Skip to main content
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Yükleniyor...

Feza Gürsey Enstitüsü'nü Prof. Ayşe Erzan'a sorduk

Temmuz ayında TÜBİTAK tarafından Gebze'de uygulamalı mühendislik çatısı altına taşınan teorik fizik ve matematik enstitüsü Feza Gürsey Enstitüsü nedeniyle tartışmalar devam ederken biz sorularımızı bu kez fizikçi Prof. Ayşe Erzan'a yönelttik.

Yayın Tarihi: 15.10.2011 , 10:45 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:26

Geçtiğimiz Temmuz ayında ülkemizin yegane teorik fizik ve matematik araştırma enstitüsü olan Feza Gürsey Enstitüsü'nün (FGE) TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun aldığı karar ile TÜBİTAK'in Gebze'de bulunan Marmara Araştırma Merkezi'ndeki (MAM) kriptoloji uygulamaları ve bilgi güvenliği ile ilgili olan araştırma merkezi BİLGEM'e bir alt birim olarak bağlanması sadece yurt içinde değil yurt dışındaki bilimsel çevrelerce de büyük tepki ile karşılanmıştı. 15 Temmuz itibari ile FGE MAM'daki yerine fiziksel olarak hızla taşındı ancak seneler içinde 4 kişiye indirilmiş personel sayısı da 2'ye inerek.

Daha sonra Ağustos ayı sonunda 651 sayılı KHK ile hükümet TÜBİTAK ve TÜBA'nın özerk konumlarını kaldırmış ve Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na bağlamıştı. Bu kararname sonucunda TÜBİTAK başkanı ve aralarında Bilgem Başkanı'da olmak üzere bazı TÜBİTAK yöneticileri görevden alınmıştı. Kararname temel bilimlere dair enstitülerin açılması ve kapanması kararlarını TÜBA'ya bırakırken TÜBA'nın kompozisyonunu da özerkliği bozacak şekilde değiştirdi.

Yeni TÜBİTAK başkanı Yücel Altunbaşak başkanlığındaki TÜBİTAK Bilim Kurulu'nun FGE hakkında yeni bir karar alıp almayacağı bilinmiyor. Zira bu son durumda FGE hakkında TÜBİTAK'ın mı yoksa TÜBA'nın mı karar alması gerektiği de belli değil.

Feza Gürsey Enstitü'sünün tarihçesi
"Feza Gürsey Enstitüsü’nün misyonu kısaca temel bilimlerde, özellikle teorik fizik ve matematik dallarında, ulusal ve uluslararası bilim camiasında kabul gören ve önem atfedilen orijinal çalışmalar vasıtasıyla bilgi üretmek, bu çalışmaların üretilmesine destek, yardımcı ve aracı olmaktır.

Enstitü, 1983 yılında TÜBİTAK'ın MAM bünyesinde Prof. Dr. Erdal İnönü'nün girişimleri ile Temel Bilimler Araştırma Enstitüsü adı ile kurulmuştur. 1997 yılında üniversitelerle daha yoğun ilişkiler kurulabilmesi için, 22.7.1996 tarihinde yapılan protokol ile Boğaziçi Üniversitesi'nin Kandilli Rasathanesi yerleşkesindeki bir binaya taşınmıştır.

Yeni yerinde Enstitüye dünyaca ünlü fizikçimiz Feza Gürsey’in ismi verilmiştir. Enstitü 14 senedir, özellikle son on sene içerisinde hızla azalan kısıtlı personel sayısına rağmen, Kandilli'de oldukça başarılı bilimsel çalışmalara imza atmıştır. Buna örnek olarak bilimsel endekslerce taranan ve yüksek etki parametresine sahip dergilerde yayınlanan Feza Gürsey adresli 350‘den fazla makale gösterilebilir. Bu makaleler yaklaşık 2 bin atıf almıştır. Bu sayılar özellikle teorik fizik ve matematik gibi yayın üretmenin zor olduğu alanlar üzerine çalışan enstitü personelinin bilimsel yetkinliğine bir örnektir. Buna diğer bir örnek ise enstitü personeline kariyerlerinin çeşitli dönemlerinde layık görülen bilimsel ödüller ve üyeliklerdir.

