Her şey o katliamla başlamıştı: Adeta Kırmızı Pazartesi

11 Mayıs 2013 tarihinde Reyhanlı'da 53 yurttaşın yaşamını yitirdiği, 155 kişinin de yaralandığı katliam, sonrasında art arda yaşanacak benzer olayların ilk halkası olmuştu. Dava sessiz sedasız 23 Şubat 2018'de verilen kararla sonlandırılırken, geriye büyük sorular kalmıştı. Davanın kapanmasının ardından katliamın planlayıcılarından olduğu belirtilen Yusuf Nazik'in Suriye'de yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi, konuyu yeniden gündeme getirdi. Davanın avukatlarından olan Sevinç Hocaoğulları ile hem katliamı, hem dava sürecini hem de gelinen son aşamayı konuştuk...
Ali Ufuk Arikan
Perşembe, 20 Eylül 2018 11:27

Dönemin Başbakanı Erdoğan'ın ABD ziyaretinden hemen önce gerçekleşmişti Reyhanlı Katliamı...

11 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleşen kanlı katliam 53 yurttaşın yaşamına mal olurken, 155 kişi de bu saldırıdan yaralı olarak kurtulmuştu.

Reyhanlı'daki katliamın ardından art arda birçok kanlı saldırıya daha sahne olan Türkiye'de, ilk halkanın sorumluları hep karanlıkta kaldı. Katliamın hemen ardından iş makineleriyle yapılan temizlik, ardından gelen "Suriye yaptı" açıklaması, buna karşın ortaya çıkan MİT belgesinde tam aksi yönde uyarıların yer aldığının görülmesi de soru işaretlerini artırdı.

Katliamdan sonra, "53 sünni yurttaşımız şehit edildi" diyen ve ardından ABD'ye gidip Suriye'de "uçuşa yasak bölge" talep eden Erdoğan o dönemde ne söylediyse, 5 yıl sonra gelen kararda da aynı şeyler söylendi. 

Tam Reyhanlı dosyası artık kapandı derken, bu kez İdlib'e Suriye ve Rusya operasyonun konuşulduğu dönemde, Reyhanlı'daki katliamın planlayıcılarından olduğu belirtilen Yusuf Nazik, Lazkiye'de yapıldığı belirtilen bir operasyola MİT tarafından Türkiye'ye getirildi. Türkiye'ye gelir gelmez önceki "Heysem Topalca, Suriye’deki cihatçılara destek veren Suriye vatandaşı bir Türkmen. Bize bu tezgâhı kuran kişi, Heysem Topalca olabilir. Topalca’yla zaman zaman Reyhanlı’dan mal geçirmek için işbirliği yapıyorduk. Bu adam eskiden beri kaçakçılık yapar. Hem Reyhanlı bölgesinden hem de Yayladağı’ndan geçiş yapabiliyor. Biz Reyhanlı’ya yanaşamıyoruz bile. Oralar cihatçıların elinde. Bizi görseler keserler. Bu işte kesinlikle onun parmağı var" açıklamasından vazgeçen Nazik, katliam talimatını Suriye devletinden aldığını, saldırıyı kendisinin planladığını söyledi.

Nazik'in gözaltındaki ifadesinde neler söyleyeceği, mahkemede nasıl açıklamalar yapacağı şimdilik bilinmezken, unutulan Reyhanlı Katliamı dosyasını, davanın avukatlarından Sevinç Hocaoğulları ile tüm boyutlarıyla konuştuk.

KATLİAMDAN ÜÇ GÜN ÖNCE YAPILAN İHBAR

Reyhanlı Katliamı, öncesi, sonrası, saldırı anı ve dava süreciyle sürekli tartışma konusu oldu. Bu davada bazı noktaların ısrarla karanlıkta bırakıldığı eleştirileri yapıldı. İsterseniz bu aşamalardan ilkiyle, yani katliamın hemen öncesinden başlayalım, katliam nasıl geldi?

Reyhanlı Katliamı için sanırız ilk söylenecek şey "göz göre göre geldiği" olacaktır. Katliamdan hemen önce, belli ki bir MİT elemanı, Emniyet Müdürlüğünü arayarak ihbarda bulunuyor. Yani MİT elemanı olduğuna dair net bir bilgi yok ama öyle varsayıyoruz, 8 Mayıs’ta arayarak ihbarda bulunuyor. Yani katliamdan tam üç gün önce yapılıyor bu ihbar.

Neler vardı bu ihbarda?

