Seramik işçilerinde silikozis

Seramik işçilerinde silikozis

Coşkun Canıvar
13/11/2014 Perşembe

Silikozis hastalığı, kot kumlamada çalıştırılan işçilerde ardı ardına ölümlere neden olması ve binlerce insanın bu hastalığa yakalanarak ölümü bekler hale gelmesiyle kamuoyunun gündemine geldi. Sonraki süreçte verilen mücadelelerle kot kumlamanın yasaklanmasıyla silikozis gündemdeki yerini kaybetti.

Oysa silikozis, taş ocakları, madenler, tünel kazıcılığı, dökümhaneler, cam sanayi, seramik, çimento, kiremit tuğla üretimi ve kum püskürtmenin olduğu tüm iş kollarında görülebilmektedir. Nitekim Bilecik iline bağlı Bozüyük’te seramik fabrikalarında çalışan işçilerden Gürhan Yüksel’in, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yaptığı şikâyet sonrası, silikozis tanıları arka arka gelmeye başladı. Kendisi de silikozis hastalığına yakalanan seramik işçisi Gürhan Yüksel’in Alo 170 hattına yaptığı şikayet sonrası yapılan işyeri teftişinin raporlarında; Vitra Eczacıbaşı Yapı Gereçleri isimli şirketin iş yerinde "Tozun kaynağında yok edilmesini sağlayacak tedbirlerin yeterince alınmadığı, bu yüzden özellikle keçe ile kuru rötuş ve ön sırlama işlemlerinde çalışanların toza maruz kaldıkları dolayısıyla yaptıkları çalışmalar nedeniyle pnömokonyoz – silikozis hastalığına yakalandıkları kanaati oluşmaktadır" ifadelerine yer verildi. Aynı işyerinde çalışan 61 işçiye Ankara Meslek Hastalıkları Hastanesi’nce silikozis tanısı koyuldu. 16 işçide silikozis şüphesi, 37 çalışanda da mesleki risk faktörüne maruz kalma tespit edildiği belirtildi.  

BOZÜYÜK'TE BİNLERCE İŞÇİ SİLİKOZİS TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYA

9 Kasım 2014’te Bozüyük’te silikozis hastası işçilerin organize ettiği, Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan ve Av. Gülseren Tekeş’in katıldığı bir panel düzenlendi. Katılımcıların tıbbi ve hukuki değerlendirmeleri sonrası söz alan silikozis hastası işçiler yaşadıklarını anlattılar. 2013 yılı Mayıs ayında Hasan Ali Uyar isimli emekli seramik işçisinin silikozis nedeniyle hayatını kaybettiği anlatıldı. Panel öncesi görüştüğümüz Hasan Ali Uyar’ın yakınları, uzun yıllar seramik fabrikasında çalıştıktan sonra 2003 yılında emekli olduğunu, 2011 yılında nefes darlığı şikâyetlerinin ilerlediğini ve Mayıs 2013’de 56 yaşında hayatını kaybettiğini belirttiler. Hasan Ali Uyar’ın ölüm raporunda asli ölüm nedeninin silikozis olarak kayıtlara geçtiği öğrenildi.

10’dan fazla seramik fabrikasının olduğu bölgede, işçilerinin ifadesiyle 10 bine yakın seramik işçisi var. Sadece Vitra Eczacıbaşı Yapı Gereçleri isimli şirkette 1.800 işçi çalışıyor. Denetim sonrası adı geçen fabrikada tozun havaya yoğun olarak karıştığı kuru teknikten, yaş sisteme geçildiği ama diğer fabrikalarda binlerce işçinin halen kuru teknikle çalışmaya devam ettiği anlatıldı. Bozüyük’te işçilerle yapılan görüşmelerde, Çorum’da 600 işçinin çalıştığı Ece Seramik isimli fabrikada da silikozis tanısı almış işçiler olduğu ve fabrikada çok sayıda işçide silikozis olduğuna yönelik kuşkular olduğu öğrenildi.

