Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Haiti ekonomisi: Sömürü ve emperyalist tahakkümün tarihi

Yayın Tarihi: 18.03.2010 , 20:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

12 Ocak günü yaşanan 7,3 şiddetindeki deprem dünyanın gözlerini Haiti’nin üzerine çevirdi. Haiti’ye bakınca hemen göze çarpan çıplak gerçeklik deprem öncesinde de halkın hayatını cehenneme çeviren derin yoksulluk tablosu. Batı yarıkürenin bu en yoksul ülkesinin bugünkü durumunun tarihsel ve güncel nedenleri aynı yöne işaret ediyor: Sömürü ve emperyalist tahakküm.

Sömürge geçmişi
Bugün batı yarıkürenin en yoksul ülkesi konumunda olan Haiti, bir zamanlar “Antillerin mücevheri” olarak anılan, dünyanın en zengin kolonilerinden biriydi.

Haiti’den ithal edilen şeker, kahve, kakao, pamuk, tütün gibi ürünler Fransa’da işlenip bütün Avrupa’ya ihraç ediliyor ve böylece büyük servetler yaratılıyordu. 17. yüzyıldan itibaren Fransız sömürgesi olan ülkenin, 1750 yılında Fransa’nın milli hasılasının yüzde 50’sini sağladığı tahmin ediliyor.

Fransızların köle emeği üzerine kurduğu sistem, 1804 yılında başarıya ulaşan köle ayaklanması sonucunda sona erdi. Böylece tarihte köleliğe son veren ilk cumhuriyet, ilk zenci cumhuriyeti kurulmuş oldu. Ancak bağımsızlığın elde edilmesi, Haiti halkının büyük bir bölümünün kaderini değiştirmedi.

1804’te ABD’de henüz kölelik kaldırılmamıştı ve pek çok Avrupa ülkesi, kolonilerinde kölelik sistemini sürdürüyordu. Haiti modelini kendileri açısından bir tehdit olarak gören sömürgeci devletler, yeni Haiti devletini tanımadı ve ülke ağır bir ticari boykota maruz kaldı. Bu boykot Haiti’nin tarihi boyunca siyasi nedenlerle maruz kalacağı boykotlardan ilkiydi.

Fransa, Haiti’den çekilmek zorunda kalan köle sahiplerine yüklü tazminat ödenmesi karşılığında Haiti’yi 1838 yılında tanıdı. Bugünkü değeri 20 milyar dolardan fazla olan 150 milyon franklık tazminat ödemeleri ancak 1922 yılında bitirilebildi. Elbette Haiti, faiz olarak söz konusu tazminatın birkaç katını ödemek zorunda kalacaktı.

Devrim sonrası maruz kalınan ticari boykot ve seksen yıla yayılan yüklü tazminat ödemeleri Haiti’nin ekonomik kaderini belirleyen çok önemli yaptırımlardı. Haiti’nin 1915’te ABD tarafından işgali ise ülkeyi geri dönülmez bir tahakküm altına sokmuş oldu.

1915’ten 1934’e kadar süren ABD işgali döneminde gelir idaresi ve bankaların kontrolü ABD’ye geçti, şeker kamışı üretimi için ülkenin orman alanları tahrip edildi. Daha da önemlisi, 1804 yılında çıkarılan ve yabancıların toprak sahibi olmasını yasaklayan kanun, yapılan yeni “anayasa” ile kaldırıldı. Bu dönemde ABD, Haiti ekonomisi ve iç işlerinde kalıcı bir yer edindi. II. Dünya Savaşı sonrasında yabancı yardımlar ve ABD dostu hükümetler kanalıyla tahkim edilen bu durum, kısa sürelerle kesintiye uğrasa da, bugüne kadar uzandı.

ABD, 1957-1986 arasında süren ve babadan oğla devrolan Duvalier diktasını ayakta tutmak için borç ve uluslararası yardım mekanizmalarını etkin olarak kullandı. Bu dönemde Haiti’nin önemli miktarda “yardım” alması ise halkın hayatında bir şey değiştirmedi. Zaten asıl hedefi dost yönetimleri iktidarda tutmak olan yardımları cebe indirmek konusunda oldukça başarılı olan Duvalier ailesi, bu dönemde 900 milyon dolarlık bir kaynağı Haiti halkından çaldı.

‘Karayiplerin Tayvan’ı’
ABD 70’lerden itibaren, Haiti’yi ‘Karayiplerin Tayvan’ı’ yapma hedefiyle neo-liberal bir programı devreye soktu. Dünya Bankası ve CIA paravanı Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) sponsorluğundaki planın hedefi tarım ürünleri ihracatına ve montaj sanayine dayalı bir ekonomik yapı oluşturmaktı.

Haiti halkının derin yoksulluğu, olağanüstü ucuz işgücüne dayalı düşük teknolojili bir montaj sanayinin gelişebilmesine imkân sağlıyordu. Ayakkabı, oyuncak, deri, beyzbol toplarının dikilmesi gibi son derece niteliksiz bir montaj sanayi 60’ların sonlarından itibaren ortaya çıktı. 1966’da 13 olan montaj işletmesi sayısı, 1973’te 67’ye, 1980’de 200’e ulaştı. Sektör en gelişkin olduğu 1980 yılında yaklaşık 60.000 kişi istihdam eder noktaya gelmiş ama aynı zamanda ülkeyi ucuz emek cehennemine çevirmişti. Bu dönemde ağır çalışma koşullarında günlük ortalama 2 dolarlık ücretle istihdam edilen Haitili işçiler, ABD’li şirketler ve Haitili patronlara büyük kârlar sağladı. Ancak Haiti bütün bunlara rağmen Karayiplerin Tayvan’ı bile olamadı.

