Homeros'u Kürtçe'ye çevirmek

Homeros'u Kürtçe'ye çevirmek

Özkan Öztaş
19/11/2014 Çarşamba

Öncelikle kendinizi ve çevirideki arkadaşları tanıtır mısınız?
Ben Dokuz Eylül Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğrencisiyim. İzmir’de hem eğitim görmekte olup hem de gerek Türkçe, gerek Kürtçe olsun, şiir ve çeviri alanında birtakım çalışmalar yapıyorum. İlk şiir çalışmam 2013’ün eylülünde Hep Sonbahar Gibidir adıyla okuruyla buluştu. Ve tabii ki Kürtçe (Kurmancî) İlyada… Son üç-dört yılımızı alan ve bir o kadar da alacak bir çalışma… Çanakkale Tübingen Troia Vakfı’nda arkeolog olarak görev yapan Fecri Polat, birlikte yolculuğunu yaptığımız bu tarihsel buluşmanın, Homeros ve Evdalê Zeynikê’nin aynı dilde buluşması projesinin baş mimarı. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde Arkeoloji masterı yapmış olan ve halen Çanakkale Tübingen Troia Vakfı’nda çalışan Fecri Polat, aynı zamanda Kürtçe İlyada’nın iki çevirmeninden biri. Arkeoloji ve sosyal alanlarda birçok kitap ve makale çalışmaları mevcut. Ayrıca kendisinin Troya kazısı ekip üyesi olması bizim bu çeviriyle daha da sıcak temaslar kurmamıza neden oldu.

Homeros’u çevirme fikri nereden doğdu? Buna iten sebepler nelerdi?
En önemli sebeplerden biri uzun zamandan beri Rönesansını tamamlamış olan Kürtçe’nin artık Homeros’a da ihtiyacı olduğu ve Homeros eserlerinin de bu dile oldukça uygun oluşuydu. İlyada gibi, yüzyıllar boyunca zamanın sınırlarıyla yetinmeyen bir eser, dünyanın en büyük sözlü edebiyatına sahip olan dillerden biri olan Kürtçe’ye mutlaka sunulmalıydı. Öncelikli amacımız buydu. Bir başka önemli nedenimiz, iki gelenek arasındaki olağanüstü benzerlikti. Her iki gelenek de (Kürt dengbêjliği ve Homeros dengbêjliği) benzer kaderlerin yolculuğunu yapmıştı. Bir tarafta tarihini, kültürünü, varlığını, darb-ı mesellerini, çîroklarını dengbêjlik yoluyla anlatmaya, onu elindeki imkânlardan dolayı hep bu yolla var kılmaya çalışan/mecbur bir dil… Bir tarafta yine aynı şekilde sözel anlatım ve aktarım yoluyla yüzyıllar boyunca sürdürülmüş bir destan geleneği… Her iki geleneğin de Anadolu coğrafyasında sürdürülmesi, her iki gelenekte de ağıtların, coşkuların, korkuların çok benzer ve güçlü anlatımlarla öne çıkması bizim dikkatimizi çeken başlıca durumlardı. Biz, Homeros ile başlayan Anadolu sözlü anlatım geleneğinin bugün Dengbêjlik adı altında devam ettiğine inanıyoruz; bu inancın bize bıraktığı bir sorumluluk da Anadolu’da yaşamış diller ve gelenekler arasındaki köprüyü kurma gerekliliğidir.