BİR YANDA HASTALIK KORKUSU DİĞER YANDA İŞSİZLİK TEHDİDİ

Meslek hastalığı tanısı alan bir işçinin, işsizlik tehdidiyle karşı karşıya kaldığı paylaşıldı. Öte yandan silikozise yakalananların nasıl hayatını kaybettiğinin bilinmesi nedeniyle, binlerce işçinin ölüm korkusuyla ve işçi ailelerinin de yakınlarını kaybetme korkusuyla yaşadıkları anlatıldı. Birçok işçide ve yakınlarında bu kaygıya bağlı psikolojik sorunlar ortaya çıktığı paylaşıldı. Silikozis tanısı alanların dava süreçlerinin çok uzun sürdüğü belirtildi. Bu fabrikalarda çalışmış ve emekli olmuş çok sayıda işçiden ne kadarında hastalık geliştiği bilinmiyor.

'İŞÇİ SAĞLIĞIYLA İLGİLİ HİÇBİR EĞİTİM ALMADIK'

6331 sayılı yasa gereği şirketin vermesi gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerini sorduk. Bu güne kadar kesinlikle herhangi bir eğitim almadıklarını ve şirket yetkilileri tarafından katılmadıkları halde eğitim çalışmalarına katıldıklarına dair imza attırıldığını anlattılar. Aynı yasa gereği iş yerinde oluşturulması geren iş sağlığı ve güvenliği kurullarından işçilerin haberinin dahi olmadığı ve çalışan temsilcilerinin kim olduğunu bilmedikleri ifade edildi. Altı ayda bir akciğer filmi çekildiğini anlatan işçiler, bu hastalığın daha öncesinden saptanmış olup kendilerinden saklandığı konusunda şüphe duyduklarını anlattılar.

SENDİKA VAR AMA MÜCADELE YOK

Türk-İş’e bağlı Çimse-İş Sendikası’nın fabrikalarda örgütlü olduğu ama bu güne kadar işçi sağlığı konusunda herhangi bir mücadele yürütmediği anlatıldı. Teftiş ve hastane başvuruları sonrası silikozis gerçeğinin ortaya çıkmasıyla sendikanın bu konuda yürüttüğü faaliyetin meslek hastalıklarıyla ilgili broşür dağıtmaktan ibaret olduğu ifade edildi.

SİLİKOZİS TAMAMEN ÖNLENEBİLİR BİR HASTALIKTIR

Havaya karışan serbest silika tozlarına maruz kalınması sonucu gelişen silikozis, diğer meslek hastalıklarında da olduğu gibi yüzde yüz önlenebilir. Silikanın havaya karıştığı tüm iş kollarında ayrıntılı risk değerlendirmelerinin yapılması, düzenli aralıklarla ortam toz ölçümlerinin yapılması, ortam koruyucu olarak bilinen etkin havalandırma sistemlerinin kurulması gereklidir. İşçilerin riskler ve tehlikeler konusunda işçi sağlığı eğitimleriyle bilgilendirilmesi, işçilerin periyodik muayeneden geçirilmesi, hastalık şüphesi durumunda konunun uzmanına veya meslek hastalıkları hastanesine işçinin yönlendirilmesi, kişisel koruyucuların temini ve kullanımının sağlanması gereklidir.

