ise 1961 Anayasası’nın tersine temel hak ve özgürlükleri olabildiğince kısıtlamak ve yürütmeyi diğer tüm kuvvetlere üstün kılmak üzere hazırlanmış bir anayasadır.

Yasamanın üstünlüğü 82 ile sona eriyor
Kuvvetler ayrılığı ilkesi açısından bakıldığında, kuvvetleri birbirine karşı dengelemeyi gözeten ve hazırlayıcıları tarafından 1950’lerin başlıca sorunu olarak görülen “meclis çoğunluğu”na karşı ek karar mekanizmaları getiren 1960 Anayasası, yasamanın üstünlüğü ilkesini zayıflatmış ancak tamamen ortadan kaldırmamıştır. Ancak 1982 Anayasası “kuvvetler sıralamasında üstünlük yoktur” ifadesi ve cumhurbaşkanına tanıdığı yetkilerin genişliği ile yasamanın üstünlüğüne tam anlamıyla son vermiştir.

82 Anayasası ile cumhurbaşkanına olağanüstü yetkiler
1961 Anayasası’nda temsili ve sorumsuz bir makam olan cumhurbaşkanlığı 1982 Anayasası ile olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. “Sorumsuz” cumhurbaşkanının görev ve yetkileri 1961 Anayasası’nda tek bir paragrafla düzenlenmiştir ve şu şekildedir: “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Türkiye Cumhuriyetini ve Milletin birliğini temsil eder. Cumhurbaşkanı, gerekli gördükçe, Bakanlar Kuruluna başkanlık eder yabancı Devletlere Türk Devletinin temsilcilerini gönderir ve Türkiye'ye gönderilen yabancı Devlet temsilcilerini kabul eder milletlerarası andlaşmaları onaylar ve yayınlar sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle belirli kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir”.

Öte yandan 1982 Anayasası’nda yine verdiği kararlara karşı yargı mercilerine başvurulamayacak olan cumhurbaşkanının görev ve yetkileri 61 Anayasası’nın onlarca katı uzunluğuna varan bir madde ile düzenlenmiş ve bunlar arasına “veto yetkisi” olarak adlandırılan kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek, başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak, Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek, üniversite rektörlerini seçmek, Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askerî Yargıtay üyelerini, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek gibi geniş yetkiler dahil edilmiştir.

Yargı yürütmeye bağlanıyor
1961 Anayasası’nda bağımsızlığı garanti altına alınan yargı 1982 Anayasası ile yürütmeye bağımlı hale getirilmiştir. Bunun en büyük göstergesi Adalet Bakanı’nın Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu içerisindeki yeridir. 1961 Anayasası’nda “gözlemci” konumunda bulunan, yani toplantılara katılabilen ancak oylamaya katılamayan Adalet Bakanı, 1982 Anayasası ile HSYK’nın tabii üyesi ve başkanı olmuştur. Diğer yandan 61 Anayasası’nda bu kurul yalnızca hakimleri kapsayan Yüksek Hakimler Kurulu iken 82 Anayasası’nda savcılar da bu kurulun kapsamına alınarak HSYK haline gelmiştir.

Anayasa Mahkemesi 61 Anayasası ile geliyor
Bülent Tanör 1961 Anayasası’nın Türkiye’de Anayasanın üstünlüğü ilkesini getiren ilk Anayasa olduğu tespitinde bulunur. Daha önceki 1924 Anayasası’nda daha çok Meclisin üstünlüğü ilkesi geçerlidir. Meclisin aldığı kararların Anayasa’ya aykırı olup olmadığını denetleyecek bir merci mevcut değildir. Buna karşılık 1961 Anayasası Anayasa Mahkemesi’nin kurulmasını öngörerek Anayasayı bağlayıcı hale getirmiştir.

"Bölüştürülmüş Egemenlik"
1961 Anayasası’nın bir diğer özelliği de Meclisin daha önce sahip olduğu iktidar tekelini çeşitli kurumlar arasında dağıtarak karşılıklı bir denge sistemi oluşturmuş olmasıdır. Bülent Tanör buna “bölüştürülmüş egemenlik” adını verir. Bunun bir ayağını, yasama organının Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu olmak üzere iki meclisli hale getirilmesi oluştururken bir diğer ayağını da üniversiteler ve TRT gibi kuruluşların özerk hale getirilerek yürütmenin denetiminden büyük ölçüde çıkartılması oluşturur.