Saldırının nasıl düzenleneceğinden tutun da tüm ayrıntılarına kadar detaylı bir ihbardı bu. “Böyle bir saldırı düzenlenecek, şu tarihte düzenlenecek, sınır kapısından Türkiye’ye giriş yapacaklar, saat konusu belli değil ama belli olunca ayrıca bilgi veririm. Bunlar iki tane bombalı araç hazırlayacak, bu işin içinde yer alanlar şunlar şunlardır” diyor ihbarı yapan kişi. Yani katliamdan üç gün önce tüm ayrınlar bir ihbarla iletilmişti. Bu ihbarda ismi geçenlerin tamamı şimdi dosya sanığı durumunda.

İhbarın ardından 'yetkili' kurumların ilk tepkisi neydi?

Bu ihbar üzerine ilk olarak ismi verilen kişiler hakkında teknik takip kararı alınıyor. Mesela Temir Dükkancı, o da firari sanıklardan. İhbarda bu kişinin Türkiye’ye gireceği, bomba düzeneğini onun hazırlayacağı belirtiliyor. Dosyanın en önemli isimlerinden Nasır Eskiocak'ın da adı veriliyor bu ihbarda. Davada 'Yusuf Nazik’ten talimat aldım' diyen kişidir Nasır Eskiocak. Bu kişi hakkında da teknik ve fiziki takip kararı alınıyor. 


Avukat Sevinç Hocaoğulları

HERKES BİLİYORDU, HERKES...

Peki bu ihbar tüm kurumlara ulaşıyor mu?

İçişleri Bakanlığı da dahil olmak üzere tüm ilgili kurumlara iletiliyor. Bakanlık da dahil olduktan sonra MİT ayın 10’unda bir bilgi notu düzenliyor. Üzerine araç alınan kişiler bunlar bunlar diye ayrıntılı bir bilgi notu bu. Yani araç plakalarına kadar tespit edilmiş oluyor artık. Ayın 10’u itibariyle her şeyi biliyoruz kısacası.

Sonra geliyorum diyen katliam geliyor…

11 Mayıs 2013'de, Antakya’dan yola çıkan iki araç, Reyhanlı’nın en merkezi yerinde, Emniyet’in olduğu, belediye binasının olduğu yerde patlatılıyor.

Yani saldırıyı yapacak kişiler belli, araçlar belli, bomba düzeneğini kimin hazırlayacağı belli ve her şey biliniyor. Üstelik teknik ve fiziki takip var ama katliam gerçekleşiyor.

Dosyada teknik ve fiziki takip başlığında neler olduğu da yer alıyor. Nasır Eskiocak ve Temir Dükkancı takip ediliyor. Bunlar Harbiye civarında bir yerlerde buluşuyorlar, sonra "takibe elverişli olmadığı için takibe son verilmiştir" deniliyor.

'DAVA SÜRECİNDE KARANLIKTA BIRAKILAN NOKTALAR VAR'

İkinci aşamaya geçersek, katliamın ardından davaya kadar geçen süreçte Reyhanlı dosyası nasıl bir seyir izledi?

Katliam gerçekleştikten hemen sonra kısıtlılık kararı alınmıştı biliyorsunuz, ardından da yayın yasağı kararı. Sonra bu yasak kalktı ama soruşturma sürecinin tamamı sağlıksız bir şekilde yürütüldü. İlk olarak Özcan Şişman yürütmüştü soruşturmayı. Daha sonra Cemaat soruşturması kapsamında tutuklandı Şişman.

Şimdi bu başlıkta da üzerine gidilmesi gereken ama ısrarla karanlıkta bırakılan noktalar var.

Özcan Şişman’ın, kamu görevlilerinin kusurunun araştırıldığı dosyada, “kimsenin kusuru yok, zaten gereği yapıldı” gibi bir karşı çıkışı var.

Şişman, 8 Mayıs'ta gelen ihbarı dosyaya koyuyor ama katliamın yapılan tüm çalışmalara rağmen engellenemediğini ileri sürüyor. Ancak Şişman, MİT'in bilgi notundan hiçbir şekilde bahsetmiyor. Olan sanıklar üzerinden öyküyü yazıyor.