Bu bilimsel yetkinlikle beraber, Enstitüde pek çok uluslararası seviyede toplantı düzenlenmiş, bu toplantılara yurt içi ve dışından kendi konularının uzmanı dünya çapında tanınan bilim insanları gerek konuşmacı gerekse dinleyici olarak katılmış, Türkiye’nin dört bir köşesinden gelen binlerce yüksek lisans ve doktora öğrencisi ve doktorasını yeni almış genç bilim insanı bu toplantılar sayesinde günümüzde aktif olarak çalışılan bilimsel problemlerle tanışmış ve bu problemler üzerine araştırmalara başlamıştır" [1].

soL portalda daha önce matematikçi Prof. İlhan İkeda'ya FGE hakkında sorular yöneltmiştik. Bu sefer fizikçi Prof. Ayşe Erzan'a enstitü hakkındaki sorularımızı yöneltttik.

FGE ile ilişkiniz nasıl oldu? Yarı zamanlı/tam zamanlı çalışma şeklinde mi? Yoksa sadece oradaki bilim insanları ile ortak çalışmalar mı yaptınız? Daha genel olarak FGE'nin bilimsel hayatınıza katkısı ne oldu?

Ben yarı zamanlı araştırmacı olarak FGE'ye haftada iki veya üç gün gidiyordum.

FGE'de düzenlenen seminer, yaz okulu, uluslararası gibi toplantılara katıldım, orada bir araştırma yarıyılı düzenledim.

Bir araştırma enstitüsünde çalışmanın üniversitede çalışmadan farkları nedir sizce? FGE'deki çalışma ortamı nasıldı?

Bir araştırma enstitüsünde çalışmak demek, en başta gününüzü herhangi bir kesintiye uğramadan araştırmanıza verebilmeniz, kolay ulaşabileceğiniz bir kütüphane ve asgari fiziksel koşulların sağlanması demektir. Ama daha önemlisi, seminer sonrası tartışmalarda, kahve almaya gittiğinizde ya da öğle yemeği arasında, sizin konunuzdan biraz farklı alanlarda çalışan insanlarla yine bilim konuşmak, onlardan birşeyler öğrenmek, belki sizin vereceğiniz bir tepki ile de onların zihninde bir kapı açmak demektir. Yemekten dönerken konuşulan bir lafın, bir araştırmacının diğerinin ofisine gidip tahtada tartışılmaya başlamasından giderek bir makaleye dönüşmesi çok seyrek olan bir şey değildir. Bu genellikle üniversite hayhuyu içinde gerçekleşmeyen bir şey. Üniversitede insanlar daha çok ofislerine kapalı çalışıyorlar, dersler, öğrenciler hatta yönetimsel işlerle de ilgilenmek zorunda oluyorlar.

Araştırma enstitüsüne başka üniversitelerden, hatta yurt dışından, genellikle her gün rastlama fırsatına sahip olamayacağınız araştırmacılar da geldiği için bu bilimsel alış-veriş çok daha yaygın bir biçimde gerçekleşme imkanı bulur.

FGE'deki çalışma ortamı, hele ilk yıllarda, olağanüstü paylaşımcı ve yapıcı idi. Kimse odasının kapısını kapatmaz, anahtar kilit nedir bilmezdi.

Feza Gürsey Enstitüsü'nün Türkiye'deki bilimsel üretim açısından önemi nedir, ne olmuştur? Daha genel olarak FGE'nin Türkiye'deki bilimsel hayata ve anlayışa katkıları ne oldu?

FGE'de iki önemli şey oluyordu.

Birincisi, yukarıda sözünü ettiğim ortak çalışma ortamının daha da yapılandırılmış bir biçimde, bazı iyi tanımlanmış problemler hatta programlar etrafında yürütülmesi idi. Yavuz Nutku'nun başını çektiği, yurt içinden ve dışından farklı üniversitelerden neredeyse yirmi araştırmacının katıldığı genel görelilik, kuvantum alan teorisi ve Hamiltonien yapılar konusunda çok sayıda atıf alan birçok makalenin üretildiği çalışmalar buna en iyi örnektir.

İkincisi ise, tüm Türkiye'den, her birine 40-60 arasında yüksek lisans, doktora öğrencisi, doktoralı genç araştırmacının katıldığı araştırma yarıyılı, yaz ve kış okullarında, fizik ve matematiğin en ön saflarındaki araştırma sonuç ve yöntemlerinin tanıtılması, öğretilmesi ve tartışılması idi. Bu etkinlikler için binada bazı odalar yatakhane haline getirilmiş olup, İstanbul dışından katılımcıların kalmaları da sağlanıyordu. Bu okullar sayesinde, araştırma ufku açılan katılımcılar, okullarda ders veren hocalarla ortak makaleler de yazabiliyorlardı. Bu etkinliklere binlerce genç fizikçi ve matematikçi katıldı ve yeni, ilginç problemlerle tanıştılar.