Bozüyük özelinde ifade edecek olursak bölgedeki silika maruziyetinin olduğu tüm fabrikalarda periyodik muayene sonuçları tekrar değerlendirilmelidir. Hastalık saptanması durumunda yeni veya eski muayene ve tetkik sonuçlarıyla fabrika taramaları hızla yapılmalıdır. Bölgede seramik fabrikalarından emekli olmuş olan tüm işçilere ulaşılarak taraması yapılmalıdır. Tanı koyulan işçilere iş görmezlik oranı tespiti ve tazminat belirleme gibi hukuki süreçler hızla yerine getirilmelidir. İş yerlerinde sendika temsilcilerinin ve çalışan temsilcilerinin de katıldığı iş sağlığı ve güvenliği kurulları oluşturulmalı ve işlevsel olarak patron baskısından kurtularak çalıştırılması sağlanmalıdır. Meslek hastalığı tanısı alan işçiler, aynı işyerinde tozsuz ortamda veya kamuda başka bir iş kolunda istihdam edilerek mesleki rehabilitasyon programları hayata geçirilmelidir. Mesleki rehabilitasyon haricinde bahsi geçen tüm düzenlemeler yürürlükte olan yasalarda mevcut olup, fiiliyata geçirilmesi gerekmektedir. İşsizlik tehdidinin ortadan kaldırılabilmesi için mesleki rehabilitasyonla ilgili tüm iş kollarını kapsayan işçi hakları lehine bir düzenlemeye acilen ihtiyaç vardır.

SONUÇ

Tüm bu mevcut düzenlemelerin ve yeni taleplerin hayata geçirilmesini sağlayabilmek için, bunların önündeki engelleri net tanımlamak gerekir. Soma, Mecidiyeköy, Ermenek ve Isparta’da yaşanan toplu işçi katliamlarında açıkça ortaya çıktığı gibi, siyasi iktidar kendi yaptığı yasal düzenlemeleri hayata geçirmemektedir. Tüm iş cinayetleri kazaya özgü detaylarla açıklanmaya çalışılmakta ve AKP iktidarının açıkça sermaye yanında almış olduğu tavır gizlenmek istenmektedir. İşçi sağlığı sürecini emek – sermaye çelişkisi üzerinden okumadığımız sürece, konu AKP’nin manipülasyonlarına açık hale gelmektedir. Mesele ‘aşırı kar hırsından’ ve ‘yetersiz denetimlerden’ ibaret de değildir. Her şeyin rekabet üzerine kurulduğu kapitalist sistemde, işçi sağlığı ve iş güvenliğinin maliyet unsuru olması ve buradan her fırsatta kesintiye gidilmesi son derece doğaldır.  

Devlet ve iktidar, tüm kurumlarıyla hâkimiyetini ve hegemonyasını, sermayenin tahakkümü üzerinden kurmaktadır. AKP iktidarı sosyal devlet kamuflajı altında kendisine hakem rolü biçerek,  yerli ve küresel sermaye ve onun patron kulüpleriyle iç içe geçme halini gizlemeye çalışmaktadır. Türkiye’de her yıl en az 1.500 işçinin iş cinayetlerinde öldüğü ve meslek hastalıklarına bağlı beklenen ölümlerin bu sayının 6 katı olduğu (yılda en az 9.000 işçi ölümü) bilinmektedir. ILO verilerine göre Türkiye’de çalışan sayısı üzerinden değerlendirme yapıldığında her yıl 200 binin üzerinde meslek hastalığı tanısı koyulması beklenmektedir. SGK’nın son verilerine göre ise tanı alan meslek hastası sayısı 500 civarında iken meslek hastalığına bağlı bir yılda sadece bir kişi (!) hayatını kaybetmiştir.  

Bugün milyarlarca dolar artı değer üreten seramik fabrikalarının, silikozisle işçi katliamı yapmasına siyasi iktidarın göz yumması ve meslek hastalıklarının istatistiklerde dahi üzerinin kapatılması, ancak iktidar – sermaye arasındaki göbek bağının mevcudiyetiyle açıklanabilir. İşçi sınıfı açısından mücadele gündemi gün gibi ortadadır. Sistem içi tüm mücadele yöntemlerini kullanarak kazanım elde etmeyi amaçlayan, ancak temel sorunu üretim araçlarının özel mülkiyetinde gören ve işçi demokrasi ve özyönetimi içselleştirmiş bir örgütlenme süreci kelimenin tam anlamıyla ‘hayati’dir.

Coşkun Canıvar

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi

 

Bozüyük 9 Kasım 2014 Panel ve basın açıklaması

https://www.youtube.com/watch?v=6mkHRW9lybE

https://www.youtube.com/watch?v=orHGwSHgjW8