Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Türkiye tarihinin işçi kalkışmaları

Türkiye tarihi boyunca işçi sınıfı ne zaman kitlesel biçimde sahne aldıysa, ülke siyasetinin başat aktörü haline geldi.

Yayın Tarihi: 14.06.2009 , 10:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

soL (HABER MERKEZİ) Modern Türkiye tarihi, en büyüklerinden biri 15-16 Haziran olan işçi sınıfı kalkışmalarıyla ve direnişleriyle doludur. Bu eylemler, yaşandıkları dönemde toplumun ana gündemi haline gelmiş ve işçi sınıfının kitlesel gücünün ülke siyasetine nasıl yön verebileceğini göstermiştir.
27 Mayıs'tan 15-16 Haziran'a
İlk adımlarTürkiye işçi sınıfının mücadelesi her ne kadar Osmanlı'ya kadar uzansa da, bu mücadelenin ülke siyasetini belirleyen bir güce kavuşması 1960'lı yıllarda başlamıştır.
27 Mayıs ihtilalinin ardından yaşanan ilk büyük işçi sınıfı eylemi, 31 Ocak 1961'de yapılan büyük Sarraçhane Mitingi'dir. 200 bini aşkın işçinin katıldığı eylemin talebi grev hakkıdır. Türkiye İşçi Partisi'nin kuruluşunu öncelemesi açısından da önemli olan bu miting, ileride DİSK Genel Başkanı olacak ve öldürülene dek işçi sınıfının mücadelesinde çok önemli bir rol oynayacak olan Kemal Türkler'in de bir sınıf öncüsü olarak öne çıktığı ilk güçlü eylemdir.
Saraçhane mitinginin ardından 1961 yılının Mayıs ayında hazırlanan 1961 Anayasası'na grev hakkı konur. Ancak bu hak, gerekli yasalarla düzenlenmediği için görünüşte var olmakla beraber uygulanmamaktadır. 1963 yılında Koç'a ait Kavel Kablo'da bir ücret direnişi ile başlayan ve dokuz işçinin işten çıkartılmasıyla süren eylem hızla büyür. İşçilerin toplu oturma eylemine, Koç lokavt ile karşılık verince, Kavel Kablo'da fiilen grev başlar. Greve İstinye tersaneleri, Demirdöküm, Sungurlar, Generel Elektric fabrikalarından destek gelince patronlar geri adım atar ve grev hakkını düzenleyen yasa hızla meclisten geçirilir.
Bu kazanımın ardından, Türk-İş Konfederasyonu eylemlerde giderek patronlardan yana tavır almaya başladı. Sendika yöneticileri sık sık grevlerin bitirilmesini istiyor, işçilerden bağımsız ve onlara danışmadan kararlar alıp, anlaşmalar yapıyordu. Bu sürecin sonunda, İstanbul'da beş sendikanın ortak kuruluş genel kurul toplantıları yapıldı ve bu toplantıda kurulan sendikalar Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu'nu (DİSK) kurdular.
DİSK'in kurulmasının ardından ivme kazanan işçi sınıfı mücadelesi karşısında devlet işçilerin sendika seçme özgürlüğünü kısıtlayan ve DİSK'i etkisiz kılan bir yasal düzenleme hazırladı. İşçi sınıfının 15-16 Haziran kalkışması, bu yasal düzenlemeye cevap olarak yapıldı.
12 Mart'tan 12 Eylül'e
İktidarın eşiğinde işçi sınıfı12 Mart sıkıyönetiminin ardından yeniden eylemliliğe geçen işçi sınıfı, 1975'ten itibaren Türkiye siyasetine tekrar ağırlığını hissettirmeye başladı. 1976'da ilk kez Taksim'de kitlesel biçimde 1 Mayıs kutlandı.
Ardından, Devlet Güvenlik Mahkemeleri'nin kurulma çabasına daha hazırlık aşamasında müdahale eden DİSK, "DGM sıkıyönetimsiz sıkıyönetim demektir" vurgusuyla mücadele başlattı. Birinci Milliyetçi Cephe hükümetini düşürme amacı da taşıyan grev ve eylemler, DGM tasarısının meclisten geçmemesiyle son buldu.
Böylelikle yalnızca kendilerini ilgilendiren değil, sosyalizm mücadelesini engellemeye yönelik her türlü yasama faaliyetinin karşısına dikilebileceğini gösteren işçi sınıfı, 1977 1 Mayısı'nda Taksim'de kendi tarihindeki en büyük mitingi düzenledi. Kontrgerilla provokasyonuyla ve 43 kişinin ölümüyle anılan bu eylem, aynı zamanda işçi sınıfının kitlesel mücadelesinin vardığı boyutları göstermesi açısından da büyük önem taşıyordu.
12 Eylül öncesi son büyük işçi direnişi ise DİSK ile Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası'nın (MESS) karşı karşıya geldikleri "MESS grevleri" oldu. "DGM'yi ezdik sıra MESS'de" sloganıyla yürütülen grevler, zaman zaman "Büyük Grev" olarak da anıldı. MESS'in, işçi sendikalarının yetkilerini hiçe sayan ve tüm üye işyerlerini kapsayan "grup sözleşmesi" dayatmasıyla başlayan grevler, 30 Mayıs 1977'de başladı ve 3 Şubat 1978'e kadar sürdü. Grev hayli önemli ekonomik kazanımlarla sonuçlanmakla beraber, patronlara stoklarda birikmiş malları kolay yoldan bitirme fırsatı yaratıyor olduğu gerekçesiyle Aziz Nesin tarafından şiddetle eleştirildi.