Temel bilim çalışmalarının verimliliği nasıl ölçülebilir?

Temel bilim çalışmalarının verimliliği, bu çalışmaların üzerine inşa edilen yeni gelişmelerle ölçülür. Bir fikir ya da sonuç, ne tür yeni imkanlar yaratmıştır? Bu niceliğin bir göstergesi atıf sayılarıdır. Ancak öyle bazı fikirler, gelişmeler vardır ki, az sayıda araştırmacının yoğunlaştığı konularda oldukları için çok sayıda atıf almayabilirler. Uzun zamandır açık olan bir probleme getirdikleri kesin çözüm, ya da yeni bir bakış açısı ile, kalıcı olacakları ve belki o alanın dışındaki araştırmaları da etkileyecekleri belli olur. Bu tür sonuçları elde edenlerin yurt içinde ve yurt dışında bilimsel toplantılarda çağrılı konuşma vermeye, derleme makaleleri yazmaya davet edilmeleri bir başka göstergedir.

Temel bilimlerin bizatihi kendi içinde niçin değerli olduğu ise daha geniş bir tartışma konusu. Temel bilimler, ve (FGE bağlamında teorik fizik) doğa olaylarının nasıl oluştuklarını anlamaya ve bunları inceleyebilmek için gerekli matematiksel yapıları inşa etmeye uğraşır. Temel bilimler tamamen ucu açık bir araştırma alanıdırlar. En muhteşem anlarında, yepyeni olgular, bağıntılar öngörebilir, gök cisimleri ya da atom altı parçacıklarının varlığını haber verebilir ve deneyler sayesinde bu öngörülerin sınanması ile yeni ufuklara açılabilirler. Bu yeni ufuklar, teknolojiye hiç beklenmedik olanaklar sağlar. Temel bilimlerin teknolojiye asıl büyük katkıları, teorik fizikçilerin mühendislik problemlerini çözmeye uğraşması ile değil, işte bu tür beklenmedik, planlaması önceden pek mümkün olmayan, yepyeni araştırma ve uygulama sahalarının yaratılması ile olur. Bu alanlardaki başarılar, o ülkeye illa teknoloji ürünleri olarak değil, kendine güveni artıran, saygınlık ve itibar sağlayan kalıcı kazanımlar olarak dönerler.

Enstitünün işlevsizleştirilerek taşınması ve mühendislik araştırmalarına destek olmak üzere bir alt birime indirgenmesini Türkiye'de bilimsel araştırmaların artık önemsenmediği ya da yapılmasına gerek olmadığı yönünde bir yönelimin göstergesi olarak mı değerlendirmek gerekir? Bu konudaki düşünceleriniz?

FGE'nin kapatılması ile, Boğaziçi Üniversitesi ve TÜBİTAK'ın ortak olarak atadıkları bir yönetim kurulu aracılığı ile kendi kendini yöneten, kendi önceliklarini ve istihdam politikasını belirleyen bir kurum, ortadan kaldırılmış oldu. Mevcut hükümetin genel eğiliminin özerk yapılara tahammülsüzlük olduğu zaten ortada. Türkiye'nin yegane teorik fizik ve matematik araştırma enstitüsünün de bu tahammülsüzlükten payını alması tabi ki üzücü.

Temel bilimler araştırmaları üniversitelerde TÜBİTAK aracılığı ile de destekleniyor. Burada da, neredeyse bütün araştırma fonlarının tek bir merkez - TÜBİTAK - tarafından yönetiliyor olmasının getirdiği sakıncalar var tabi.

Temel bilimlerde, aşırı yönlendirme ve kontrol refleksleri, araştırma alanına sadece faydacıl bir biçimde yaklaşım, hiç bir zaman başarılı sonuçlar vermiyor. Bir kriptoloji enstitüsünde temel bilimler çalışmalarının "daha geniş çalışma imkanlarına kavuşacağı" gibi gerçek dışı iddialar da, maalesef ya yöneticilerin bu konuda en ufak bir fikre sahip olmadıklarını, ya da herkesin gözünü boyayabileceklerini düşündüklerini gösteriyor.

Bugün hiçbir hükümet "ben ülkemde temel bilimleri desteklemeyeceğim" deme lüksüne sahip değil. Eğer tekonolojide sahiden fark yaratacak atılımlar isteniyorsa, temel bilimlere yatırım yapmak gerekiyor. Bu konuda Japonya, İsrail, Kore gibi örnekler yeterince öğretici olmalı. Yoksa her mahallede bir devr-i daim makinası icadeder dururuz.

(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.