Zafere inanan bir futbol simgesi: Dr. Socrates

Socrates, yalnızca futboldaki becerisi ile ön plana çıkan bir ‘futbolcu’ olmadı hiç. Onun yaşamına anlam katan, mücadeleci kimliği ve sporu bir mücadele alanı olarak tanımlayabilmesiydi.
İsmail Sarp Aykurt
Cuma, 04 Aralık 2015 10:11

“Benim üç tane idolüm vardı; Che Guevara, Fidel Castro ve John Lennon” …

Bu sözlerin sahibi Socrates, 4 Aralık 2011 günü aramızdan ayrılmıştı. İdolleri gibi yaşamış, emek mücadelesinin en önemli figürleri arasında yerini almış ve klasikleşen gol sevinci gibi, ‘sağ yumruğu havada’ ayrılmıştı yeşil sahalardan ve hayatımızdan…

 O gün, Dr. Socrates’in bir dileği daha gerçekleşmişti aslında. Düşünceleri ve mücadelesi dışında önem verdiği başka şeyler de elbette ki vardı.

“Corinthians’ın şampiyon olduğu bir pazar günü ölmek istiyorum” demişti ve öldüğü gün şampiyon, çok sevdiği Corinthians olmuştu…

Görebilmiş miydi emin değilim, ancak o günü hissederek öldüğüne inanmak zor gelmiyor artık.

Dr. Socrates, sıra dışı karakterinin yanında önemli bir politik figürdü. Günümüzde sayıları katlanarak artan, yeşil sahalarda yaptıkları artistlik hareketlere, bireyselliği ve bencilliği öven davranış kalıplarına ya da emek düşmanlığı konusunda sekter ve trajik kişilikler karşısında Socrates, emekçi halkın “Yüce Sıska Adam’ı” idi…

‘Magrão’ takma ismi ile çağırmışlar ve uğurlamışlardı onu tüm tribünler…

Küba’yı kıskançlıkla sahiplenen ve burada gerçek demokrasinin yerleşik olduğunu her konuşmasında ifade eden, sosyalist Küba’nın eksikli tanındığından rahatsızlık duyduğunun altını çizen Socrates, Küba’ya sıklıkla seyahat ederdi.

Küba onun için, düşüncelerinin ve kişiliğinin layıkıyla uyuştuğu tek adresti…

Oyunculuğu zaten tartışılmazdı. Brezilya’nın ve dünyanın en yetenekli ve önemli ayakları arasında başa yazılırdı ismi. Boyu da ismi kadar uzundu… Futbolu da bir o kadar büyük ve alımlı.

Kendisine takılan ‘Futbolun filozofu’ ünvanı, yalnızca felsefeci Sokrates ile olan isim benzerliği, muazzam futbol görüşü, bilgisi ve pratiği ile ilgili de değildi. Onu bu kadar yetkinleştiren, tıptan felsefeye uzanan, geniş bir entelektüel birikimdi de. 

Onu, halkın gözünde‘efsaneleştiren’, unutulmaz ve ayrıcalıklı kılan ise, diktatörlüğe karşı verdiği cesur mücadelesi, halktan ve emekten hiç kopmayan yapısı, birikimini mücadelesi ile buluşturabilmesi ve siyasi öncülüğü idi…

Takımı Corinthians, diktatörlük döneminde takım formasına slogan yazan tek kulüptü. ‘Corinthianslı Demokrasisi’ hareketinin öncülüğünü yaparken, ‘Haklar Şimdi’ ve ‘Başkanı seçerken oy kullanmak istiyorum’ sloganları ve kendisi ile özdeşleşen demokrasi yazılı saç bandı, mücadelenin ritmini de belirleyen önemli bir momentin ‘özel’ araçlarıydı. 

Belki sonucu değiştiremedi, ancak sonucun değişmesi için ‘boyun eğmemeyi’ kendisine şiar edinmişti. Bu, sporun da ne kadar kritik bir mücadele alanı olduğunun açık bir göstergesi olarak görülmeliydi.

Dr. Socrates, günümüz spor dünyasında hala bir sembol ve değer olmaya devam ediyor. Sporun bu kadar karanlık ilişkilere ve kapitalist kire battığı, gerçek anlamından hızlıca uzaklara taşındığı bir çağda, Socrates ismi yüksekte durmayı sürdürüyor.

Sporu da yeniden ve sağlıklı bir çizgide üreteceğimiz bir düzenin arayışı devam ederken, bize Socrates’ten ve nicelerinden miras olarak ‘boyun eğmemek’ kalıyor…

Ve de yüksek sesle haykırmak…

 (Direta Já!) “Hak Şimdi!”