Yunan hikâye anlatıcılığı ile Kürt kültüründeki dengbêjlik arasında başka benzerlikler var mıdır? Mesela Evdalê Zeynikê ile Homeros için neler dersiniz?
Bu konudaki önemli tespitleri Yaşar Kemal, Mehmet Uzun gibi son büyük dengbêjler yapmıştır. Hep verilen örnek ki çok doğrudur, Evdalê Zeynikê ile Homeros arasındaki anlatıcılıklarına dair benzerlikleridir. Hatta bu benzerlikler o kadar belirgindir ki Evdalê Zeynikê için “Kürtlerin Homeros’u” benzetmesi yapılmıştır. Kürtlerin Homeros’u ve Yunanların Evdalê Zeynikê’si arasındaki bu denli benzerlik şüphesiz ki bu iki gelenek için de dikkat çekicidir. Burada iki büyük anlatıcı-aktarıcı, iki âmâ(sonradan kör oldukları tahmin edilir), iki Anadolulu, (Homeros için kesinlikle denilemese de)ozan atışmalarına katılmış iki tarihi şahsiyet, geleneklerinin en büyük temsilcisi iki canlı toplum belleği söz konusu olan. Homeros’un;

“…
Çağır Makhaon’u buraya, Talthybios, haydi çabuk,
Çağır Asklepiosoğlu’nu, kusursuz hekimi,
Atreus’un cenkçi oğlu Menelaos’a gelsin baksın…” (İlyada, 4. Bölüm 190-195 çev: Azra Erhat)

söyleyişi ile Evdal’ın;

“Gel söyle ey hekim, oy, hekim kurban Allah aşkına naz eyleme bize
Sen bir merhem yapasın baba evimin yaralısının yarasına…”

biçemi toplumu o kadar çok etkilemiştir ki yüzyıllar bunu eritmeye yetmemiştir. İşte dengbêjlik ile Yunan hikâyeciliğinin en çok hissedilen benzerliği budur. Tabii bir de sözlü geleneklerin devamlılığı da önemli bir husus. Mesela Reso, Evdalê Zeynikê’nin öğrencisi, son büyük dengbêjlerden Şakiro(Şakir Deniz) da Reso’nun öğrencisidir. Dengbêjlik böyle bir “usta-çırak ilişkisi”yle devam eder. İlyada Homeros’a ulaşmadan önce aynen dengbêjlik gibi bir aktarım ile beş yüz yıl gibi önemli bir zaman dilimi kadar yaşayabilmiştir; yani onu Evdaller, Resolar, Şakirolar yaşatmıştır bu kadar zaman boyunca…

İlyada daha sonra yazıya geçirilmiş yani… Peki günümüzdeki dengbêjlik için ne dersiniz?Evet, söz konusu beş yüz yıl olan karanlık dönemden sonra İlyada Homeros’a ulaşmıştır. Aynı şey dengbêjlik için söylenebilir mi? Dengbêjlik maalesef ki eski şaşalı görüntüsünden uzaklaşmış, günümüzün Media Player’ına sığacak kadar küçülmüştür! Bu durumu müstehak sistemlere, teknolojiye bağlamak mümkün. Fakat benim kaygım bizim “kendi yerel İlyadalarımızın” göz göre göre kayboluşları! Bazı araştırmacılar birtakım verileri toplayabildi, kurum olarak bu işi sırtlayan Diyarbakır Belediyesi’ydi. Ancak bu, dengbêjlik gibi köklü bir gelenek için yetersiz. Birilerinin Homeros olma vakti artık gelmiştir.

Çeviriyle ilgili aldığınız tepkiler neler oldu?
Bizim için, İlyada’yı az-çok bilenler için bu çeviri ciddi anlamda bir mucizeydi. Düşünsenize, İlyada’nın bir kısmı Türkçe’ye ilk kez 1885/1886 tarihinde(neredeyse bir buçuk asır önce) Şemseddin Sâmî’nin ağabeyi Nâ’îm tarafından nesir olarak çevriliyor(Rüstem Aslan, 101 Soruda Troia). Türkçe İlyada yıllar sonra Azra Erhat ve A. Kadir ile kusursuz hâle geliyor. Kürtçe’ye çevirmeyi ise bugüne kadar ciddi manada düşünen, bu çevirinin eksikliğini damarlarındaki asil kanda hisseden bir çevirmen bile olmamış! Oysa İlyada’nın neredeyse bir kutsal kitap kadar toplumlar üzerinde etkisi olduğu edebiyatla içli dışlı herkesçe bilinen bir gerçek. Tabii ki bu farkındalığı eylemleriyle bize gösteren Adnan Özer, Rüstem Aslan, Selim Temo gibi değerli aydınlar bizi destekleyenlerden oldular. Yanı sıra ilgisiz, umarsız, ciddiyetsiz “Kürt yayımcı ve edebiyatçılar”la da karşılaşmış olmamız, gerçekten bizi hayrete düşürmeye yetti.

