Sayfa yolu
Tarihteki grevler 25 Kasım’a ışık tutuyor
Yayın Tarihi: 22.11.2009 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK), 25 Kasım’da yapacağı uyarı grevi için hazırlıklarını sürdürüyor. AKP hükümetinin ekonomik ve sosyal politikalarına dönük tepki amacıyla örgütlenen uyarı grevine, demiryollarında, belediyelerde, okullarda ve hastanelerde çalışan kamu emekçilerinin yoğun katılımı bekleniyor. KESK, 1 Aralık 2000’de de benzer bir grev örgütlemişti.
KESK’in en örgütlü sendikalarından biri olan Eğitim-Sen’in Genel Başkanı Zübeyde Kılıç 25 Kasım grevini örgütlerken, eğitimin alınır satılır bir meta haline getirilmesine ve eğitim kurumlarının kapılarının emekçi çocuklarına kapatılmasına karşı mücadele ettiklerini vurguluyor. Eğitim-Sen Genel Merkezi geçtiğimiz günlerde, Türkiye’de büyük öğretmen grevlerini örgütleyen Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ve Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) yöneticilerini, 1969 grevinin 40. yılı ve 25 Kasım uyarı grevi vesilesiyle bir araya getirdi.
Öğretmen grevleri
Türkiye tarihinde öğretmenler tarafından gerçekleştirilmiş iki önemli grev bulunuyor. Bunlardan ilki, bundan 40 yıl önce 1969’da 15-19 Aralık’ta TÖS ve Türkiye İlkokul Öğretmenleri Sendikası (İLKSEN) tarafından, diğeri ise 24 Aralık 1979’da TÖB-DER tarafından gerçekleştirilmişti. 1965 yılında kurulan TÖS’ün örgütlediği ve dört gün süren grevin çağrı metninde yer alan ifadeler eğitim emekçileri açısından bugün de birer mücadele başlığı olarak güncelliğini koruyor. “Bütün Öğretmenler Boykota!..” başlıklı bildiride, “Türkiye eğitiminin ve öğretmenlerinin içinde bulunduğu bunalım dayanılmaz dereceye gelmiştir. Yabancı etkiler altında, sırtı halka dönük, eşitlikten uzak, tüketici, kalitesiz eğitim, yıllardır çocuklarımızı, halkımızı ve öğretmenlerimizi bıktırmıştır. Bugüne kadar yapılan her uyarıyı ve düzeltici her uygulamayı, türlü çeşitli iftira ve bühtanlarla boğan iç ve dış çıkarcılar, bu bakımsız ve perişan devlet eğitimini halkın çocuklarına bırakıp, kendi öz çocukları için özel okullar açmışlar ve açtırmışlardır. Yöneticilerimiz, kendi çocuklarını çoğunlukla dış ülkelerde okutmakta, oradan diploma aldırmaktadırlar” ifadeleri yer alıyor.
Dönemin İçişleri Bakanı grevin suç olduğunu söylediğinde, Boykot Merkez Komitesi’nden şu cevabı alıyor: “… Bu zihniyet ağa zihniyetidir. Öğretmenler onun çiftliğinde ırgat değildir. Kanun, kanun, kanun… Bunu biz de biliyoruz. Hatta yıllar önce öğrencimizken bunu ona biz öğrettik ve 5 numara verip sınıf geçirdik. Bir daha söylüyoruz: En büyük kanun haktır! İnsanları aç bırakmak, eğitimsiz bırakmak, kıymak, baskı altına almak kanun değildir. Ortada bir de Anayasa vardır. Boykotumuz Anayasa çerçevesi içinde demokratik bir harekettir. Anayasamıza aykırı antidemokratik kanunları ısıtıp ısıtıp ortaya atmak hizmet değildir.”
Öğretmenler tarafından örgütlenen bir diğer grev de 24 Aralık 1979’da Maraş Katliamının birinci yıldönümüne denk gelen tarihte TÖB-DER tarafından yapılmıştı. Faşist saldırı ve katliamlara karşı örgütlenen greve katılım, yine dönemin iktidarını şaşırtacak düzeyde olmuştu.
“Yasallık gücün ve meşruluğun altında ezilir ve etkisiz kalır”
Her iki öğretmen grevine katılan eğitimci Ali Önder Öndeş, geçmiş boykotları soL için değerlendirirken, bu iki iş bırakma eyleminin önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Sadece sendikalı öğretmenlerin değil, örgütsüz öğretmenlerin de grevlere katıldığını belirten Öndeş, 1969’daki dört günlük greve 100 binden fazla öğretmenin katıldığını söyledi.
Ali Önder Öndeş, fiilen yasaya rağmen yapılan bu grevler değerlendirildiğinde, çıkan sonuçları şu şekilde sıraladı:
• Her iki eylemde de çok yüksek sayıda katılım sağlanmıştır.
• İş bırakma toplumsal kabul görmüş, veliler, öğrenciler tarafından desteklenmiştir. Eyleme katılmayan öğretmenlerin ya da okulların öğrencileri derslere girmeyerek eylem kırıcıların etkisini kırmıştır.
• Her iki eylemin sorumluları hakkında mahkemeler çoğu yerde takipsizlik kararı vermiş ancak siyasi iktidar ve yöneticileri idari cezalar, sürgünler, açığa alıp işten el çektirme gibi uygulamalarla göz dağı vermeye çalışmışlardır. Örneğin 24 Aralık 1979 eyleminde mahkemede çoğu yerde Bursa ‘da bir mahkemenin bu tür bir olaya karşı yazdığı gerekçe savunma metni olarak kullanılmıştır. Aklımda kaldığı kadarıyla gerekçe şu ifadeleri içermektedir: “ Faşizm bir insanlık suçudur. Bu nedenle faşizme karşı mücadele etmek insanlık onurunun gereğidir.” Bu da göstermektedir ki, yargı 60’lı , 70’li yıllarda bugüne göre siyasal iktidarlardan daha bağımsızdır ve bugünkü gibi yargının kuşatılması yoğun değildir.
• Sonuç olarak, o günlerde gücümüzle yasalara rağmen meşruiyet elde ettik. Bugün de bu kararlılık gösterilirse, eylem meşrulaşır ve kabul görür. Yasallık gücün ve meşruluğun altında ezilir ve etkisiz kalır.
(soL – Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.