Sayfa yolu
Barış Derneği: Barış için AKP’ye de Anayasası’na da Hayır!
Yayın Tarihi: 01.09.2010 , 10:42 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Barış Derneği, 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla bir bildirge yayınladı. Referandum sürecine de değinen bildirgenin tam metni şöyle:
"Sovyetler Birliği’nin çözülmesi ve bir karşı devrimle yıkılması sonrasında emperyalizmin temel hedefi, reel sosyalizmin varlığı nedeniyle dünyanın kapitalist sömürüye tam olarak açılamamış bölgelerinde piyasa diktatörlüğünün hâkim kılınmasıydı. Bu amaçla, Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Orta Asya'yı içine alan geniş bir coğrafyada, gerektiğinde sınırların yeniden çizilmesinden çekinmeksizin, açıkça askeri güç kullanarak emperyalist çıkarlara uygun düzenlemelere giriştiler. Yugoslavya bu nedenle parçalandı. Irak ve Afganistan bu nedenle işgal edildi. Bölgede işbirlikçiler bu nedenle desteklendi, kimi örneklerde iktidara taşındı. Milyonlarca insan bu nedenle öldürüldü.
Türkiye, her yönden emperyalizme bağımlı, kapitalist bir ülkedir. İktidarda sermayedar sınıf vardır. Devlet, bütün kurumlarıyla sermaye egemenliğinin korunması amacıyla emekçi sınıflara karşı bir baskı aracı olarak örgütlenmiştir. Ancak aynı Türkiye, emperyalizmin azgınca müdahale ederek sınırları yeniden çizdiği bölgenin tam ortasında, iktisadi kaynakları ve potansiyeli itibarıyla büyük, siyasi dinamikleri itibarıyla karmaşık bir ülke olarak yer tutmaktadır. Ne kadar bağımlı ve işbirlikçi bir yönetici sınıfa sahip olursa olsun, bu niteliğiyle bölgeye yönelik emperyalist düzenlemelerin önünde nesnel açıdan bir “engel” olarak durmaktadır. Dolayısıyla emperyalistlerce Türkler ile Kürtler arasında bir iç savaşın yaşanması ihtimalini de barındırır şekilde bölünme tehdidinin sürekli canlı tutulması, bu topraklarda yaşayan halkları daha kolay yönetmenin bir yolu olarak görülmektedir.
Sermayedar sınıf, bu durumu bilmekte ve üzerine yıkılmakta olan felaketten kurtulabilmek için kendi güvenliğine karşılık, yıllar boyunca sömürdüğü, talan ettiği ve emekçi halk için bir kâbusa çevirdiği ülkemizi, emperyalist yağmaya tamamen teslim edecek politikalara açıktan onay vermektedir. Olduğu kadarıyla bile bağımsızlığın, aydınlanmanın, kamuculuğun, sınırlar ötesinde macera aramamanın tasfiye edilmesi yerine piyasacılığın, işbirlikçiliğin ve dinci gericiliğin başat burjuva programı hale getirilmesi bundandır. AKP hükümeti, bu programın pervasız uygulayıcısı olmuş ve bizzat mevcut düzenin sahiplerinin mutabakatıyla iktidara taşınmıştır.
1920’li yılların ikinci yarısından itibaren Türkiye’ye hâkim olan düzenin emekçiler açısından öykünülecek pek bir tarafı bulunmamaktadır. Ancak AKP eliyle yapılmakta olan, burjuva sınıfın 80 yıldır emekçi halka karşı işlediği suçların bazı düzen kurumlarının üstüne yıkılması ve bu durumun, bu suçları kat be kat aşan başka suçların aklanması için kullanılmasıdır. AKP hükümeti, büyük bir hızla emperyalistlerin istediği doğrultuda Türkiye’yi dönüştürmekte, emekçi halk için yıkım anlamına gelen bu dönüşüme düzenin “eski” suçlarından faydalanarak meşruiyet üretmeye çalışmaktadır.