İlk kısıtlamalar 1971’de
Bu özerklikleri ilk olarak 1971 muhtırası ile yapılan Anayasa değişiklikleri zayıflatmış ya da ortadan kaldırmış, 1982 Anayasası da YÖK gibi kurumlarla bunu perçinlemiştir. Memurların sendika hakkının kaldırılması, öğretim elemanlarının siyasi partilere üye olmalarının yasaklanması gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin ilk kısıtlamalar 1971’de yapılan değişikliklerle gerçekleştirilmiştir. 1982 Anayasası ise tahmin edileceği üzere bu kısıtlamaları son noktasına taşımıştır.

Bir örnek: 61’den günümüze sendika kurma hakkı
Temel hak ve özgürlüklerde yaşanan bu geriye gidiş sendika kurma hakkını düzenleyen madde örneğinde en açık haliyle görülür.

1961 Anayasası bu maddeyi en az kısıtlama ile şu şekilde düzenlemiştir: “Çalışanlar ve işçiler izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. İşçi niteliği taşımıyan kamu hizmeti görevlilerinin bu alandaki hakları kanunla düzenlenir. Sendika ve sendika birliklerinin tüzükleri yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz”.

1971 yılında yapılan değişiklikle bu hakka “milli” kısıtlamalar getirilerek madde şu şekilde değiştirilmiştir: “İşçiler ve işverenler, önceden izin almaksızın, sendikalar ve sendika birlikleri kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten ayrılma hakkına sahiptirler. Bu hakların kullanılışında uygulanacak şekil ve usûller kanunla gösterilir. Kanun, devletin ülkesi ve milletiyle bütünlüğünün, millî güvenliğin, kamu düzeninin ve genel ahlâkın korunması maksadıyla sınırlar koyabilir. Sendikalar ve sendika birliklerinin tüzükleri yönetim ve işleyişleri demokratik esaslara aykırı olamaz.

1982 Anayasası ise bunlara ek olarak şu kısıtlamaları getirmiştir: “Sendikalar, 13 üncü maddede sayılan genel sınırlamalara aykırı hareket edemeyecekleri gibi siyasi amaç güdemezler, siyasi faaliyette bulunamazlar, siyasi partilerden destek göremezler ve onlara destek olamazlar derneklerle, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve vakıflarIa bu amaçlarla ortak hareket edemezler. İşyerinde sendikal faaliyette bulunma, o işyerinde çalışmamayı haklı göstermez. Sendikal üzerindeki Devletin idari ve mali denetimi ile gelir ve giderleri, üye aidatının sendikaya ödenme şekli kanunla düzenlenir. Sendikalar gelirlerini amaçları dışında kullanamazlar tüm gelirlerini Devlet bankalarında muhafaza ederler”

Bu madde 2001 yılında yapılan değişiklikle kaldırılmıştır ancak maddenin şu anda da yürürlükte olan son hali 1961 Anayasası’nda tanınan sendika kurma hakkının çok gerisindedir: “Çalışanlar ve işverenler, üyelerinin çalışma ilişkilerinde, ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir. Hiç kimse bir sendikaya üye olmaya ya da üyelikten ayrılmaya zorlanamaz. Sendika kurma hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâk ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebepleriyle ve kanunla sınırlanabilir. Sendika kurma hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir. Aynı zamanda ve aynı iş kolunda birden fazla sendikaya üye olunamaz. İşçi niteliği taşımayan kamu görevlilerinin bu alandaki haklarının kapsam, istisna ve sınırları gördükleri hizmetin niteliğine uygun olarak kanunla düzenlenir. Sendika ve üst kuruluşlarının tüzükleri, yönetim ve işleyişleri, Cumhuriyetin temel niteliklerine ve demokrasi esaslarına aykırı olamaz””

Zorunlu din dersleri 82 Anayasası ile geldi
1982 Anayasasının bir diğer özelliği de din derslerini zorunlu hale getirmiş olmasıdır. Anayasaya “Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır” ibaresi eklenmiş ve daha sonra gerçekleştirilen Anayasa değişikliklerinin hiç biri (AKP’nin son Anayasa değişikliği paketi de dahil) bu maddede herhangi bir değişikliği gündeme getirmemiştir.

*Yararlanılan kaynaklar
Bülent Tanör, İki Anayasa 1961 ve 1982 (İstanbul : Beta Basım, 1991)
Taha Parla, Türkiye'de Anayasalar (İstanbul : İletişim Yayınları, 2007)
Mustafa Erdoğan, Türkiye'de Anayasalar ve Siyaset (Ankara : Liberte, 2003)

(soL-Neslişah Başaran)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.