Çeviri sırasında doğan zorluklar ya da kolaylıklar neler oldu?
Kürtçe’nin kahramanlığı ve acıyı çok etkili bir şekilde dile getirebilmesi, bu konuda müthiş etkiye sahip kelimelerin çok olması İlyada’yı diğer birçok çeviriden daha güzel yansıttı. Hektor’un ölüm sahnesi, savaş sırasındaki nutuklar, acılar, ölümler, yiğitlikler… Diyebilirim ki Kürtçe bize çok iyi olanaklar sundu. Çeviride şiir tadı olmasına ısrarla dikkat ettik. Bunların yanı sıra, sonuçta yazılı bir anlatımla çalışıyorduk, bunu da göze almalıydık. Bazı kelimelerimiz acaba fazlaca mı yerel olacaktı? Çeviriyi okuyan herkes sözlü gelenekteki anlatımın tadına varabilecek miydi? Bu kısımda biraz kaygı yaşadığımız durumlar oldu. Kitabı yayımladıktan sonra eleştirileri inceleyeceğiz.

Bir bölümü okuyucuyla buluşacak diyorsunuz…
İlk dört ve son bölümünü, Homeros ve İlyada üzerine uzun bir yazı dizisini şu an hazırlamış bulunmaktayız. Bu, İlyada’nın yarısı ve başlangıç olduğu için en zor kısmı demek. İlyada severleri epey beklettiğimiz doğru, fakat Türkçe’ye on yılda çevrildiğini göz önünde bulundurursak bunun bizim yavaşlığımızdan değil, Homeros’un çalışkanlığından ötürü olduğunu görürüz.

İlyada’nın Kürt Edebiyatı’na katkısı ne olacak?
İlyada tarih boyunca birçok sanatçıyı etkilemeyi başarabilmiş bir eser; mutlaka Kürt Edebiyatı’na da çok büyük yansımaları olmuştur, daha da olacaktır. Özellikle Akhilleus ve Hektor karakterleri neredeyse bütün millî literatürlerin tanıdığı, kullandığı karakterler. Batının doğu üzerine doğunun zenginliğini ele geçirmek için yaptığı ilk saldırıyı, ilk doğu-batı savaşını anlatıyor olması da ayrı bir önemli özelliği. İlyada’yı Kürtçe okuyan bir okurun, bir yazarın, bir şairin kendi Kobanî’sini Troya’da bulabilmesi bence Kürt Edebiyatına en büyük katkısıdır İlyada’nın.

Odysseia Kürtçe olacak mı?
Odysseia daha “fazla destansı”; yani olağanüstülük sayısı çok. Bu nedenle önceliğimiz savaşın canlı basımda anlatıldığı İlyada fakat tamamlayıcı bir nitelik taşıdığı için onu da düşünmüyor değiliz.

İlave etmek istediğiniz başka şeyler…
Medeniyetin kurucu öğelerinden biri ve en önemlisi muhakkak ki yazıdır, kitaptır. Tarihin ve zamanın silip süpürdüğü, “tarihe karışan” bütün varlıklar, düşünceler, egemenlikler, toplumlar ve milyon “şey”e karşın yazı vaktiyle ceylan derilerine, ağaç kavuklarına, papirüslere ve taşlara sığınmış ve bugüne dek dimdik ayakta kalmayı başarabilmiştir. Bize düşen görev bu kutsal serüvene ortak olup onu başka zamanlara taşımak, onu yaymaktır. Ki bir daha bir Troya yıkılmasın, bir Hektor ölmesin, bir Priamos çocuksuz, bir Astyanaks babasız kalmasın.