Gerçekten de, 12 Eylül öncesindeki son büyük işçi kalkışması olan MESS Grevleri'nin ekonomik kazanımları büyük olmakla beraber, siyasi talepleri bunun gerisinde kaldı. Bu tarihten itibaren eylemler 16 Mart 1978 katliamının ardından yapılan Faşizme İhtar Eylemi, Kahramanmaraş Katliamı'nın ardından yapılan 5 Ocak Faşizmi Lanetleme Eylemi gibi tepki eylemlerine dönüştü veya Tariş'te faşist kadrolaşmanın önünü açmak için yapılan toplu işten çıkartmaya karşı verilen direniş gibi, saldırıdan ziyade savunma içerikli oldu. Eylemlerin göz kamaştırıcı kitleselliğine rağmen bu durum bir gerileme anlamına geliyordu ve 12 Eylül'e giden yol bu gerilemeyle birlikte açıldı.
12 Eylül'den günümüze:
Karşıdevrimin karanlığında uzun uyku12 Eylül darbesi ile iktidara el koyan faşist cunta yönetimi altında işçi sınıfının eylemliliği önemli bir kesinti yaşadı. 1984 yılına kadar hiç grev yapılmayan bu dönemde bir yandan da yetmişten fazla kişinin idam istemiyle yargılandığı DİSK davası sürüyordu.
1989 yılına kadar, Netaş grevi gibi bazı önemli grevler yaşanmasına rağmen, işçi sınıfı ülke siyasetinden uzak durmak zorunda kaldı. Bu derin sessizliği bozan ilk kitlesel hareket 1989 yılı baharında gerçekleştirilen Bahar Eylemleri oldu. Türk-İş üyesi kamu işçilerinin Mart'ın son gününden Nisan sonuna kadar 30 ilde sürdürdükleri ve 15 iş kolunu kapsayan grev dışı eylemler, aynı zamanda grevleri zorlaştırıcı yasal hükümlere yönelik bir protesto niteliği taşıyordu. İş yavaşlatma, işi geç başlatma, toplu vizite, servis ve yemek boykotu, sessiz yürüyüş, iş bırakma, yolu trafiğe kapatma, işyeri işgali gibi çeşitli yöntemlerle yapılan eylemler sonucunda hükümet Türk-İş'in taleplerini kabul ederek toplusözleşme imzaladı.
Bahar eylemleri ile yeniden hareketlenen işçi sınıfının 1990'lardaki ilk büyük eylemi ise Zonguldak madencilerinin Ankara yürüyüşü oldu. 30 Kasım 1990'da yaklaşık 50 bin maden işçisinin greve çıkmasıyla başlayan eylem, iktidarın uzlaşmaz tavrı ve Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın Türkiye Taşkömürü Kurumu'nun kapatılması gerektiği yönündeki provokatif demeçleriyle hızla büyüdü. İşçiler, 4 Ocak 1991'da aileleriyle birlikte Ankara'ya doğru yürüyüşe geçti. 60 bin kişi ile başlayan yürüyüş, birinci günün sonunda konakladığı Devrek'te 80 bin kişiye ulaştı. "Çankaya'nın şişmanı işçi düşmanı" sloganlarıyla Ankara'ya doğru süren yürüyüş, başkente kilometreler kala polis ve jandarma tarafından durduruldu. Jandarma, yaklaşık 10 kilometrelik bir alana yayılan kitleden 200 kişiyi göz altına aldı. Kitle bir gün boyunca bekledi ve ardından Genel Maden-İş Sendikası Başkanı Şemsi Denizer, bugün halen tartışılan bir karar ile eylemi bitirdi. Bakanlar Kurulu tarafından 25 Ocak'ta Birinci Körfez Krizi bahane edilerek 60 gün ertelenen grev, 1991'de imzalanan toplusözleşmeyle sona erdi.
90'lı yılların ortasına gelindiğince, 94 krizinin de etkisiyle çalkalanmaya başlayan işçi sınıfı, Ankara'da büyük bir miting gerçekleştirdi. "Emeğe Saygı Mitingi" ismiyle anılan bu mitingda, DİSK bir kez daha kitlesel biçimde mücadele sahnesine çıktı ve yaklaşık 100 bin kişilik bir kitlenin Tandoğan'dan Kızılay'a yürüdü. Mitingin ardından işçiler, iş bırakma ve gece işyerini terk etmeme eylemleri gerçekleştirdiler ancak tüm protestolara rağmen, hükümetin konfederasyonlarla görüşmeye yanaşmaması nedeniyle, grev yasağı olan işkollarında iş bırakma, diğer işkollarındaysa greve gitme biçiminde, 300 bin işçinin katıldığı bir eylem gerçekleştirildi. Türkiye tarihinin en büyük grevi olarak nitelenen bu eylem, Çiller hükümetini istifaya zorlandı. İstifanın ardından bir azınlık hükümeti kuran Çiller, güvenoyu alacağı gün bir kez daha işçiler tarafından durduruldu. Oylama günü Ankara'ya gelen 100 bin işçi Çiller'i istifaya çağırdı ve mitingin de etkisiyle hükümet güvenoyu alamadı.
İşçi sınıfının eylemliliği 2001 krizinin ardından gözle görülür biçimde yavaşladı. AKP iktidarının kurulmasından günümüze dek TEKEL özelleştirmesi gibi bazı tekil örnekler dışında önemli bir eylemlilik süreci yaşamayan işçi sınıfı, en kitlesel eylemlerini AKP'nin başta Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası olmak üzere emekçilerin kazanımlarını tırpanlamak için yürüttüğü yasama faaliyetlerine karşı yaptı.
İçinden geçtiğimiz dönemde, görkemli geçmişine göre uzun bir uykuya yatmışa benzeyen işçi sınıfı, üretimden gelen örgütlü gücü ile, Türkiye'nin içinden geçtiği karanlık dönemi bitirebilecek tek güç olmaya devam ediyor.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.