12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referanduma konu olan anayasa değişikliği paketinin, bizzat hükümet partisi ve onun başı tarafından “12 Eylül 1980 darbesiyle hesaplaşma” kodlamasıyla halkın gündemine sokulmasının nedeni de budur. AKP hükümeti, 8 yıllık icraatının kritik bir döneminden geçmekte, durmanın ya da yavaşlamanın “devrilmek” anlamına geldiğini görmekte, dolayısıyla referandumdan ‘evet’ çıkarmak için var gücüyle yüklenmektedir. Bu nedenle 12 Eylül referandumu, halkın, “AKP’nin icraatına ‘Evet’ mi, ‘Hayır’ mı?” sorusunun cevabına göre oy kullanacağı bir hal almıştır.
Barış Derneği, birkaç nedenle 12 Eylül’de açıkça ‘HAYIR’ denmesi gerektiğini düşünmektedir.
Birincisi, AKP hükümeti doğrudan 12 Eylül darbesinin ürünü ve her anlamıyla onun devamıdır. Dolayısıyla 12 Eylül ile hesaplaşma iddiası palavradan başka bir şey değildir. Bu palavranın hak ettiği şey ikirciksiz bir ‘HAYIR’dır.
İkincisi, 8 yıllık AKP icraatı halk için, ağır emek sömürüsü, işsizlik, yoksulluk, eğitimin ve sağlığın paralı hale getirilmesi, kamu mallarının yağması, yeraltı/yerüstü zenginliklerinin talanı, dinci gericiliğin toplumsal yaşamdaki ağırlığının artması, cemaat örgütlenmesinin her yere sızması ve emekçilerin sürekli olarak aşağılanması anlamına gelmiştir. Bunların hiç birisinde evet denecek bir yan bulunmamaktadır.
Üçüncüsü, Türkiye, AKP eliyle uygulanmakta olan emperyalist program nedeniyle bölünmenin eşiğine gelmiştir. Daha bir yıl önce, AKP’nin “Kürt Açılımı”nın toplumun kimi kesimlerinde belli bir heyecan yarattığı dönemde şunları yazmıştık. “AKP eliyle yürütülmekte olan açılımın, dolaylı yoldan bile olsa silahların susmasına hizmet edeceği çok kuşkuludur. Bu iddianın temelinde piyasa diktatörlüğünün ve gericiliğin hüküm sürdüğü, bağımlı bir ülkede "Kürt Sorunu" da dâhil olmak üzere hiç bir temel meselenin gerçek anlamda çözülemeyecek olması yatmaktadır.” Aradan geçen sürede yaşananlar, yazılanları fazlasıyla doğrulamış durumdadır.
“Kürt Sorunu”nun çözümü, bölünmeden değil Türk ve Kürt emekçilerinin birliğinden geçer. Türkiye’de hâkim olan piyasa diktatörlüğü, her kökenden emekçiye düşmandır. Biz birlikten, bugünkü ortak mahkûmiyeti değil ortak düşmana karşı birlikte mücadele etmeyi, birlikte kurtuluşu, birlikte eşitlikçi ve özgürlükçü bir düzenin kuruluşunu anlıyoruz. Bunun için AKP iktidarına ‘HAYIR’ diyoruz.
Son olarak, biz barışçıyız. İnsanların ancak eşitlikçi ve özgür bir toplumda barış içinde yaşayabileceğini savunuruz. Anti-kapitalistiz. Savaşların esas nedeninin, emek sömürü ve sermayedar sınıfın bitmek tükenmek bilmeyen kâr hırsı olduğunu biliriz. Anti-emperyalistiz. Dünyanın çeşitli coğrafyalarının emperyalistlerce işgal edilmesine karşı olduğumuz kadar, Türkiye’nin emperyalist çıkarlar uğruna komşularına yönelik saldırganlık içinde olmasına da karşı çıkarız. Aydınlanmacıyız. Siyasi iktidarın kaynağını öte dünyada aramadığımız gibi insan aklının ve bilimsel yöntemin doğada ve toplumda olan biteni açıklamaya muktedir olduğunu düşünürüz. Yurtseveriz. Öyle olduğu için ülkemizi ve özellikle onun emekçi insanını severiz. Enternasyonalistiz. Dolayısıyla dünyanın bütün emekçilerini kardeş biliriz. Bu nedenle işbirlikçi, piyasacı, dinci gerici padişah özentilerine kolay kolay pabuç bırakmayız. Bunun için de ‘HAYIR’ diyoruz."
(soL - Haber Merkezi)
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.