Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Bir mücadele hikâyesi: Diren

Nihan Elmas

Yayın Tarihi: 22.01.2016 , 23:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:49

Blog: Serbest Kürsü

 

Geçen hafta vizyona giren "Diren" (Suffragette) filmi, 20. yüzyılın başlarında Birleşik Krallık ve ABD’de pasif direniş, kamu toplantılarını bölme, açlık grevi yapma gibi yollarla kadınların seçme ve seçilme hakkını savunan, az çok organize olmuş radikal kadın hakları savunucuları süfrajetleri anlatıyor. 

Film oy hakkı mücadelesinin yanı sıra o dönemde İngiltere’deki işçi sınıfına mensup kadınların durumuna dikkat çekiyor. Küçük yaştan itibaren kötü koşullarda, aynı işi yapan erkeklerden çok daha az ücrete ve uzun saatler çalışmak zorunda olan işçi kadınlar meslek hastalıklarına yakalanarak genç yaşta hayatını kaybediyor. Aynı zamanda küçük yaştan itibaren patron tacizine maruz kalarak ayakta kalmaya çalışıyorlar. 

Filmin ana karakteri olan 24 yaşındaki Maud Watts (Carey Mulligan) kocasıyla birlikte bir çamaşırhanede çalışıyor. Bütün hayatı orada geçmiş, yedi yaşında yarı zamanlı, 12 yaşında tam zamanlı olarak çalışmaya başlamış. Bir gün sokakta süfrajetlerin eylemine denk geliyor ve ardından işyerindeki arkadaşlarından birinin çağrısıyla onlarla ilişkiye geçiyor. 

O dönemde oy hakkı başta olmak üzere kadın hakları için verdikleri ve zaman zaman bomba patlatmaya kadar varan radikal mücadele büyük bir polis şiddetiyle karşılaşıyor. Eylemlerine saldırılıyor, gözaltına alınıyorlar. Maud‘un eşi en başından itibaren eşinin militanlaşmasına karşı çıkıyor, en sonunda onu evden atıyor ve çocuğunu görmesine engel oluyor. 

MÜCADELE EDEN KADININ DÖNÜŞÜMÜ 

Filmin en dikkat çeken noktalarından birisi mücadele içine giren kadının toplumsal sorumluluklarıyla ve toplum içinde daha önce var olduğu eş ve anne olma durumu arasında yaşadığı çelişkiye odaklanması. Kapitalizm koşullarında bugünde çokça karşı karşıya kaldığımız kadınların kendi kaderlerini ellerine alma mücadelesi başarıyla anlatılmış. Yeri geldiğinde eski kimliğini bir yana bırakabilen, vazgeçmek istemediği halde mücadelesine saygı duymayan eşinden ve çocuğundan ayrılmayı göze alabilen yeni bir kadının ortaya çıkışı. Elbette mücadele her kadın için bu kadar karamsar bir tablo sunmuyor. Filmde aynı zamanda çelişkileriyle birlikte karısına destek çıkan bir eşe de yer vermiş.

Kadınların oy hakkının yanında çocukları üzerinde bile hak iddia edemediği bir dönemden bahsediyoruz. Çocuklarının geleceğine dair karar vermek tamamen erkeklerin elinde. Bir kadın maaşını aldığı anda eşine vermek zorunda. Aslında filmi izleyince geçmişten bugüne belki hukuki anlamda birçok hak elde edildiğini fakat buna rağmen bugünde benzer sorunlarla yüz yüze olduğunuzu fark ediyorsunuz. Toplumsal koşullar değişmeden gerçek eşitlik sağlanamıyor.

İnsanlık tarihinde kadın erkek eşitliğinin sağlanmasında en ileri örnek olan Sovyet Rusya’nın oy hakkı alanında bir ilki başardığını hatırlamak lazım. Bununda aslında dünya çapında sosyalistlerinde içinde yer aldığı bir mücadele sürecinin ürünü olduğunu.

İŞÇİ KADINLAR İÇİN OY HAKKI TALEBİ 

Filme yöneltilen önemli eleştirilerden biri o dönemde oy hakkı mücadelesinde yer alan örgütlerin içindeki sınıfsal tartışmalara değinmemiş olması. O dönemki tartışmaya kısaca bakarsak şu alıntıyı paylaşmak uygun görünüyor; 

"1907 yılında, 14 ülkeden 52 kadın delegenin katılımıyla toplanan Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı'nda Avrupa’daki revizyonist hareket etki alanındaki kadın örgütleri sınıf farklılıklarını ortadan kaldırmadan yalnızca mülk sahibi kadınlar için oy hakkını savunurken, konferanstaki delegelerin çoğunluğunu arkasına alan sosyalist hareket tüm vatandaşlar için oy hakkını savunuyor ve Alman Sosyal Demokrat partisi başta olmak üzere sosyalist partilerin programına oy hakkının alınmasını hedefliyordu."*

Öte yandan film her ne kadar sınıfsal tartışmalara değinmese de, filmin ana karakterinin bir işçi kadın olması ve filmdeki en mücadeleci kadınlar işçi sınıfından çıkarken, burjuva kadın karakterlerin geri planda kalması bir tercih olarak okunabilir.

Filmin en önemli mesajı, kadınlara koşullar ne kadar kötü olursa olsun mücadele etme çağrısı yapıyor oluşu. Tek başına ya da bir avuç, ama  öncü olun, sesinizi duyacaklar...

*(Komünist Parti Kadın Konferansı Raporu, Ocak 2015) 

 

 

 

 

 

 

 

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.