Sonra Şişman, MİT TIR’ları savcısı oldu, iktidar-cemaat kavgası başladı, Şişman açığa alınıp tutuklandı. Daha sonrasında Şişman hakkında Reyhanlı soruşturmasını gereği gibi yürütmediği gerekçesiyle soruşturma başlatıldı. Bu sefer Şişman oradaki yargılamada, aslında MİT’le ilgili yanlış yönlendirildiğini söyledi. Yani başta ihmal yok diyen Savcı, tutuklandıktan sonra MİT tarafından yanlış yönlendirildiğini ileri sürdü. Diğer dosyalardan, Adana’daki sarin gazı, füze başlıkları soruşturmalarından da söz etti, "bu süreçlerde de karanlık noktalar var" dedi. Hatta Heysem Topalca’nın da adı geçti bu noktada. "Bu sürecin içinde karanlık bir takım şeyler var" diye MİT’i ima etti. MİT de tersinden Özcan’ı suçladı.

Ancak soruşturmanın başladığı aşamada ikisinin de birbirini hedef aldığı bir tablo göremiyoruz. 

'ORTADA TEYİT EDİLMİŞ BİR İHBAR VAR'

AKP tarafından yapılan açıklamalarda olayın suçunun MİT'e yıkılmak istendiği savunması yapılıyor.

Katliamın gerçekleşeceğinden hepsinin haberi var. Hepsine ulaşmış ihbar ve bilgi notu. Ortada sıradan bir ihbar yok, belirtilmeyen bir zamanda "saldırı olabilir" gibi bir karanlık nokta yok. Tüm ayrıntıları verilerek bildirilen bir ihbar var elimizde. Üstelik adı geçenler ülkeye giriş yapmış, teknik takip altına bile alınmış. İhbarın doğruluğu açık ki teyit edilmiş. 

Hatay’da Valilik düzeyinde gündeme geliyor bu ihbarlar. Yani karşılıklı o sorumluydu, bu sorumluydu diye yapılan suçlamalarda hiçbir şekilde samimiyet yok.

KAMU GÖREVLİLERİNE GÖZ YUMULDU

Yargılama sürecince neler yaşandı?

Biz bu süreçte, tam da az önce anlattığım nedenlerle adı geçen tüm kamu görevlilerinin bu soruşturmada yer almasını istedik. Emniyet, Valilik, MİT… Ancak hiçbiri bu sürece dahil edilmedi. Polislerle ilgili açılan basit bir dosya var sadece, o da tüm taleplerimize rağmen ana dosyayla birleştirilmedi.

HEYSEM TOPALCA İDDİALARI

Bu süreçte sınır kontrolünün cihatçılarda olması, Heysem Topalca gibi cihatçı isimlerin de saldırıda rol aldığı iddiaları mahkemenin gündemine giremedi sanıyoruz.

Bu davanın karanlık noktalarından biri oldu Heysem Topalca. Topalca adı sıkça geçti bu süreçte ancak soruşturulmadı. Nasır Eskiocak'ın ifadelerinde “hacı” diye biri var. Bu isim benzer başka dosyalarda Heysem Topalca’yı işaret ediyordu. Birkaç yerde daha adı geçiyordu, Cilvegözü ve Niğde Ulukışla saldırılarında adı geçiyordu Topalca'nın. Eski Savcı Özcan Şişman’ın "kimi kamu görevlilerinin yönlendirdiği kişiler var" derken ima ettiği kişi de Heysem Topalca olabilir. Ancak tüm bu iddialar bir karşılık bulmadı. Topalca ile ilgili bir takım sorular sorduk, ilgili kurumlar, MİT ve jandarma çok alakasız yanıtlar verdi. Sonra hakkında arama kararı varken, Reyhanlı’da basit başka bir işten yargılandığını öğrendik. 

Bu başlık da karanlıkta bırakıldı yani…

Evet, bu süreçte olayı aydınlatmak için yürüdüğümüz birkaç kanal vardı ve hepsi de teker teker kapatıldı. Sonuçta sanıklar hakkındaki yargılama zaten en başta bildiğimiz isimlere, ihbarda adı geçenlere verilen cezalarla kapatıldı.

Kamu görevlilerinin sorumluluğunun üstüne gitmemek, bu kadar açık bir ihbar varken adım atmamak neden sizce?

Bu katliamın sorumluluğu, tüm detayların bilinmesine rağmen önlem almayan devlet görevlilerinde. Ancak sanki hiç böyle bir şey olmamış, saldırıdan habersizmiş gibi devam etti bu dava süreci. Israrla mahkeme sürecinde bu talepler görmezden gelindi, dosyaya bu sorumlular eklenmedi. Tarihten bu sayede bir not, önemli bir not çıkarılmak istendi diye düşünüyorum.