ABD’nin 1983’te devreye soktuğu bir ticaret programı olan Karayip Havzası İnisiyatifi (CBI), ABD pazarı ve montaj sektörü için Karayip ülkeleri arasındaki rekabeti artırdı. Kendi yerel dili olduğu halde, eğitim dili sömürge döneminden itibaren Fransızca olan Haiti’nin bu sebeple son derece düşük kalan okuma yazma oranı, ülkede idarecilik yapabilecek yeterli işgücü bulunmaması gibi nedenler Haiti’nin bu rekabette geri kalmasına neden oldu. Dominik Cumhuriyeti, Jamaika, Kosta Rika gibi ülkeler CBI programıyla montaj sektörü için yeni adresler haline geldi ve Haiti’nin montaj sektörü hızla geriledi. Bugün Haiti’deki montaj sektöründe yalnızca 10 ila 20 bin kişinin çalıştığı tahmin edilmektedir.

Tarımda yıkım ve gıda krizi
USAID’in neoliberal saldırısından tarımsal sektör de nasibini aldı. Tarım piyasaya açılarak ihracat öncelikli üretim devreye sokuldu. Böylece toprak kullanımı yerel olarak tüketilen ürünlerden ihraç ürünlerine doğru kaydı.

Reform sürecinden önce ülkenin tüm pirinç ihtiyacını karşılayan tarım sektörü 90’ların sonunda ihtiyacın ancak yarısını karşılar duruma geldi. Toprakların bölünerek küçülmesi, artan yoksulluğun ağaç kesimini bir ekonomik faaliyet haline getirmesi sonucunda ormansızlaşmaya bağlı toprak erozyonu gibi nedenlerle üçte bir oranında gerileyen gıda üretimi, ABD’nin ciddi baskılarına da konu oldu.

1991 yılında darbeyle iktidardan uzaklaştırılan devlet başkanı Aristide büyük bir baskı altına alınarak, ticaret alanında ödün vermesi karşılığında 1994’te Clinton yönetimi tarafından yeniden iktidara taşındı.

Gıda ithalatında tarifeler kaldırıldı ve böylece Haiti, başta buğday ve pirinç olmak üzere ABD’nin sübvansiyonlu tarım ürünleri için yeni bir adres haline getirildi. Ülke için yaşamsal önemdeki un fabrikası özelleştirildi yönetim kurulunda Henry Kissinger’ın bulunuğu ABD’li bir konsorsuyuma satılarak bir süre sonra kapatıldı.

Böylece, 30 yıl önce kendini besleyebilen Haiti, bir miktar tarım ihracatı yapan ama bundan kat kat fazlasını ithal eden bir ülke durumuna getirildi. Gıda ithalatı nedeniyle bir bir iflas eden tarım üreticileri kitleler halinde kentlere göç etti. Bu nüfusu emeceği iddia edilen kısıtlı sanayi ise DB, USAID ve ABD işbirliğiyle çoktan çökertilmişti.

Gıda alanında neredeyse tümüyle dışa bağımlı hale gelen Haiti’de, ithalatın uzun vadede daha ucuz gıda temini sağlayacağı iddiaları da kısa sürede yalanlandı. 1990’lardan 2000’lerin ortasına kadar gıda fiyatlarındaki artış yüzde 40’ı buldu.

Sanayisizleşme, tarımda çöküş ve artan gıda fiyatlarıyla boğuşan Haiti halkının yaşadığı açlık tehlikesi, ABD ve uluslararası finans kuruluşları tarafından şantaj unsuru olarak kullanıldı.

2004 yılında ABD ve uluslararası finans kurumları, Aristide hükümetini devirmek için yaklaşık yarım milyar dolar tutarında kredi musluğunu kapatarak ülkedeki gıda krizini tetikledi.

2008 yılına gelindiğinde, dünya gıda piyasalarında gerçekleşen ani fiyat artışı Haiti halkını daha da çaresiz bıraktı. Açlık tehdidiyle karşı karşıya kalan halk, Venezuela’nın yaptığı 364 tonluk gıda yardımıyla ancak yatıştırılabilen büyük sokak gösterileri gerçekleştirdi.

İnsanlık dramı
Tarih boyunca sömürü ve emperyalist tahakkümden kurtulamayan Haiti halkı, ekonomik alanda yaşanan bu süreçlerin bedelini büyük bir insanlık dramıyla ödüyor. Nüfusun yarısından fazlası günlük 1 dolarlık mutlak yoksulluk sınırının altında, yüzde 78’i ise günlük 2 dolar sınırının altında yaşıyor. Küba’da binde 5,8 olan bebek ölüm oranı Haiti’de binde 80. Yetişkin nüfusun yarısı okuma yazma bilmiyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.