Biz de tüm gerçeğe ulaşmak için sorgulamaya devam ediyoruz.

'TAKİP EDİLDİKLERİNİ HEPSİNİN HİSSETTİĞİNİ SÖYLÜYOR'

Tam da bu noktada Yusuf Nazik olayını sormak istiyorum. Nasır Eskiocak tarafından "talimatları veren kişi" olarak tarif ediliyordu Nazik. Aynı zamanda Eskiocak'ın iddiasına göre eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin'le görüşen, MİT'le bağlantısı olan bir isim Yusuf Nazik. Bu iddialar ve Nazik'in Türkiye'ye geldikten sonra yaptığı aksi yönde açıklamalar var. Bundan sonra süreç nasıl devam eder, yargılamada başka bir başlık açılır mı?

Önceki yargılamada ayrılan bir dosya vardı firari sanıklarla ilgili. Şimdi bu dosya görülmeye başlanacak. İdlib meselesi ne olur tartışmaları devam ederken, Lazkiye’de bir MİT operasyonu yapıldığı söyleniyor. MİT sorgulamış, 12’sinde Ankara Emniyeti’ne teslim edilmiş. Ek süre istenebilir gözaltı için. Hala hakkında tutuklama kararı olan dosyaya bir evrak gelmiş değil. Yusuf Nazik ne diyecek bilmiyorum ama Nasır Eskiocak’ın ilk ifadesine benzer bir ifade vardı, saldırının arkasında Suriye’yi işaret eden açıklamalar yaptı.

Nasır Eskiocak ifadesinde, takip edildiklerini hepsinin hissettiğini söylüyor. Bu nokta oldukça kritik diye düşünüyorum. Ve bir yerde vazgeçmeye çalıştıklarını da söylüyor. 

Daha sonra yakalandıktan sonra ÖSO tarafından ilk sorgusunun işkenceyle alındığını söyledi ve itirafta bulunduğu ifadeleri reddetti. Türkiye’de "bomba olduğunu bilmiyordum, uyuşturucu diye biliyordum" ifadesi verdi.

Yine Eskiocak, Yusuf Nazik’in Sadullah Ergin’le teması olduğunu, kendisini MİT’le de tanıştırmak istediğini ancak kendisinin istemediğini iddia etmişti.

'NAZİK, NEYİ, NE KADAR KADAR SÖYLEYECEK'

Peki bundan sonra neler olur, nasıl bir seyir izler süreç?

Yuısuf Nazik neler söyleyecek önemli. Neyi, ne kadar söyleyecek o daha da önemli.

Şimdilik Yusuf Nazik’in yakalanması siyasi bir operasyon ve İdlib düşünüldüğünde o taraftan mı gidecek diye düşündürüyor. Biz yargılamada bu işin neden engellenmedi, neden bombanın yerleştirilmesine izin verildi, neden Reyhanlı'ya kadar seyirci kalındı diye sorduk ve bu sorular henüz bir yanıt bulmadı.

Bunu sorgulayanlar ise mahkemenin sınırına takıldı uzun süredir.

Peki, Reyhanlılı aileler? Dava sürecinin içindeydiniz, aileler neler düşünüyor bu sürece dair?

Onlar çok zor durumda kaldılar. "Kimse sorumlusu ortaya çıkarılsın" dediler en başından bu yana.

Sürecin sonunda verilen cezalar aileleri tatmin etti mi, çok tartışılır.

Onlar için ortada koskocam bir soru işareti ve boşluk kaldı geriye.

Reyhanlı'nın karşısında devletin kontrol ettiği unsurlar vardı, ÖSO vardı, benzer gruplar vardı. Bu aileler bunları biliyor. O yüzden mahkemenin "bu iş böyle oldu" kararı ve ortaya atılan söylemler çok da içlerini rahatlatmadı gibi.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Eskiocak bir de ABD operasyonuyla yakalanıp ABD'ye götürülen Mehmet Gezer'e ilişkin "acayip şeyler söyleyeceğini" ileri sürmüştü, sonra sustu.

Gezer ne rol oynadı, ne yaptı... Buradan gelecek açıklamalar da önemli olabilir.


Gabriel García Márquez'in 1981'de yayımlanan romanının adı Kırmızı Pazartesi. Roman tüm kasaba sakinlerinin gelişini gördüğü bir cinayetin nasıl işlendiğini konu alıyor.